Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 - +90 530 926 41 13 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya Giriş Başvurusu ve Türkiye

Bu yazı 17.05.2022 tarihinde yayınlanmıştır.

*Doç. Dr. Güray Alpar/SDE Başkanı

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmak için başvurusu, bölgedeki stratejik dengeleri değiştirmesi açısından tarihi bir anlam taşıyor. Durumdaki bu hızlı değişimin derinliğini anlamak ise oldukça önemli.

Rusya’nın Ukrayna saldırısı ABD’ne; kendisini, NATO’yu ve Avrupa’yı bir süreliğine toplama fırsatı vermiş gibi görünüyor

ABD ve NATO’nun başlangıçtan itibaren açıklamaları ile Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını caydıracak girişimlerden uzak durduğu görülmüştür. Daha 2021 Aralık ayında Rusya, Ukrayna sınırına asker yığmaya başladığında Biden, Rusya’yı rahatlatan, “Ukrayna’ya asker göndermeyi planlamıyoruz” açıklaması yapmıştı.

24 Şubat 2022 tarihinde, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal girişiminin başlaması ise ABD’ne hem NATO’yu hem de dağılan Avrupa’yı kendisine bağlaması için gerekli fırsatı fazlasıyla verdi. Yaratılan Rus tehdidi nedeniyle, daha önce savunma harcamalarını artırmamakta direnen ve ABD’den gittikçe uzaklaşan Avrupa ülkeleri, savunma harcamalarını derhal artırmayı kabul ederken ABD, Avrupa’da her istediği yerde hem de bu ülkelerin gönüllü çağrısıyla, askeri üsler elde etme ve asker bulundurma hakkına sahip olmaya başladı. ABD bunun yanında, Avrupa’daki ülkelere silah satışlarını artırırken, maliyetleri artmasına rağmen, onları Rusya yerine başka kaynaklardan enerji temin etmeye zorlamaya başladı. Bu durum, Rusya’nın Ukrayna karşısında başlangıçtaki ilerlemesinin yavaşlamasına rağmen, devam etmekte ve yaratılan Rus korkusu nedeniyle birçok ülkenin, tamamen ABD yörüngesinde hareket etmek zorunda kaldığı görülmektedir.

Başlangıçta İsveç ve Finlandiya NATO’ya üye olmayı düşünmüyordu

Aslına bakılırsa İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlangıcında bile NATO’ya üye olmayı düşünmüyorlardı.

Ama İngiltere ve ABD’nin, Rusya’ya yönelik kuşatma stratejileri açısından, bu ülkelerin NATO üye olmaları gerekliydi. Bu ülkelerin resmî açıklamaları dikkatle incelendiğinde bu durum açıkça ortaya çıkar.

 -NATO üyeliğini kesinlikle düşünmüyoruz (25 Şubat 2022, İsveç Başbakanı Andersson).

 -Ben olduğum sürece NATO’ya katılmayacağız (07 Mart 2022, İsveç Savunma Bakanı Hultqvist)

 -Finlandiya’nın NATO’ya katılması, Avrupa’nın güvenlik durumunu olumsuz etkiler (20 Mart 2022, Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinistö).

Peki neden bu ülkeler, aradan geçen süre içerisinde fikir değiştirdiler veya değiştirmek zorunda kaldılar? Aslında Rusya’nın karadan komşusu olan ve Rusya’nın eski başkenti St. Petesburg’un hemen karşısında bulunan Finlandiya, Rusya ile olumlu ilişkiler geliştirmeyi başarmıştı. Ancak Rus yönetiminin agresif tutumu yanında “kaba askeri güce ve korkuya dayalı açıklamaları” karşı değişimi süratlendirdi. Rusya’nın Kırım’ı işgal ettiği dönemde bile Finlandiya halkının ancak %25’i NATO üyeliğini desteklerken, bugün bu oran %80’lere yaklaştı. Aynı şekilde İsveç için bu oran, Ukrayna işgali öncesi %20 iken şimdilerde %70’leri aşmış durumda.

Geçmişte, bağlantısızlık politikası sayesinde Finlandiya, nüfusunun ve kapasitesinin çok üzerinde bir güce kavuşmuştu.  “Soğuk Savaş” döneminden beri askeri olarak tarafsız olan ve bağlantısızlık politikası takip eden Finlandiya için bu başvuru ile tarihsel tarafsızlığın sonu gelmiş oldu. Aynı durum, benzer statüdeki İsveç için de geçerli. Şimdi şartlar değişmiştir. Bundan sonra gerek İsveç gerekse Finlandiya için yaratılan olumlu beklentilerin, her konuda beklenildiği gibi gerçekleşmeyeceği ve birçok konunun orta ve uzun vadede farklı seyir izleyeceği de daha iyi görülecektir.

ABD, NATO’yu kullanarak sadece Rusya’yı değil, İsveç ve Finlandiya’yı da kontrol etmek istiyor

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği ile Baltık artık bir NATO gölü haline geldiği gibi, Rusya’nın eski başkenti ve en önemli şehirlerinden birisi olan St. Petersburg’da NATO’nun etki alanının merkezine oturduğu görülecektir. Rusya böyle bir manevra ile artık açık denizlere kapatılmış olmaktadır. Halihazırda durumda, ABD’nin İsveç ve Finlandiya üzerinden Rusya’yı kuşatma yanında, Avrupa üzerindeki egemenliğini tamamen sağlama çabasını da görmek mümkün.

Diğer taraftan konu; Fransa ve Almanya’nın başını çektiği AB merkezli oluşumun gerçekleştirmeye çalıştığı, stratejik düzeyde bağımsız olma girişimlerinin karşısında, ABD ve İngiltere tarafından, NATO’yu kullanarak, Avrupa Güvenlik Mimarisini kendi kontrollerinde şekillendirme ve Baltık’tan Akdeniz’e, Rusya ve AB arasına bir hat oluşturma girişimi olarak da değerlendirilebilir. Bu hattı kontrol eden hem Avrupa hem de Rusya’yı yani, “Merkezi Bölge”yi ve enerji kaynaklarını da kontrol edecektir. ABD ise şimdilik bunu başaracak gibi görünmektedir.

Türkiye neden İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine veto edeceğini bildirdi

Böyle bir ortamda, Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda olumlu bir düşünce içinde olmadığı açıklamasını yaptı.  Derinliğine incelendiğinde bu açıklamanın iki ana nedeninin olduğu görülür.

Bunlardan ilki, her iki ülkenin PKK ve onun uzantısı YPG terör örgütlerine vermiş olduğu destektir. Her iki ülke bu örgütleri ya tamamen ya da kısmen terörist örgüt olarak görmüyor ve bunların faaliyetlerini tam olarak engellemiyor.

Belirtilen örgütlerin bu ülkelerde teşkilatlanması ve lobileri güçlü. Bu örgütler rahat bir şekilde bu ülkelerde barınabildiği gibi ekonomik kaynak sağlama yönünden de bu ülkelerden fazlasıyla faydalanmaktadır. Diğer taraftan PKK-YPG terör örgütü bu ülkelerden bazılarına ait silahları eylemlerinde kullanıyor. 2017-2022 dönemi içerisinde PKK terör örgütüne karşı yapılan operasyonlarda İsveç yapımı AT-4 tanksavar silahlarının ele geçirilmesi bunun en bariz göstergesi. Şimdiki gelinen ortamda, YPG ve PKK’lı teröristlerin bu tanksavar silahlarıyla İsveç ve Finlandiya’yı Rus tanklarına karşı koruması beklenebilir mi? Devlet adamları ciddi olmazsa ortaya çıkan durumlar da böyle gayrı ciddi durumlara dönüşebiliyor.

Yine bu ülkeler Türkiye’nin talep ettiği teröristleri de teslim etmekten imtina ediyor. Kaldı ki, bugüne benzer şekilde “Soğuk Savaş Dönemi” boyunca kendi bütçesinden milyonlara ulaşan askeri kuvveti, Avrupa güvenliği için hazır tutan Türkiye bu fedakarlığı yaparken, Avrupa’daki bazı NATO ülkelerinin Türkiye aleyhine faaliyet gösteren teröristleri koruduğu gerçeğini de hatırlamakta fayda olduğu düşünülmektedir.

NATO’ya üyelik için başvuran ve Türkiye’nin desteğini isteyen aynı ülkelerin, “bu örgütlere karşı kullanılıyor” gerekçesiyle bazı alanlardaki kritik malzemeleri Türkiye’ye vermediği ve ambargo uyguladıkları biliniyor.

Terör örgütlerinin Türkiye’de, sivil asker ayırımı yapmadan eylemler gerçekleştirdiği ve Barış Pınarı Harekatının devam ettiği bir dönemde, NATO üyeleri olan; Norveç, Çekya gibi ülkelerin, Finlandiya ile birlikte Türkiye’ye “dengeleri bozuyor” gerekçesiyle silah ambargosu ilan ettiği ve yine NATO üyesi Hollanda ile birlikte İsveç’in AB’den silah ambargosu talep ettikleri de biliniyor.

Suriye ve Irak’taki terörist unsurlara her türlü kolaylığın sağlandığı bu ülkelerde, ihtiyaç sahibi göçmenler zor durumda

Bu ülkelerin, Türkiye tarafından terörist olarak kabul edilen unsurlara desteğinin arkasındaki gerekçe ise bu bölge insanına yardım etme düşüncesinin tamamen dışında. Suriye ve Irak’taki terörist unsurlar bu ülkelerde en iyi şekilde ağırlanırken, bu ülkeden gelen gerçek ihtiyaç sahibi insanlar, her nedense dışlanıyor. Son dönemde İsveç, Norveç ve Finlandiya, İltica Yasalarını daha da ağırlaştırdılar. Uluslararası Göç Organizasyonu temsilcisi Tobias Van Treeck’in raporuna göre; Finlandiya'nın uzun süren iltica prosedürleri ve göçmenlerin kötü koşulları sığınmacıların beklentilerini karşılamaktan uzak. Bu yüzden birçok sığınmacı ülkelerine geri dönmek istiyor. Bunların %80’i Iraklı. Suriyeli sığınmacıların %22’si, Afganlıların ise %35’i geri dönmek istediklerini beyan ediyor.

Böylesi bu durumda Türkiye’nin, bu ülkelerin tutumunun değişeceği yönünde sağlam garantiler talep etmesi kadar doğal bir şey olamaz

Sadece Türkiye değil, Hırvatistan ve Macaristan’ın da İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto etme durumu var. Hırvatistan Cumhurbaşkanı Milanoviç, 3 Mayıs 2022 tarihinde, “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini veto edecekleri” açıklamasında bulundu.

NATO savunmaya yönelik bir güvenlik ittifakı. Eğer bir ülke böyle bir ittifak içinde yer alıyorsa, müttefiki ülkeye güven duymalı. İsveç ve Finlandiya daha bu ittifaka üye olmadan böyle bir güveni veremiyorsa, zaten ittifaka girmesinin de bir anlamı olamaz.

Bunun yanında bu iki ülke askerî açıdan çok da güçlü ülkeler değil ve Rusya’ya kara ve denizden sınır ülkeler. Bu ittifaka girişle birlikte nükleer saldırı başta olmak üzere, bugüne kadar maruz kaldıkları tehdidin çok üzerinde bir risk altına girecekleri kesin.

Bu aynı zamanda Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütünün, “üye ülkelerin, saldırıya uğrayan herhangi bir ülkeye yardım etmesini öngören” 5. Maddesi uyarınca, diğer NATO üyesi ülkelerini tehdide maruz bırakıyor. Tehdit Rusya sınırından uzaktaki ülkeler için daha az. Bu durumda Türkiye’nin, NATO’nun, Rusya sınırında bulunan en büyük askeri gücü olması daha bir önem kazanıyor. Türkiye böyle bir durumda neden kendisine dostça tavır içerisinde olmayan İsveç ve Finlandiya için böyle bir risk altına girsin? Bu noktada, daha önce Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşünde olduğu gibi sadece kişisel sözlere dayalı sahte garantilerin bu kez de kabul edilmesi yapılabilecek en büyük hata olacaktır.

İsveç ve Finlandiya’nın, Türkiye’nin güneyindeki terör unsurlarına desteğini derhal kesmesi, ülkesinde bu unsurlara kesinlikle izin vermemesi, Türkiye’nin savunma sanayine karşı olan yaptırımlarına ve ambargolarına derhal son vermesi belki bu ülkelerin iyi niyetlerini göstermesinin ilk aşaması olabilir. İkinci aşamada başka bir iyi niyet göstergesi ise bu iki ülkenin, Suriye’de güvenli bir ortam oluşturulması ve evler yapılarak göçmenlerin normal yaşantılarına dönmesi yönündeki maddi katkısı olabilir. Bu ülkeler ancak böyle bir durumda, sürekli olarak gündeme getirdikleri, “insan hakları ve evrensel ilkeler ile barışa” bir nebze olsun katkıda bulunabileceklerdir.