ABD’de siyasi dengeler yeniden şekillenirken, Demokrat Parti’nin öne çıkan isimlerinden Kamala Harris, 2028 başkanlık seçimlerine aday olabileceğinin sinyalini verdi. Harris’in açıklamaları, özellikle Donald Trump yönetiminin dış politika hamlelerine yönelik artan eleştirilerin gölgesinde geldi.
Harris’ten “2028” sorusuna açık kapı
Harris, sivil haklar lideri Al Sharpton ile birlikte katıldığı National Action Network yıllık toplantısında kendisine yöneltilen “2028’de yeniden aday olacak mısınız?” sorusuna net bir yanıt vermekten kaçındı ancak kapıyı açık bıraktı.
“Olabilir, olabilir. Bunu düşünüyorum” diyen Harris, geçmişteki tecrübesine dikkat çekerek başkanlık görevine hazır olduğunu ima etti.
“Başkanlığın ne gerektirdiğini biliyorum”
2021–2025 yılları arasında Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Harris, Beyaz Saray’daki deneyimini vurgulayarak, “Başkanlığın ne olduğunu ve ne gerektirdiğini biliyorum” ifadelerini kullandı. Oval Ofis ve Durum Odası’nda geçirdiği uzun saatlere değinen Harris, devlet yönetimi konusunda yeterli donanıma sahip olduğunu belirtti.
Harris, 2024 seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayı olarak yarışmış, ancak seçimi Trump karşısında kaybetmişti. Joe Biden’ın yarıştan çekilmesinin ardından kısa sürede aday gösterilen Harris, seçimlere sınırlı bir süre kala kampanya yürütmek zorunda kalmıştı.
2024 seçimleri ve tartışmalı süreç
2024 seçimlerinde Trump, 312 delege oyuyla Harris’in 226 oyuna karşı net bir galibiyet elde etmişti. Halk oylamasında ise fark daha sınırlı kalmış, Trump yüzde 49,8, Harris ise yüzde 48,3 oy almıştı.
Harris’in adaylığı, ön seçimlere katılmadan belirlenmesi nedeniyle Demokrat Parti içinde de tartışmalara yol açmıştı. Buna rağmen Harris, ABD tarihinde büyük bir partinin adaylığına gösterilen ilk siyahi ve Güney Asya kökenli kadın olarak dikkat çekmişti.
Trump’a sert eleştiriler
Harris, konuşmasında Trump yönetiminin özellikle dış politikadaki adımlarını hedef aldı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını “tercih edilmiş bir savaş” olarak nitelendiren Harris, bu politikaların hem bölgesel istikrarsızlığı artırdığını hem de ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerini zedelediğini savundu.