Temsilciler Meclisi Üyeleri ABD Yönetiminden İsrail'in Nükleer Varlığını Kabul Etmelerini İstedi

ABD'de Temsilciler Meclisinden 30 Demokrat üye, Başkan Donald Trump yönetiminden, İsrail'in gizli tuttuğu nükleer silah programının varlığını kabul etmesini ve programa ilişkin bildiği detayları açıklamasını talep etti.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Washington Post gazetesinin haberine göre, Temsilciler Meclisi Üyesi Joaquin Castro önderliğindeki 30 Demokrat, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya ortak mektup yazdı.

Mektupta, İsrail'in 1950'lerin sonlarında gizlice başlattığı bilinen ancak varlığını resmen kabul etmediği nükleer silah programı ele alındı, Trump yönetimine İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğunu resmen kabul etme çağrısı yapıldı.

Washington Post’un salı günü ortaya çıkardığı mektupta vekiller, ABD’nin Ortadoğu’da nükleer silahların yayılmasını önleme politikasının, İsrail’in nükleer kapasitesine dair resmi sessizlik sürdükçe tutarlı olamayacağını belirtti.

Teksas Demokratı Joaquin Castro öncülüğünde kaleme alınan mektupta, “Devam eden çatışmanın merkezindeki taraflardan birinin nükleer silah kapasitesi hakkında resmi sessizlik politikası sürdürülürken Ortadoğu için tutarlı bir nükleer silahların yayılmasını önleme politikası geliştiremeyiz denildi.

Mektupta, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerin nükleer programlarını kısıtlama söylemlerine karşı İsrail'in nükleer silah programının varlığını kabul etmeyen ABD'nin "güvenilirliğinin azaldığı" ifade edildi.

Hükümete, İsrail'in programı hakkında bildiklerini aktarması çağrısı yapılan mektupta, uranyum zenginleştirme kapasitesi, kullanılan materyalin üretim yeri ve nükleer silahların mevcut savaşta hangi durumlarda kullanılacağının ABD'ye bildirilip bildirilmediği gibi detayların da paylaşılması istendi.

İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğunun resmen tanınmasının sonuçları

Washington’ın bu “açık sırrı” koruma ısrarı, sadece stratejik değil aynı zamanda hukuki nedenlere dayanıyor. ABD yasaları, uluslararası nükleer güvence ve denetim mekanizmalarına uymayan ülkelere güvenlik yardımı yapılmasını kısıtlıyor. İsrail’in nükleer bir güç olduğunun resmen kabul edilmesi, Washington’ın Tel Aviv’e yönelik milyarlarca dolarlık askeri yardım akışını hukuki bir çıkmaza sokabilir.

İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğunun resmen tanınması, ABD-İsrail ilişkilerinde ciddi gerilim yaratabilir.

Böyle bir adım, İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı da artırabilir.

Tarihi arka plan ve nükleer muamma

ABD ile İsrail arasındaki “nükleer belirsizlik” anlaşması, 1969 yılında Richard Nixon ve Golda Meir arasında yapılan gayriresmi bir mutabakata dayanıyor. Bu anlaşma çerçevesinde İsrail nükleer deneme yapmayacağını veya ilan etmeyeceğini taahhüt ederken, ABD de bu tesisleri uluslararası denetimden korumayı kabul etmişti.

İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) imzacısı olması ve tesislerinin uluslararası denetime tabi tutulmasına karşın, İsrail’in Dimona nükleer reaktörü hiçbir denetim altında bulunmuyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre İsrail’in yaklaşık 80 nükleer başlığa sahip olduğu tahmin edilse de, uzmanlar bu sayının yüzlerce olabileceğini öngörüyor.

“Samson Seçeneği” endişesi

Kapalı kapılar ardında ise Trump yönetiminin, İsrail’in nükleer silah kullanma eşiğinin düşmesinden endişe ettiği belirtiliyor. Mart 2026’da İran’ın Dimona yakınlarındaki bölgeleri vurmasıyla derinleşen kriz, İsrail’in yenilgi ihtimaline karşı nükleer silahla topyekûn bir yanıt vermesini öngören “Samson Seçeneği” senaryolarını yeniden tartışmaya açtı. Bu durum, sadece bölgesel bir savaşı değil, küresel bir felaketi tetikleme potansiyeli taşıyor.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA