1990’lı ve 2000’li yıllarda Doha sokaklarında, alışveriş merkezlerinde Amerikan askerlerini görmenin sıradan bir durum olduğunu hatırlatan Hind Al Ansari, o dönemde bu askeri varlığın bölge halkı için güvenliğin ve "Batı şemsiyesinin" somut birer temsili olarak algılandığını belirtiyor. Ancak 28 Şubat 2026’da patlak veren operasyonlar, bu devasa askeri mevcudiyetin bir koruma kalkanı değil, aksine bölgeyi ateş çemberine çeken bir mıknatıs olduğunu kanıtladı. Al Ansari, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin, Batılı güçlerle kurdukları stratejik ittifaklar ve yaptıkları devasa yatırımlar sayesinde savaşın yıkımından muaf kalacaklarına dair inançlarının, İran füzelerinin bölgeye düşmesiyle yerle bir olduğunun altını çiziyor. ABD ve İsrail’in saldırı öncesinde müttefiklerine haber vermemesi, ardından Amerikan personelinin bölgeyi tahliye etmeye başlaması, Hind Al Ansari'ye göre Körfez başkentlerinde "ihanete uğramışlık" hissini derinleştiren temel kırılma noktası oldu.
Körfez liderlerinin Washington’daki en etkili figürleri ikna etmek için harcadığı yıllar ve Donald Trump’a gösterilen görkemli misafirperverlik, kriz anında beklenen karşılığı bulmadı. Al Ansari, Trump’ın Körfez toplumlarını İran füzeleri karşısında yapayalnız bıraktığına dikkat çekerek, bu ülkelerin Washington nezdinde "bir varil ham petrolden daha az değer gördüğü" tespitini paylaşıyor. Bölgenin, içinde yaşayan milyonlarca insanı olan bir sosyal alan değil, sadece doğal kaynakların ve stratejik konumun olduğu coğrafi bir harita gibi görülmesi; Körfez devletlerinin yıllardır yürüttüğü "yumuşak güç" projelerinin de sınırlarını gösteriyor. Hind Al Ansari'nin analizinde vurguladığı üzere; Batı dünyası Körfez’in petrolünü ve misafirperverliğini memnuniyetle kabul etse de, güvenlik ve insani değer söz konusu olduğunda bölge halkını "harcanabilir" birer unsur olarak kodlamış durumda.
Bu yeni ve acı gerçeklik, KİK ülkelerini güvenlik politikalarını en baştan sorgulamaya itiyor. Hind Al Ansari, füzeler düşerken hiçbir Batılı siyasetçinin yardıma gelmediğini ve Körfez ülkelerinin sesinin Capitol Hill'de yankı bulmadığını hatırlatıyor. Gelinen noktada, güvenliğin lobi faaliyetleri veya Amerikan gücüne yakınlık ile satın alınamayacağı gerçeğiyle yüzleşildiğini belirten Al Ansari, Körfez ülkeleri için artık tek yolun dışarıdan gelen koruma mitini terk etmek olduğunu savunuyor. Yazara göre asıl görev; bölgeyi başkalarının savaşları için stratejik birer "arka plan" olmaktan kurtaracak, içe dönük ve gerçek anlamda bölgesel bir istikrar anlayışını inşa etmektir.
Kaynak: Middle East Monitor
Diğer İçerikler