İsrail Savunma Bakanlığı Genel Direktörü Amir Baram, Orta Doğu ve çevresindeki değişen jeopolitik güç dengelerine ilişkin yaptığı stratejik değerlendirmede dikkat çeken bir çıkışa imza attı. İsrail'in bölgede daha geniş kapsamlı bir ekonomik ve savunma mimarisi kurmayı hedeflediğini belirten Baram, kurulması planlanan bu yeni yapının Hindistan'dan başlayarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) kadar uzanan geniş bir güvenlik aksını kapsaması gerektiğini ifade etti.
10 Milyar Doları Aşan İhracat ve Batı ile Pragmatik İş Birliği
İsrail Savunma Bakanlığı'ndan gelen bu hamlenin ardından İsrail basını, Türkiye'nin son yıllarda ulaştığı savunma sanayisi gücünü mercek altına aldı. Biz gazetesinin analizinde, Türkiye'nin yıllık savunma ihracatının 10 milyar dolar barajını aştığına dikkat çekildi. Geçen yıl gerçekleştirilen savunma satışlarının yüzde 56 gibi büyük bir oranının ABD, Avrupa ve diğer Batılı müttefiklere yapıldığını belirten gazete, bu tablonun Ankara ile Batı ilişkilerinde tarihi bir eksen değişimine işaret ettiğini yazdı. 1970'li yıllardaki Kıbrıs krizi ve 2017'deki Rus S-400 hava savunma sistemi alımıyla gerilen ilişkilerin, yerini artık savunma sanayisi odaklı daha pragmatik ve karşılıklı bağımlılığa dayalı bir iş birliği anlayışına bıraktığı aktarıldı.
Ukrayna Savaşı ve Trump Faktörü Türkiye'ye Kapı Açtı
Analize göre, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesiyle başlayan süreç, Türk savunma şirketlerinin ihracat hacmini yaklaşık dört kat artırarak Ankara'ya muazzam bir jeopolitik avantaj sağladı. Savaşın etkisiyle Avrupa genelinde silahlı insansız hava araçlarına, 155 milimetrelik topçu mühimmatına ve acil teslim edilebilecek savunma sistemlerine olan ihtiyaç tavan yaptı. Bunun yanı sıra ABD'de Trump yönetiminin Avrupa ülkelerine savunma harcamalarını artırma ve Washington'a askeri bağımlılığı azaltma yönünde yaptığı baskılar, Avrupa'nın yönünü Türkiye'ye çevirmesine neden oldu.
Soğuk Savaş sonrasında askeri bütçelerini ve savunma sanayilerini küçülten birçok Avrupa ülkesinin aksine Türkiye'nin hem devasa ordusunu koruduğu hem de yerli Ar-Ge yatırımlarını sürdürdüğü vurgulandı. Bugün NATO içindeki temel tartışmanın artık sadece bütçe payı olmadığı, Avrupa'nın fiziki olarak yeterli silah ve mühimmat üretip üretemeyeceği krizi olduğu belirtilirken, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma planlarının da Türkiye'nin ittifak içindeki değerini katladığı ifade edildi.
Modern Savaşı Değiştiren Konsept: Bayraktar TB2 ve İHA Teknolojisi
Türkiye'nin teknolojik vizyonuna dair en somut örnek olarak Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar TB2 insansız hava aracı gösterildi. Bayraktar TB2'nin henüz Ukrayna savaşından önce bile küresel pazarda rüştünü ispatlamış bir platform olduğu, düşük maliyetle sunduğu yüksek etkinlikle modern savaş doktrinlerini kökten değiştirdiği hatırlatıldı. Savaşın ilerleyen safhalarında kamikaze, keşif ve yoğun elektronik harp destekli İHA'ların ön plana çıktığı, Türkiye'nin ise uzun yıllardır bu spesifik alanda üretim yapması sayesinde rakiplerine karşı büyük bir operasyonel avantaj elde ettiği kaydedildi.
Ankara'nın Batı Karşısında Pazarlık Gücü Yükseliyor
Avrupa'nın özellikle konvansiyonel mühimmat üretiminde çok ciddi kapasite ve hammadde sorunları yaşadığı belirtilen analizde, Türkiye'nin yüksek üretim hatları, tümüyle NATO standartlarına uygun esnek sistemleri, düşük iş gücü maliyetleri ve siparişleri çok kısa sürede teslim edebilme esnekliği sayesinde bu stratejik açığı kapatabilecek dünyadaki ender ülkelerden biri olduğu vurgulandı.
Türkiye'nin NATO'nun mühimmat, İHA ve savunma altyapısındaki kronik eksiklerini gidermede üstleneceği bu kritik rolün, doğrudan siyasi bir manivela oluşturacağı ifade edildi. İttifakın Türkiye'ye olan askeri bağımlılığı ve Ankara'nın masadaki ağırlığı arttıkça, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Avrupa ve ABD karşısındaki diplomatik pazarlık gücünün de geometrik olarak yükseleceği değerlendirmesi yapıldı.
Sonuç olarak İsrail gazetesi, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin sadece liderlerin el sıkışıp bildiri yayımlayacağı diplomatik bir buluşma olmayacağını; Türkiye'yi sadece jeostratejik bir geçiş koridoru olmaktan çıkarıp küresel ölçekte en önemli güvenlik ve savunma tedarikçisi konumuna taşımayı hedefleyen Türk savunma sanayisinin uluslararası gövde gösterisi olacağını yazdı.
Diğer İçerikler