Israel Hayom gazetesinin haberinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ankara'daki NATO Zirvesi ile Türkiye'nin küresel güç dengelerindeki ağırlığını ve bölgesel liderliğini daha da sağlamlaştırdığı aktarıldı. Türkiye’nin 355 bin aktif ve 378 bin yedek askeriyle NATO içinde ABD’den sonra en büyük ikinci orduya sahip olduğuna dikkat çekilen analizde, Türk savunma sanayisinin son 10 yılda kazandığı belirgin ivme vurgulandı.
Ankara’nın artık sadece bir askeri tedarikçi veya lojistik ortak rolünün ötesine geçerek, küresel ölçekte politika dikte edebilen stratejik bir aktör olmayı hedeflediği belirtildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu vizyon doğrultusunda, Türkiye'nin Avrupa savunma ve güvenlik mimarisine tam entegrasyonu ve özellikle de Avrupa Birliği'nin 150 milyar avroluk (171 milyar dolar) devasa SAFE programına dahil edilmesi için müttefiklerine güçlü bir baskı uyguladığı ifade edildi.
Ariel Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları ve Siyaset Bilimi Bölümü'nden Türkiye uzmanı Dr. Assa Ophir, gazete için yaptığı değerlendirmede Türk dış politikasındaki köklü eksen değişimine dikkat çekti. Türk politika yapıcıların diplomatik ve masadaki hedeflerin mutlaka sahada askeri güçle desteklenmesi gerektiğinin farkında olduğunu belirten Dr. Ophir, şu analizi paylaştı:
"Türkiye'nin askeri tahkimatı kendi başına bir amaç değildir. Bu, hırslı ve revizyonist bir dış politikayı desteklemenin bir aracı. Yani, Türkiye mevcut düzeni değiştirmek isteyen bir ülke. Ankara'nın son yıllarda kendisini daha önce karakterize eden temkinli, statüko odaklı dış politikadan kademeli olarak uzaklaştığını görebiliyoruz. Türkiye bunun yerine sadece bölgesel statükoyu değil, küresel güç dengesini de reddeden; oyunun kurallarını yeniden yazmayı hedefleyen daha bağımsız ve kararlı bir tutum takındı. Eğer bir ülke Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Doğu, Balkanlar ve giderek artan bir şekilde Afrika ve Orta Asya'daki olayları etkilemek istiyorsa, sınırlarının çok ötesine güç yansıtabilecek askeri güce ihtiyacı vardır."
Ophir ayrıca, NATO üyeliğinin Türk ordusuna ortak tatbikat yeteneği, standardizasyon, ortak istihbarat paylaşımı ve dünyanın en gelişmiş ordularıyla tam bir birlikte çalışabilirlik altyapısı sağladığını, Türklerin askeri tehditlere karşı bu ittifakı güçlü bir savunma ağı olarak kullandığını sözlerine ekledi.
Stokholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) resmi verilerine dayandırılan haberde, Türk savunma sanayisinin dünyada 11. sırada yer aldığı ve küresel silah pazarının tek başına yüzde 1,8’ine hükmettiği hatırlatıldı. Türkiye'nin savunma sanayisi ihracatının 2024 yılında yüzde 29, 2025 yılında ise yüzde 48’lik devasa artışlar kaydettiği aktarıldı.
SIPRI raporlarına göre, Türkiye'nin 2025 yılındaki askeri harcamalarını bir önceki yıla kıyasla reel bazda yüzde 7,2 artırdığı ve son 10 yılda savunma bütçesini tam yüzde 94 oranında büyüterek ikiye katladığı açıklandı. Türkiye'nin askeri harcamalarının 2025 yılında 30 milyar dolara ulaşarak bölgesel güç dengesinde tarihi bir kaymaya sebep olduğu belirtilen analizde, bu bütçenin büyüklüğü şu dikkat çekici kıyaslama ile ortaya konuldu: Türkiye'nin tek başına sahip olduğu savunma bütçesi; Yunanistan, Irak, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan ve Gürcistan gibi yakın tüm komşularının yaklaşık 25 milyar dolara ulaşan yıllık toplam askeri harcamalarını geride bırakarak bölgedeki mutlak askeri üstünlüğünü tescilledi.
Diğer İçerikler