Algemeiner, Dünyanın Kilitlendiği Türkiye ve Suudi Arabistan Arasındaki Nükleer Anlaşmayı Yazdı

Erdoğan, Türkiye’yi bölgenin bir sonraki nükleer eşik devleti hâline getirmek için yıllardır süren stratejisini uyguluyor; Akkuyu Nükleer Santrali ve NUKDEN denizaltı programı, Ankara’nın nükleer caydırıcılık yolculuğunun temel taşlarını oluşturuyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Küresel kamuoyunun Umman’daki diplomatik gelişmelere odaklandığı bir sırada, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin nükleer yükselişi göze çarpıyor. Algemeiner’in haberine göre, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi bölgenin bir sonraki nükleer eşik devleti hâline getirmek için on yıllık bir yol haritasını sessizce uyguluyor.

Haberde, Akkuyu Nükleer Santrali'nin 1. Ünitesi’nin %99 oranında tamamlandığı ve santralin, “sivil enerji için bir çözüm” olarak sunulmasına rağmen stratejik bir Truva Atı niteliği taşıdığı vurgulanıyor. Tamamen Rusya’nın Rosatom şirketi tarafından finanse edilen ve kontrol edilen santral, Kremlin’e NATO’nun güney kanadında kalıcı bir nükleer çıpa sağlarken, Türkiye’ye de “tam nükleer yakıt döngüsünü öğrenmek için gerekli teknik laboratuvarı” sunuyor.

Türkiye’nin nükleer yolculuğunda en dikkat çekici adım ise denizaltı tersanelerinde atılıyor. Erdoğan, Türkiye’nin nükleer enerjili denizaltı programı NUKDEN’e öncelik vererek, yerli uranyum zenginleştirme için yasal boşlukları kullanıyor. Haberde belirtildiği üzere, “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na göre, ‘barışçıl’ zenginleştirme tartışmalı bir gri alan olmaya devam ediyor, ancak deniz tahrikinde kullanılacak yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum, birçok geleneksel sivil güvenlik önlemini atlayan, kabul edilmiş bir askeri gerekliliktir.”

Türkiye, denizaltı programıyla sadece deniz egemenliğini güçlendirmeyi değil, aynı zamanda savaş başlığı için gerekli bölünebilir maddeyi stoklama niyetini de gösteriyor. Algemeiner’e göre, Ankara’nın izlediği yol, İran’ın açık meydan okuma yaklaşımına kıyasla “yasalcı yayılma” olarak tanımlanıyor.

Haberde, Moskova’dan gelen dokuz milyar dolarlık nakit desteğin, Türkiye’nin denizcilik altyapısının en üst düzey Rus uzmanlığıyla inşa edilmesini sağladığı belirtiliyor. Ayrıca Erdoğan’ın Haziran 2025’te orta ve uzun menzilli füze üretimini genişletmek için kararname yayınladığı, böylece Akkuyu’nun devreye alınmasıyla Türkiye’nin nükleer caydırıcılığının hem üretim hem de teslimat taraflarının paralel inşa edildiği vurgulanıyor.

Algemeiner’in aktardığına göre, Erdoğan, “nükleer OPEC”e olan eleştirilerini de dile getirerek, bazı ülkelerin nükleer başlıklı füzelere sahip olmasının haksızlık olduğunu savunuyor. Türkiye, yerli füze teknolojisini geliştirerek, “atılım gerçekleştiğinde teslimat mekanizmasının hazır olmasını” planlıyor.

Haberde ayrıca, Washington’un Ankara’ya uzun yıllardır tanıdığı ayrıcalıklar, özellikle NATO Geçiş İzni kapsamında değerlendiriliyor. Algemeiner, “Washington, İncirlik hava üssünün kaybedilmesinden veya ittifakın tamamen kopmasından korkarak, yaptırımları gerekli kararlılıkla uygulamaktan çekindi; bu durum Ankara’da yeşil ışık olarak yorumlandı” diyor.

Son olarak, Türkiye’nin yalnızca Amerikan nükleer şemsiyesi altında kalmakla yetinmediği, kendi nükleer gücünü Suudi Arabistan ve Pakistan ile üçlü bir ortaklık içinde inşa etmeyi hedeflediği belirtiliyor. Algemeiner, bu “İslami Nükleer Eksen”in, Türk füze sistemleri, Suudi sermayesi ve Pakistan’ın teknik planlarını bir araya getirerek Batı kontrolünden bağımsız yeni bir ağırlık merkezi oluşturacağını yazıyor.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA