Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Biden’ın Konstantinopolis Aşkı’nın Arka Planı

Bülent ERANDAÇ
27 Nisan 2021 09:20
A-
A+

Bir Yunan ve Ermeni hayranı olan ABD Başkanı Biden küstah açıklamasında; Aziz Milletimizin geçmişine utanmadan dil uzatarak, soykırım sözünü kullanması kadar, İstanbul yerine KOSTANTİNOPOLİS lafını sokuşturarak ikinci bir rezalete daha imza attığı gözden asla kaçırılmamalıdır.

Bir siyaset cambazı ABD Başkanı Biden’in sözde Ermeni olaylarını tarihe ihanet ederek; haksız, hukuksuz, vicdansızca soykırım diye tanımlarken, araya İSTANBUL yerine KONTANTİNOPOLİS lafını sokmasının arka planında değişik amaç ve düşünceleri olduğunu görmemek, anlamamak saflıktır.

Belli ki, Yunan hayranı Biden, İstanbul’un fethinden 600 yıl geçse de unutmadığını gösterdi. Belli ki Biden, Ayasofya’nın cami olmasını ve minarelerinden ezanların yükselmesinden çok rahatsız olmuş. İstanbul demek mümkünken; bilerek, isteyerek, eskiye özlemle Konstantinopolis diyerek şova imza attı ve yeni oyunların provasını gerçekleştirdi.

Biden’in Konstantinopolis lafı, yüzyıllardır İstanbul’un fethinin altında ezilişlerinin dışavurumudur.  Stratejik sinsi planlarının da varlığını göstermektedir.

Biden’in İstanbul için “Konstantinopolis” ifadesini kullanmasında, “Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının olduğu” ve Biden’in da bu açıklamayla “Türkiye’ye aba altından sopa göstermek istediği” net ve açık görünmektedir. Derin ABD’nin, “Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Yunanları, KKTC ve Doğu Akdeniz ile ilgili Türkiye üzerine sürmeyi amaçladığı” anlaşılmaktadır.

Biden’in Rüyalarına İstanbul Daha Çok Girecek

Konstantinopolis yani Constantine, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmeden önceki ismidir. Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans İmparatorluğu) başkenti olan Konstantinopolis, İmparator I. (Büyük) Konstantin tarafından 330 yılında Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edildi.

İstanbul’un 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi, Orta Çağın kapanması ve YENİ ÇAĞIN başlamasına vesile oldu. Şehrin görkemli bir hal alması, mimari de ve şehircilikte BİR MARKA haline gelmesi Müslüman Türk Milleti’nin eseridir.

1923 yılına kadar 470 yıl boyunca da Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan şehir daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin bir marka şehri oldu.

İstanbul tarihte birçok isimle anıldı. İlk önce ”Byzantion” daha sonra “Augusta Antonina”, “Nova Roma” ve “Konstantinopolis” adları verilmişti. Fetihten sonra “Konstantiniyye”, “Stanpolis”, “Darülhilafe”, “Dersaadet”, “Makarrı Saltanat”, “İslambol”, “Pây-ı Taht-ı Saltanat” ve “Asitane” isimlerini alan şehir son olarak 28 Mart 1930 yılında Türk Posta Hizmet Kanunu’nun kabulü ile bir daha değişmeyecek olan “İstanbul” adını aldı.

Yıllardır Haçlı-Siyonistler, 29 Mayıs 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesini dünyanın sonu gibi büyük felaketlerden birisi olarak algıladılar ve ağıtlar yakıp, feryatlar etmeye devam ediyorlar. Hristiyanlar özellikle, Ayasofya’nın camiye çevrilmesini, ezanların göklere yükselmeni hazmedemiyorlardı.

Hristiyan dünyası bugün dahi atlatamadığı bir şoka girmişti. Kimse bu duruma inanamıyordu.

Kimisi Bizans'ın yardımına gidilmediği için Avrupa'daki Hristiyan devletleri suçlarken, kimisi de Bizanslıların işledikleri günahların sonucunda bunların olduğunu ifade ediyordu.

Hınçak ve Taşnak Terör Partilerinden Derin ABD’ye

19. YÜZYILIN ikinci yarısında kurulan Ermeni cemiyetleri, zamanla güç kazanarak Ermeni toplumu üzerinde etkili olmaya başladı. Bu Ermeni cemiyetlerinden Hınçak ve Taşnaksütun cemiyetleri, Ermeni toplumunu yönlendiren birer partiler haline geldiler.

Ermeni Komiteleri Hınçak ve Taşnaksütun, Osmanlı Devleti ve diğer ülkelerde büyük bir propaganda faaliyeti içerisine girdi; gizli teşkilatlar kurdu, Doğu Anadolu’ya adamlarını soktu, bu bölgeye silah sevkiyatı yaptı, geniş çaplı silahlı isyanlar çıkardı ve terör faaliyetlerine girişti.

Parti programları incelendiğinde amaçlarına ulaşmak için terör, isyan, tedhiş vb. yöntemleri kullanmayı ilke edinmiş olan bu cemiyetler, bir taraftan terör eylemlerini gerçekleştirirken diğer taraftan da Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Ermeni toplumunu Osmanlıya karşı toplu isyanlara teşvik etmek için ellerinden gelen her yönteme başvurdu.

Bu iki komitenin kuruluş amaçları, ideolojileri ve yürüttükleri faaliyetler dikkatle incelendiğinde Osmanlı Devleti içerisinde meydana gelen Ermeni olaylarının gerçek sebepleri açıkça ortaya çıkmaktadır.

Hınçak programında ihtilal alanı olarak Türkiye’nin seçildiği, Ermenilerin Osmanlı Devleti’nden ayrılması ve Ermeni milli bağımsızlığının sağlanması gerektiği vurgulanıyordu. Faaliyet alanı olarak Türkiye’nin ve Osmanlı Ermenilerinin seçilmiş olmasının sebepleri şöyle açıklanmaktaydı:

“Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu siyasî ve ekonomik durum iç karışıklıklarla kullanılmalı ve Osmanlı Devleti’nin, Avrupa devletleri tarafından sistemli bir şekilde parçalanmasına zemin hazırlanmalıdır.

Hedefe ulaşmanın tek yolu ihtilaldir. Bu da halkı, Türk hükümetine karşı genel bir isyana teşvik etmektir. İsyan birlikleri oluşturulmalıdır. Herhangi bir devletin Osmanlı Devleti’ne savaş açması ve genel isyan, yakın vadedeki amaca ulaşmak için en uygun zamandır. Doğu Anadolu’da yaşayan Kürt ve Asuriler kışkırtılmalıdır.”

1891 yılında Hınçak Cemiyetinin geniş bir teşkilat ağı bulunuyordu. Cemiyetin İstanbul’daki faaliyetlerinin hızlandırılması talimatı verildi.

Ermeni Cemiyetleri 1896’da Amerika’da Kuruldu

XIX. yüzyılın son yıllarında Güney Kafkasya’da Ermeniler arasında siyasi arayışlar büyük bir yoğunluk kazanmıştı. Taşnaksütun partisi, 1896 yılında AMERİKA’DA Komiteler kurdu. İstanbul sorumlusu olan Ovanes Yusufyan Amerika’da görevlendirildi.

Ermeni propagandacılardan bazıları da Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiler. Bu kişiler, Amerika’da Rus göçmenlerle yakın temaslar kurdular. Amerika’da yaşayan Ermenilerden para topladılar. Amerika’da toplanan bu paralar militanlara gönderiliyordu.

Kurulan komiteler/cemiyetler, Ermeniler adına diplomatik ilişkiler kuracak ve bu ilişkiler neticesinde Ermeni toplumunu I. Dünya savaşında İtilaf Devletlerinin yanında Osmanlıya karşı savaşa sürükleyeceklerdi.

Söz konusu Ermeni cemiyetleri Ermeni tebayı devlete karşı isyana teşvik etmek için kışkırtıyorlar, terör, tedhiş, isyan vb. faaliyetler içerisine girerek Ermeni halkını, bağımsız bir büyük Ermenistan hayalinin peşinden sürüklüyorlardı. XIX. yüzyılın sonunda başlatılan bu zararlı faaliyetler zamanla başarıya ulaşacak ve Osmanlı Devleti içerisinde geniş çaplı Ermeni isyanları çıkmaya başlayacaktı.

Ermeni Komiteleri kışkırtmaları sonucu meydana gelen olayları, özellikle Batı Avrupa–Amerika kamuoyuna on binlerce Osmanlı Ermenisinin, Türk yönetimi tarafından katledildiği ve Ermenilerin büyük bir zulüm altında yaşadığı şeklinde yalan haberlerle yansıtıyorlardı.

Özellikle Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesiyle Ermeni cemiyetleri, İtilaf Devletleri ile işbirliği yaparak Osmanlı sınırları içerisinde Ermenilerin yoğun olarak bulundukları her yerde isyanlar tertipliyorlardı. Bu isyanların temel amacı, İtilaf devletlerine Osmanlı’nın parçalanmasında yardımcı olmaktı. Sonuç olarak Osmanlı topraklarında İtilaf Devletlerince Ermenilere vaat edilen Ermenistan’ı kurmayı hayal ediyorlardı.

1. Dünya Savaşında birçok cephede savaşmak durumunda kalan Osmanlı Devleti, özellikle Kafkas Cephesi’nde Ermenilerin çıkardıkları bu isyanlara ve bölgedeki Müslüman ahalinin katledilmesi olaylarına daha fazla dayanamayarak savaş bölgesindeki Ermenileri, 1915 yılında çıkarılan Sevk ve İskân Kanunu ile güney vilâyetlere göç ettirmek zorunda kaldı.

Bu sebeplerden dolayı gerçekleşen bu göç, Ermeni komiteleri ve İtilaf Devletleri tarafından kara bir propaganda unsuru haline getirildi. Göç, dünya kamuoyuna Ermenilerin Osmanlı Hükümeti tarafından soykırıma uğratıldığı şeklinde yansıtıldı.

Ermeni komiteleri ve bu komitelerin faaliyetleri ile ilgili bilgiler, Osmanlı Devleti içerisinde gerçekleşen Ermeni olaylarının gerçek sorumlularının Ermeni komiteleri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ermenistan’ın ABD İçin Önemi

Ermenilerin ABD ile olan ilişkileri 19. yüzyılın sonlarında başlamıştı.

1915 yılında Osmanlılar tarafından Ermenilere yapıldığı iddia edilen Sözde Ermeni Soykırımı’nı bahane ederek, daha çok Amerika iç politikasında etkili olma yollarını aradılar.

Ermeniler lobiciliği silah gibi kullanıyorlardı. Lobiciliğin ana hattını da Türkiye’nin dış politikasına her an mümkün olduğu kadar darbe indirmek oluşturuyordu. ABD’deki Ermeni lobisinin tarihi uzun olsa da en etkin oldukları devir 60’lı yıllardan sonradır. Bu lobicilik faaliyetleri ABD’de yaşayan zengin Ermeni asıllı kişiler tarafından oluşturulan çeşitli kuruluşlar vasıtasıyla daha da etkili hala gelmişti. ABD’de faaliyet gösteren Ermeni çalışmaları ve araştırma merkezleri çeşitli Amerikan üniversitelerinde faaliyet göstermekteydiler.

Bunun dışında ABD’de bugün başta Kaliforniya’da olmak üzere Michigan, New Jersey, New York, Nevada da ve dünyanın diğer yerlerinde Ermeni çıkarları için hizmet veren vakıflar faaliyette bulunuyor. Bu kuruluşlar dışında ABD’de mevcut olan Ermeni kiliseleri de buradaki Ermeni lobisinin etkileyici kollarındandı. Tüm bu kuruluşlar 1984 yılında Amerika Ermeni Asamblesi adıyla bir lobi kurumu kurdular. Ermeni lobileri ve Ermenistan’ın Rusya’nın arka bahçesi oluşu ABD’nin stratejilerinde rol oynuyordu.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından çok önce ABD ve Ermenistan arasında ilişkiler mevcuttu. Nitekim daha 1970’li yılların başlarından itibaren Ermenilerin ABD’ye göç etmelerine izin verilmişti. XX. Yüzyılın başlarından itibaren ve Sovyetler döneminde ABD’ye göç eden Ermeniler burada ciddi bir şekilde örgütlenmişti.

Bağımsızlık sonrası ABD’nin Ermenistan politikasının oluşumunda, Ermeni diasporasının büyük önemi olduğu söylenebilir. ABD, Ermenistan’ın siyasi, ekonomik ve mali sorunları ile daha yakından ilgilenmiş ve Ermeni diasporasının başarılı faaliyeti sonucunda Ermenistan’a özel ilgi göstermişti.

ABD’nin mali açıdan Ermenistan’ı desteklemesinin en önemli nedenlerinden biri de, ABD Ermeni diasporasının Kongre ve Senato’da yaptıkları lobi faaliyetleridir.

Amerika Sovyetlerin yıkıldığı 1991 yılına kadar, ABD’deki Ermeni lobileri bağlamında Rusya’nın arka bahçesi Ermenistan ile hep ilgilenmiş ve Kafkasya stratejisinde Ermenistan’ı değişik biçimlerde kullanımda tutmuştu. Bu dönemlerde ABD, eski Sovyet Cumhuriyetlerine yönelik çökertici girişimlerini sürdürmekteydi.

Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali meselesine gelindiğinde; ABD’nin bu konudaki tutumunda Ermeni lobisinin etkisi daha yoğun bir biçimde hissedilmekteydi.

Ermeniler günümüz Amerikan iç politikasında etkili olduğu kadar dış politikasında da aynı ölçüde etkin bir unsurdur. Yahudi, Yunan, Ermeni vb. bazı güçlü etnik çıkar grupları Amerikan iç politikasında büyük güç sahibi olmuşlardır ve özünde ait oldukları ülkelerle ilgili dış politika konularında da bu gücü giderek artan bir şekilde kullanma eğilimindedirler.

Biden’in Yunan ve Ermeni Aşkı Nereden Geliyor?

Joe Biden, 36 yıl boyunca aralıksız Senatörlük yaptı. Bu dönem de Adalet Komitesi ve Dış İlişkiler Komitesi üyeliklerinde bulundu. Bir dönem Dış İlişkiler Komitesi'nin başkanlığını yürüttü.

Biden, Senatörlüğü döneminde uzun yıllar Türkiye'nin Kıbrıs politikasını sert dille eleştirirken; 1915 olaylarının ABD tarafından "Ermeni soykırımı" olarak tanınması için de faal olarak çalışmalar yürüttü.

Biden'in Senato'da 36 yıl temsil ettiği Delaware eyaletinde Yunan asıllılarının sayısının fazla olması ve burada yoğun şekilde örgütlenerek birçok siyasi sivil toplum kuruluşuna sahip oldukları biliniyor. Yunan hayranlığı buradan geliyor.

Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs askeri müdahalesinden bir yıl önce Senatör seçilen Biden, uzun yıllar boyunca Türkiye'ye karşı Kıbrıs politikası gütmüştür. 1987 yılında da Birleşmiş Milletler’ in (BM) bu doğrultuda aldığı karara uymadığı için Türkiye'ye yeniden ambargo uygulanmasını öngören kanun taslağını hazırlayan ve Kongre'ye sunan isimlerin öncülüğünü yapmıştı.

Biden Senato Dış İlişkiler Komisyonu'nda olduğu sırada, 1999 yılında da Türkiye'ye yönelik 5 milyar dolarlık yardım paketinin serbest bırakılmasını Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak veto etmişti.

Biden Ermeni aşkını sık sık göstermişti. Gerek Senato'daki görevleri sırasında gerekse de başkan yardımcılığı döneminde sözde 1915 olaylarını zaman zaman gündeme getirerek "Ermeni Soykırımı" tezgâhlarının savunucusu oluyordu.

Son Söz

Biden’e İthaf

Hovannes Katchaznouni, İngiliz himayesinde Ermenistan devleti kurulduğu zaman Ermenistan’ın ilk başbakanı oldu. Hovannes Katchaznouni’nin (Kaçaznuni) 1923 yılında Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi Kongresi’ne sunduğu ve Rus arşivlerinden çıkan raporunu ABD Başkanı Biden’a ithaf ediyoruz: SEVR’DEN KÖR OLDUK.

“Savaştan önce ve savaş koşullarında Rus Çarlığı’na kayıtsız şartsız bağlandık. Emperyalistlerin önümüze koyduğu ‘denizden denize Ermenistan’ gibi hayali bir amacın peşine düştük. Silahlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı. Terör eylemlerimiz batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti. Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu. Güç dengesi Türklerin lehineydi, macera yaptık.

1915 yılı yazında ve güzünde uygulanan tehcir (zorla göç ettirme) Avrupalı diplomatların bize söz verdiği bağımsız Ermenistan hayalimizi suya düşürdü. Türkiye ne yaptığını çok iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok. Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Sevr yerine, Türkler’le anlaşsaydık çok şey kazanırdık.

İngilizler karşılıklı katliamları kışkırttı. Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik.

Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler.

Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım.

Evet, intihar etmeyi öneriyorum. Taşnak Partisi’nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor.” (Ovanes Kaçaznuni, “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok”, Kaynak Yayınları, 24.Basım, Kasım 2010, İstanbul, s.s.32-34)

Biden’a Hatırlatırız

İstanbul’un ruhu İSLAMBOL oluşudur…

İstanbul’un fethi, İslâm'ın yeniden canlanan gücünün bir sembolüdür.