Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

28 Şubat (Post Modern Darbe) Unutma, Unutturma!

Bülent ERANDAÇ
24 Şubat 2020 17:27
A-
A+

Günümüzü yazarken, yakın geçmişi de unutmamamız gerekiyor. Geçen haftalarda darbecilerin babası RAND’ın, Türk Ordusuna yönelik yanı tezgâhlarını konuştuk. Bu hafta,28 Şubat’ın 23 üncü yılını konuşacağız.

Cuma günü,28 Şubat. Bu tarih, hiçbir zaman unutmayacağımız, unutturmayacağımız sembol bir öletin olduğu günlerden biridir. ABD-İSRAİL’İN KURGULADIĞI POST MODERN DARBE’NİN  GÜNÜDÜR.

28 Şubat sonrası bir daha olmaz diyorduk,15 Temmuz 2016’da Derin Amerika-İsrail, FETÖ APARATI KULLANDI. FETÖ Ajanlarını kullandı.

Hiçbir zaman, emperyalistlerin uyumayacağını bilmeliyiz. Dişlerini fırsat buldukça gösterirler. RAND bir anda raporuyla ortalığı karıştırdı.

Bir taraftan, BAĞIMSIZ TÜRKİYE yürüyüşünün lideri Cumhurbaşkanımız ‘Tayyip Erdoğansız Türkiye' tezgâhları kuruyorlar, bir taraftan, Türkiye’nin dümenini yeniden ele almak için neler yapsak ta, tekrar eski günlere döneriz diye kafa yoruyorlar.

Cuma günü. 28 Şubat.

28 Şubat post modern darbesinin üzerinden 22 yıl geçti.15 Temmuz'da yaşanan hain darbe girişimi, 28 Şubat sürecini gölgede bıraktı. Milletimizin üzerine acımasızca kurşun yağdıran ABD emperyalizminin uşakları, 249 insanımızı şehit ederek, yüzlercesinin yaralanmasına neden oldu.

Buğun fırsat bulsunlar, her delkten içeri girmekten kaçınmazlar. Her yolu kullanmanın süreci bitmez. Son sızdırılan RAND TEZGÂH RAPORU, boş durmadıklarını gösteriyor.

RAND RAPORU, Türkiye’nin iç siyaset damarlarına kirli kan vermenin hazırlıklarını içeriyor.28 Şubat’ta, iç siyaset damarlarımıza girerek yürüttükleri bir darbe olmuştur. DIŞTAN YIKAMIYORLAR, KALEYİ İÇTEN YIKMANIN YOLLARINI ARIYORLAR.

28 Şubat’ta, partileri bölerek, uydu partiler kudurarak, ordu içindeki cuntaları kullanarak darbe yaptılar. Günümüzde de, siyasi istikrarı bozarak, kripto adamlarını ayaklandırarak, yeni tezgahlar içindeler.

Kısaca 28 Şubat 1997 post modern darbe öncesini hatırlayalım. Çünkü HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN iLE MALÜLDÜR. YANI İNSAN UNUTUR.

Her sene Şubat ayını, Türkiye'nin siyasi tarihinde kara bir leke olarak kalan "post modern darbe"nin yıldönümüyle bitiriyoruz. Tartışmalı kararların alındığı MGK toplantısının yapıldığı tarihle anılan ve "Gerekirse bin yıl sürecek" denilen 28 Şubat süreci Türk siyasi tarihinde kara bir leke olarak zihinlere kazındı.

Türkiye, Aralık 1995'te yapılan seçimlerde bir ilki yaşamış, "Milli Görüş"ün lideri Necmettin Erbakan sandıktan zaferle çıkarak, yüzde 21 oyla Meclisteki 550 sandalyenin 158'ini kazanmıştı.

Seçimlerden sonra Necmettin Erbakan'ın başbakanlığında, Refah Partisi (RP) ve Doğru Yol Partisi (DYP) koalisyonuyla 28 Haziran 1996'da 54. Hükümet kuruldu. DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak hükümette görev aldı.

"Rejimin tehdit edildiği" görüşünün sık dillendirildiği bu dönemde, huzursuzluğun ilk sinyali Ağustos 1996'daki Yüksek Askeri Şura'da (YAŞ) belirmeye başladı. YAŞ üyeleri irticai faaliyetleri gerekçe göstererek hükümete eleştiriler yöneltti.

Tanklar Sincan sokaklarında

Cunta Lideri orgeneral Çevik Bir'den "Demokrasiye balans ayarı yaptık" yorumu Washington'da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda konuşan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, yıllarca zihinlerden silinmeyecek "Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık." sözlerini sarf etti.

Devletin zirvesindeki tartışmalar dışında farklı kesimlerden benzer sesler yükselmeye başladı. Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen ile Yargıtay Başkanı Müfit Utku, adli yıl açılışındaki konuşmalarında şeriat ve laiklik vurgusu yaptı.

Erbakan'ın önce İran gezisi ardından Ekim 1996'daki Mısır, Libya ve Nijerya'ya yaptığı ziyaretler tartışma konusu oldu. Hatta Libya gezisi için Meclis'te Erbakan hakkında gensoru verildi ancak kabul görmedi.

Çankaya Köşkü'nde 8 saat 45 dakikalık toplantı

MGK tarihinin en uzun toplantılarından biri olan, Türkiye'ye siyasal ve sosyal anlamda yeni bir istikamet çizen bu tarihi toplantı, 8 saat 45 dakika sürdü. Çankaya Köşkü'nde saat 15.10'da başlayan toplantı, 23.55'te sona erdi.

MGK toplantısına Başbakan Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç da katıldı.

Toplantıda, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ile MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur da hazır bulundu.

4 maddelik MGK bildirisi

Toplantı sonrasında yayımlanan 4 maddelik MGK bildirisinde özetle "Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendiklerinin müşahede edildiği" belirtilerek, "Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmeyeceği" vurgulandı.

STK'lardan MGK kararlarına destek geldi

MGK bildirisinin yayımlanmasının ardından, 1 Mart 1997'de askerlerin MGK toplantısına getirerek, hükümetten yapılmasını istediği 20 madde ortaya çıktı. Bu taleplerin arasında, "Temel eğitimin 8 yıla çıkması, imam hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülmesi, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK'deki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilmesi" de vardı.

RP'ye kapatma davası

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs 1997'de "Anayasa'nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği açıklıkla anlaşıldığı" gerekçesiyle, RP'nin sürekli kapatılması istemiyle dava açtı.

Erbakan istifasını sundu

Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde 11 Haziran'da irticaya karşı "Batı Çalışma Grubu" oluşturuldu.

28 Şubat sürecinde DYP'nin parçalanış öyküsü

Çeşitli komplolara rağmen, 1995 seçimlerinde RP'nin yükselişini durduramadılar. Necmettin Erbakan seçimden 158 milletvekili ile birinci parti çıkarken, DYP' 135, ANAP 132 milletvekili çıkarabildi. Önce, Mesut Yılmaz Başbakanlığında ANAP ile DYP arasında koalisyon kuruldu. Ve kısa zamanda dağıldı- dağıtıldı.

1996'da Merhum Necmettin Erbakan Başbakanlığında Refah Partisi ve DYP koalisyon hükümeti dönemi başladı. Erbakan, 1968 yılında Süleyman Demirel ile başlattığı siyasi mücadelenin sonunda, 27 yıl sonra ilk kez, Başbakanlık koltuğuna oturuyordu.

Erbakan-Çiller hükümetinin, ekonomide başarılı adımlara imza atmaları ve dış siyasette bağımsız davranışları, bir taraftan İstanbul büyük sermayesinin, diğer taraftan Ortadoğu'da ve Türkiye'de cirit atmakta olan Amerika ve İsrail'in işine gelmemeye başlamıştı.

1994 yılından beri, Erbakan ve RP'nin yükselişinden uykuları kaçan "askeri ve bürokratik oligarşiİstanbul sermayesi- küresel sermaye- İsrail ve Amerika'' arasında bir beraberlik oluşmuştu.

İşte, 28 Şubat Darbesi, bu ortaklığın bir eseridir. Askeri ve bürokratik oligarşi düğmeye basmış; Erbakan, Başbakan olduktan 8 ay sonra 28 Şubat'la karşılaşmış, 4 ay sonra da Başbakanlıktan ayrılmak zorunda bırakılmıştır.

DYP'NİN PARÇALANIŞI

28 Şubat'ın siyasi ayağı, DYP parçalanarak sağlanmıştır. 1995 seçimlerinden 135 milletvekili çıkaran DYP, siyaset mühendislerince parçalanmış, 98 milletvekiline kadar düşürülmüştür. DYP'den istifa ettirilerek koparılan milletvekillerinin çoğunluğunun yeni kurulan DTP'ye geçirilmesi, bunların da DYP'nin kurucusu Süleyman Demirel'e yakın isimler olması elbette tesadüf değildir.

“28 Şubat sürecinde DYP'nin parçalanışında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel cephesindeki gayretin sebebi ne olabilirdi?” sorusuna cevap arayalım:

Birinci olgu: 28 Şubat, Çiller'i tasfiye etme şartlarını yaratacaktı.

Turgut Özal, hakkın rahmetine kavuşunca, Başbakan Demirel'e Çankaya'ya yolu açılmıştı. Demirel, kurduğu DYP'yi emin ellere teslim etmek, Çankaya'ya çıksa bile manevi ağırlığının parti üzerinde devam etmesini arzu ediyordu. Bedrettin Dalan'ı düşündü, ama başarılı olamadı. Yakın arkadaşları İsmet Sezgin ve Köksal Toptan ise Tansu Çiller karşısında başarılı olamadılar Demirel, Çiller'e mecburen (evet) demek durumunda kaldı. Zaten, Çiller de Başbakan olduktan sonra Demirel'e cephe almış, parti içindeki isimlerine karşı rezerv koymuştu.

İkinci olgu: 1968'de TOBB’da başlayan Demirel-Erbakan çekişmesidir. Merhum Erbakan, Başbakan olarak siyasi alanında önemli lider konumuna gelmişti...

Çankaya sonrası siyasete yeniden dönmeyi düşünen Demirel için, Erbakan'ın önünü kesmek lazımdı.

Demirel’in bir sözü vardır: "Tapulu arazime gecekondu kurdurmam.'' Demirel bu sözünü, 12 Eylül sonrası, Anavatan Partisi'ni kurmaya çalışan merhum Turgut Özal için söylemiştir. O dönem de Özal'ın önünü kesmeye çalışmıştı.

1996-1997 döneminde,Çiller'in RP ile koalisyon kurmasına karşı çıkan Yaşar Dedelek, Şinasi Altıner, Tevfik Diker ve İrfan Köksalan istifa ederek ANAP'a geçti. Refah-Yol hükümetine "ret'' oyu veren Emre Gönansay, İsmet Sezgin, Cavit Çağlar,  Rifat Serdaroğlu, Mehmet Köstepen, Mehmet Batallı ve Refaeddin Şahin DYP'den istifa ettiler.

7 Ocak 1997'de Hüsamettin Cindoruk "Demokrat Türkiye Partisi'ni" kurdu. Cindoruk gibi, siyasetin kurt politikacısı, doğmamış bebeğe don biçmezdi. Demek, yeni çocuk geliyordu.

28 Şubat 1997: MGK toplanmış, 28 Şubat darbe kararları alınmıştı. Siyasi kulisler canlıydı.

DYP'yi parçalayacak CUNTALAR harekete geçmiş, pençelerini atmıştı.

26 Nisan 1997: Kabinede fireler başladı. Büyük dalgayı başlatan, Sanayi Bakanı Yalım Erez ve Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna'nın, bakanlık görevlerinden istifaları oldu.

Parçalanan DYP'den kopan milletvekilleri değişik yerlere savruldular.

21 Haziran 1997: Erbakan görevini Çiller'e devretmek zorunda kaldı. Ancak Demirel, hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz'a verdi.

27 Haziran 1997: ANAP, DSP ve DTP koalisyon için anlaştılar.

DYP'den istifa ettirilen, İbrahim Gürdal, Yaşar Topçu, Işılay Saygın, DTP'ye geçen İsmet Sezgin, Mehmet Batallı, Necdet Menzir, Refaiddin Şahin, Rifat Serdaroğlu, Hasan Denizkurdu, Bağımsız'lardan Yalım Erez, Yıldırım Aktuna, 28 Şubat darbe hükümetine bakan oldular.

KARADAYI KONUŞUYOR

28 Şubat darbesinin, Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'ya ait olduğu iddia edilen bir ses bantı basına sızdı.

Karadayı Paşa, 28 Şubat'ta aktif görev aldığını, Merhum Necmettin Erbakan'ın iktidardan nasıl düşürüldüğünü, Mesut Yılmaz'a iktidarın altın tepsiyle nasıl sunulduğunu özetlerken: "Hocayı, Demirel ile konuştum. Dedim mutlaka gitmesi lazım. (...) Ne dersem onu yaparlardı, (Hocaya ayrıl) dedim. Mesut Bey'e, (size altın tepside bir iktidar teslim ediyoruz. Bunu iyi değerlendirin) dedim. Demirel'le ilişkilerimiz fevkalade iyiydi. Hatta bir gazeteye beyanat verdi, (Darbeyi Karadayı önledi falan) diye''

"Genelkurmay Harekât Başkanlığı Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri" başlıklı bir belge ortaya çıktı. Belgeye göre "DYP milletvekillerinin istifa ettirilerek Refah-Yol hükümetinin düşürülmesi en önemli faaliyet" olarak gösterildi ve şöyle dendi: "Söz konusu dairemiz, Doğru Yol Partili milletvekillerinin partilerinden istifa etmesinin sağlanması ve Refah-

Yol hükümetinin düşürülmesini sağladı. Bu konuda milletvekillerine (Paşamızın selamı var, mümkünse istifanızı istiyorlar) demek yeterliydi.''.

DYP’Yİ BÖLDÜLER, ANAP’LI MESUT YILMAZ’I BAŞBAKAN YAPTILAR

Demirel başkanlığında 25 Haziran'da gerçekleşen MGK toplantısı, Erbakan'ın katıldığı son MGK toplantısı oldu. 30 Haziran'da 55. Cumhuriyet Hükümeti, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın başbakanlığında kuruldu.

ANAP-DSP ve DTP ortaklığıyla kurulan hükümette DSP lideri Bülent Ecevit Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.

MGK kararlarından en çok tartışılan 8 yıllık kesintisiz eğitim ile ilgili yasa tasarısı, 16 Ağustos 1997'de TBMM'de 242'ye karşı 277 oyla kabul edildi. 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, 1997-1998 eğitim-öğretim yılının açıldığı 15 Eylül'den itibaren uygulanmaya başlandı.

28 Şubat DİKKATİ ÇEKİCİ BİR DENEMEDİR.

Ordu içindeki cuntaları kullanarak bir yere kadar başarılı oldular, yetmeyince,15 Temmuz’da FETÖ GLADYOSUNU kullandılar, ama aziz milletin demir yumruklarıyla ezilme noktasına getirildiler. Tamamen yok oldular mı? HAYIR.

Amerika şudur. Dünya üzerinde kurdukları tahakkümü sürdürmek için her yolu meşru görür. Emperyalizmin kanlı pençeleri insanlığı teslim almakta doyumsuzdur. Bakınız. Afrika'dan Uzak Asya'ya, Orta Doğu'dan Türkistan'a kadar dünya üzerinde sömürü düzeni oluşturan emperyalistler, yıllarca bu toprakların zenginliklerini sömürdüler ve sömürdükleri topraklardaki insanlara kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmadılar..

Türkiye'nin kontrolünü elde tutmak için,1960’dan başlayarak ‘7 Mayıs,12 Mart,12 Eylül,’8 Şubat darbelerini yapmışlardı.

Son olarak, Bağımsız Türkiye yürüyüşünü kırmak için 15 Temmuz’da FETÖ aparatlarını kullandılar. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile darbe yapmak isteyen Amerikan emperyalizmi Türk milletinin çelik iradesi karşısında çaresiz kaldı…

BUGÜNLERDE AYNI TUZAKLARI HAZIRLIYORLAR. AMAN DİKKAT.