Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

12 Ada, Rodos Ve Meis’in Kaybedilişinin Arka Planı

Bülent ERANDAÇ
04 Ağustos 2020 13:32
A-
A+

12 Ada’yı nasıl kaybettik? Meis Adası’nın anlam ve önemi nedir? Meis nereden nereye? Tarihi bilmezsen, geleceği iyi okuyamazsın. Türkiye, bugün Akdeniz’de. Yarın da olacak. Tarihten ders  alarak, geleceğin stratejik planlarını yapıyoruz.

Nereden nereye?

Uşi Antlaşması (18 Ekim 1912): 1911 Eylül’de İtalya Trablusgarp'a saldırdı. İtalya, 12 Adalar’a saldırıp işgal etti. Aynı süreçte, İngilizler ve Fransızlar, Balkan ülkelerini de Osmanlı'ya karşı kışkırttılar. Yunanistan' da Midilli'yi işgal etti.

İki cepheden kuşatılan Osmanlı, İtalya ile Uşi Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşma ile Osmanlı, 12 Ada'yı Balkan Savaşı sonuna kadar İtalya'ya bıraktı. Ancak kısa süre sonra başlayan I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ile İtalya'nın karşı karşıya gelmesiyle adalar İtalya'da kaldı.

Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913)

Osmanlı Devleti, I. Balkan Savaşı sonunda İngiliz Fransız ve Rus çarlığı oyunlarına boyun eğmek zorunda kaldı. O günlerde Ege Adaları İngilizlerin tahrikiyle Yunanistan tarafından işgal edildi. Balkan Savaşı'ndan sonraki Londra Antlaşması'na göre Ege Adaları’nın geleceğinin “büyük devletlerce” belirlenmesine karar verildi. Girit Adası Yunanistan'a bırakıldı.

Büyükelçiler Konferansı (Şubat 1914):Osmanlı Devleti, 22-23 Aralık 1913'te büyük devletlere, Anadolu kıyılarına yakın Midilli ve Sakız gibi adaları Yunanistan'a bırakmak istemediğini resmen bildirdi.

Ancak İngiltere, Rusya ve Fransa buna karşı çıkınca Londra'da Büyükelçiler Konferansı toplanmasına karar verildi.

30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın 5. Maddesi ile Birinci Balkan Savaşı’nda Yunanistan tarafından işgal edilen Kuzey Ege Adaları ve Meis Adası’nın geleceği hakkında karar verme yetkisi Altı Büyük Devlete verildi.

Altı Büyük Devlet (Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya), Ege adaları konusundaki ortak kararlarını, 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat 1914’te de Türkiye’ye birer nota ile bildirdiler. Karara göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Türkiye’ye iade edildi, Yunan işgalindeki diğer Ege adaları ise silahlandırılmamak ve askeri amaçlarla kullanmamak şartıyla Yunanistan’a verildi.

Yunanistan’a, adaların egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) hakkı verildi. Metin ve tutanaklarda Yunanistan’a sovereignty (egemenlik) ya da ownership (mülkiyet) hakkı verilmemiştir. Sadece possesion (zilyetlik) hakkı verilmiştir.

Birinci dünya savaşı başlarken, İtalya; 22 Ağustos 1915’de, Uşi Antlaşması’nın kendisine yüklediği yükümlülükleri feshettiğini, yani Rodos ve 12 Ada’dan çekilmeyeceğini ilan etti.

1.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra İtalya’nın 4’ler Konseyi’nden ayrılması sonrasında; İngiltere, Fransa ve ABD, 14 Mayıs 1919’da aldıkları kararla Menteşe Adaları(Rodos,12 Ada ve Meis)’nı Yunanistan’a verdiler.

10 Ağustos 1920’de imzalanan paçavra Sevr Antlaşması’nın 122. maddesi Menteşe Adaları ve Meis’i İtalya’ya vermektedir. İtalya,20 Kasım 1921’de “Rodos, Meis ve İşgal Altında Olan 12 Adalar İdaresi” adı altında bir yönetim kurdu.

20 Kasım 1922’de Lozan Barış Konferansı görüşmeleri başladığında Menteşe Adaları İtalya’nın, Boğazönü Adaları ve Saruhan Adaları ise Yunanistan’ın işgalindedir

İtalyan Dışişleri Bakanı, Menteşe Adaları konusunun konferansta görüşülmesini istememiş ve bunu kendi müttefiklerine de önceden kabul ettirmiştir

22 Kasım 1922’de İtalyan Başbakanı Benito Mussolini ile İsmet Paşa arasında yapılan görüşmede Mussolini, Menteşe Adaları konusunun kendilerince çözümlenmiş olduğunu ifade ederek, bu konunun gündeme getirilmemesini istemiştir.

Menteşe Adaları konusu 31 Ocak 1923 tarihindeki oturumda Müttefikler tarafından, taslak anlaşmanın 15. maddesi olarak ortaya koyulmuştur. Sevr Antlaşması’nın bir adaptasyonu olarak hazırlanan bu maddeye göre Menteşe Adaları (Rodos, 12 Ada ve Meis) İtalya’ya veriliyordu.

Taslak antlaşmaya 4 Şubat 1923’de Türk Heyeti tarafından verilen cevap muhtırasında, 15. maddenin kabul edildiği bildirilmiş ancak itiraz edilen maddeler dışındaki diğer meseleler üzerinde mukabil teklifler yapma hakkının saklı tutulduğu belirtilmiştir. İtilaf Devletleri tarafından bu ifadelerden 15.maddenin kabul edildiği anlamı çıkarılmıştır.

Şerafettin Turan, bu tutumun konferansın ikinci safhasında çetin mücadeleye rağmen Rodos ve 12 Ada ile birlikte Meis Adasının da kaybedilmesine sebep olduğunu ifade etmektedir

Konferansın birinci kısmı sona erdikten sonra Türk Heyeti’nin Türkiye’ye dönmesinden sonra 21 Şubat 1923’de TBMM’de yapılan gizli oturumda, İsmet Paşa tarafından Menteşe Adaları ile ilgili olarak yapılan konuşmada şöyle açıklama yapmıştır: “…Arazi mesaili olarak İtalyan işgali altında bulunan Oniki Ada mesaili vardı ki konferansta mevzuu bahis olmadı…Esasen işgalleri altındadır…Bu kendileri için olmuş, bitmiş bir meseledir. Müttefikler arazi meselesinde adalar, Suriye hududu ve Musul meselesini yekpare bir mesele olarak bize tasdik ettirmek istediler.

Fakat biz bütün kuvvetlerimizi birisi üzerine, bir mesele üzerine temerküz ettirmek için diğer meselelere temas etmeksizin yalnız Musul meselesi üzerinde teksif ettik.

Barış Konferansı görüşmelerinde Türk delegasyonunun 2. adamı olan Rıza Nur ise anılarında, Menteşe Adaları’nın Uşi Antlaşmasıyla zaten İtalya’ya verilmiş olduğunu ve bunu onaylamaktan başka yapılacak bir şey olmadığını iddia etmektedir.

Lozan Barış Konferansı görüşmelerinin ikinci safhasında Meis Adası ile ilgili uzun ve çetrefil müzakereler yapılmıştır. İsmet Paşa sonunda, “salt Dünya barışının kurulmasını sağlamak amacıyla” daha önce öne sürdüğü çekincelerini geri almak gibi çok ağır bir fedakârlığa katlanmak zorunda kalmıştır. Böylece Meis adası da dahil olmak üzere tüm Menteşe Adaları İtalya’ya verilmiş oluyordu.

24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Antlaşmasının Menteşe Adaları ile ilgili 15. maddesinin son şekli şöyle olmuştur: “Türkiye, aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak senetlerinden İtalya lehine vazgeçer: Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Asropalia), Rodos, Kalki(Calki), Skarpanto, Kazos(Casso), Piskopis(Tilos), Misiros(Misyros), Kalimnos(Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos(Lipso), Sömbeki(Simi) ve İstanköy(Kos) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis(Castellorizo) Adası”

Lozan Barış Antlaşması, TBMM’de onaylanması esnasında bazı milletvekillerinin adalar ile ilgili hükümleri şiddetle eleştirmelerine rağmen, 23 Ağustos 1923’de 14 muhalife karşı 213 gibi büyük bir çoğunlukla onaylanmıştır.

Türkiye kıyılarına yakın olan belli başlı Ege Adalarından; Menteşe Adaları (Rodos, 12 Ada ve Meis) İtalya’nın elinde, Saruhan Adaları (Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya) ile Taşoz, Semadirek, Bozbaba ve Limni Yunanistan’ın egemenliğindeydi.

Boğazönü adalarından Gökçeada ve Bozcaada ise Türkiye’ye ait bulunuyordu. İtalya, 5 Haziran 1924’de Menteşe Adaları’nı ilhak ederek “İtalyan Ege Adaları (Le Isole Italiane dell’Egeo)” adı altında kendi topraklarına katmıştır.

 İtalya’da 1925’de kabul edilen bir kanunla adalar halkı İtalyan tebaası sayılmış, Rodos ve İstanköy’deki Türklere cemaat olarak teşkilatlanma ve kendi yönetim kurullarını seçme hakkı verilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nda Menteşe (Rodos, 12 Ada ve Meis) Adaları 289 ÇTTAD, XVII/34, (2017/Bahar) ve İstanköy’deki Türk vakıflarının idaresi için 28 Mart 1925 yılında bir Evkaf nizamnamesi çıkardıklarını ve bu nizamnamenin adaların 1947’de Yunanistan’a devredilmesinden sonra da kullanıldığını belirtmektedir

Lozan Barış Antlaşması’ndan sonraki dönemde İtalya’nın Menteşe Adaları’nı silahlandırması, Türkiye’de endişe yaratmış ve İtalya ile gerginliğe neden olmuştur.

Ahmet Emin (Yalman) durumu şöyle tarif etmektedir: “Gün geçmiyor ki‚ İtalya ile Türkiye arasında yanlış anlamalar uyandıracak bir hâdise zuhur etmesin. Musul sorununun en yoğun yaşandığı dönemde, Mayıs 1924’de İtalyanların Rodos adasında asker yığmaya başlaması, Türkiye’de bu askerlerin Anadolu’ya karşı kullanılacağı endişesine neden olarak, Musul konusunda Türkiye’nin İngiltere ile mücadelesinde askeri seçenekleri devre dışı bırakmasına neden olmuştur

Lozan Barış Antlaşması’nın 15.maddesinde Rodos ve 12 Ada’nın bağlı adacıklarından bahsedilirken, Meis için bağlı adacıklardan bahsedilmemiştir. Menteşe Adaları’nın Anadolu’ya çok yakın olması ve Lozan Barış Antlaşması’na göre, aykırı bir hüküm bulunmadıkça Anadolu kıyılarına 3 milden daha yakın adaların Türk egemenliğinde olduğu belirtilmiş olması nedeniyle, İtalya ile Türkiye arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır.

Bu belirsizlikleri çözmek için yapılan çalışmalar neticesinde, Dışişleri Bakanı T.Rüştü Aras ile İtalyan sefiri Pompeo Aloisi arasında 4 Ocak 1932’de Ankara Antlaşması imzalanmış ve bu antlaşma 18 Ocak 1933’de TBMM’de onaylanmıştır.

Mayıs 1933’de yürürlüğe giren bu antlaşmaya göre, Meis kenti kilisesi kubbesi merkez alınarak çizilen ve yarıçapı bu merkez ile San Stephano burnu (Pointe du Vent) arasındaki uzaklık olan bir daire içinde kalan adacıklar İtalya egemenliğine geçiyordu.

Böylece Meis adası ile Anadolu arasında kalan 30 adadan 19’u Türkiye’ye, 11’i İtalya’ya verilmiş oluyordu.

Aynı antlaşma kapsamında, Bodrum körfezindeki Kara Ada Türk hakimiyetinde kalıyordu80. Böylece Türkiye ile İtalya arasında karasuları sınırı da belirlenmiş oluyordu. Bu sınır Ege Denizi’nde uluslararası hukuka göre belirlenmiş ve çizilmiş olan yegâne deniz sınırıdır.

Menteşe Adaları ile Anadolu arasında kalan diğer adacıkların aidiyetinin belirlenmesi ve sınır tespiti için Türk-İtalyan teknisyenleri tarafından ortak olarak yapılan çalışmalar sonucunda 28 Aralık 1932 tarihli bir zabıtname hazırlanmıştır.

İstanköy doğumlu olan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, 1930’lu yıllarda, Lozan Barış Antlaşması’nın 12 ve 15.maddeleri kapsamında egemenliği İtalya ve Yunanistan’a devredilen adalara ilişkin yaptığı incelemede; Ege Denizi’nde yüzlerce adanın sahipsiz olduğunu tespit ederek durumu M.Kemal Atatürk’e anlatmıştır.

Bundan sonra bu adaların birçoğuna tabelalar ve numaralar asılmış, bazılarına deniz fenerleri monte edilmiş, bazılarına da küçük jandarma karakolları kurulmuştur.

 Bu durum üzerine İtalya’nın Ankara’daki ataşesi Türk Genelkurmay Başkanlığı’na gelerek Kilimli (Kalimnos) Adası’na 3 mil mesafede olan küçük bir adanın boşaltılmasını istemiştir. İtalyanların sadece bu tespiti yapabildiklerinden memnun olan Şükrü Kaya, bu adayı boşalttırmış ve diğerlerini muhafaza ettirmiştir.

İkinci Dünya Savaşında Menteşe Adaları

İtalya, 1936 yılından itibaren Menteşe Adaları’nı ve özellikle Leros Adası’nı tahkim etmeye ve silahlandırmaya başlamıştır. İtalya’nın bu tutumundan rahatsız olan Türkiye, istihbarat birimleri sayesinde özellikle Rodos ve 12 Ada’nın silahlandırılmasına ait bilgiler alıyordu.

Bu yığınakların hedefi çok geçmeden başlayan Habeşistan macerası ile anlaşılmakla birlikte Türkiye’nin endişeleri azalmayacaktır. İtalya’nın Nisan 1939’da Arnavutluk’a asker çıkarması Türkiye’de büyük bir endişeyle karşılanmıştır.

Savaş başladıktan sonra özellikle Rodos ve Leros Adaları, sahip oldukları askeri altyapı (askeri hava alanı ve liman kolaylıkları vs.) dolayısıyla Mihver güçlerine oldukça fazla destek sağlayacaktır

Ege Adaları konusunun 2. Dünya Savaşı yıllarında özellikle Alman Büyükelçi Von Papen tarafından gündeme getirilerek Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetinin kullanılmaya çalışıldığı görülmektedir.

Papen, Türkiye’yi yatıştırmak ve kendi tarafına çekebilmek için, İtalya’nın Arnavutluk’taki asker sayısını azaltmasını ve Türkiye kıyılarına yakın olan adalardan birisinin Türkiye’ye verilmesini önermiştir

Türk-İngiliz Ortak Demeci’nin ilan edilmesi sonrasında Papen, Mayıs 1939’da Çelik Pakt’ın imzalanması esnasında Berlin’de görüştüğü İtalyan Dışişleri Bakanı Kont Ciano’ya stratejik önemi olmayan ancak Türkiye’ye yakın bazı adaların Türkiye’ye verilmesinin Türk-Mihver ilişkilerini geliştirebileceğini ifade edince, Ciano bunu oldukça soğuk ve tepkiyle karşılamıştır

Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, 1 Ekim 1939’da Moskova’da yapılan ve Stalin’in başkanlık ettiği Türk-Sovyet görüşmeleri esnasında, Stalin tarafından, “Yunan adalarından Türkiye’ye yakın olanların Türkiye’nin eline geçmesi lazımdır” şeklinde bir yorum yürütüldüğünü, “12 Ada’nın Türkiye’ye bırakılmasının tabii olacağını, bu adalar için Türkiye’nin Yunanistan’la uyuşabileceğini” ifade ettiğini aktarmaktadır.

1941 yılının başlarında İngilizler, mümkün olan en kısa zamanda Rodos ve 12 Ada’yı ele geçirerek bu adaların Almanlar tarafından işgal edilmesini engellemek düşüncesindedirler. İngilizler bu maksatla 25 Şubat 1941’de Rodos ve 12 Ada’yı yakından kontrol edebilmek maksadıyla Meis Adası’nı işgal ettiler

Mart 1941’de ise Rodos’u işgal edebilecek kuvvetleri olmadığından bundan vazgeçmek zorunda kalmışlardır.

İtalya’nın Yunanistan’da başarısızlığa uğraması sonrasında, Sovyetler Birliği’ne karşı yapacağı harekât için Güney cephesini güvence altına almak isteyen Almanya, 6 Nisan 1941’den itibaren Yunanistan’ı işgal etmeye başlamıştır.

Alman Silahlı Kuvvetleri Taşoz, Semadirek, Limni,96 Midilli ve Sakız ile Mayıs sonunda Girit Adası’nı işgal etmiştir

Alman işgali karşısında Yunanistan’dan çekilmek üzere olan İngilizler; Midilli, Sakız ve Sisam Adaları’nın Türkler tarafından işgalini önermiştir.

Dışişleri Bakanı Saraçoğlu, 29 Nisan 1941’de Alman Büyükelçiliği görevlisi Kroll’a, Türkiye’nin Yunanistan’ın da onayını almak şartıyla Türkiye’ye yakın bazı adaların (Midilli, Sakız, Sisam) idaresini savaş boyunca üzerine almak istediğini söylemiştir

Bu gelişmeler İngilizler tarafından Yunanlılara bildirildi. Yunanlılar, Almanlara başvurarak adaların işgalini istemişlerdir. Sonuçta Midilli ve Sakız Adası’nı Almanlar, Sisam’ı ise İtalyanlar işgal etmiştir.

1941 Mayıs ayı itibarıyla Almanlar ve İtalyanların Ege Denizi’nde ellerinde bulundurdukları adalar dikkate alındığında, Ege Denizi’nin Mihver tarafından tamamen işgal edildiği anlaşılmaktadır.

1941 yılında Alman-Türk saldırmazlık paktı görüşmeleri devam ederken, Irak’ta iktidarı bir darbeyle ele geçiren İngiliz karşıtı ve Mihver yanlısı Reşid Ali Geylani’ye destek göndermek isteyen Almanlar tarafından Menteşe Adaları’ndan bazılarını Türkiye’ye verilmesini içeren bazı gizli protokol görüşmeleri de yapılmıştır.

Irak’taki durumun İngilizlerin lehine sonuçlanmasıyla, silah ve asker sevkiyatı ihtiyacı ortadan kalkınca bu konu da kendiliğinden kapanmıştır102. Menteşe Adaları ile ilgili en ilginç tekliflerden birisi de Stalin tarafından gündeme getirilmiştir.

Stalin, 16 Aralık 1941’de Eden ile Moskova’da yaptığı görüşmede; Ege Denizi’nde Yunanistan için önemli olan adalar dışında Rodos ve 12 Ada’nın Türkiye’ye verilmesi gerektiğini söylemiştir. Moskova Büyükelçisi Haydar Aktay tarafından doğrulanan bu ifadeler karşısında Ankara bu cömert tekliflerin ardında Boğazlar’da birtakım talepler olduğu veya Türkiye’nin savaşa sokulması için ortaya atılan bir öneri olduğu kanaatindedir

ABD’nin fiilen savaşa dahil olması sonrasında bozulan dengeyi kendi lehine çevirmeye çalışan Almanya, 1942 başlarında Ortadoğu petrollerine de el atmak niyetindedir.

Almanya, Türkiye’nin Mihver’in yanında savaşa girmesi durumunda Alman işgalindeki Ege Adaları’ndan bazılarının Türkiye’ye verilebileceği teklifinde bulunmuş ancak bu teklif Türk Hükümeti tarafından uygun bulunmayarak geri çevrilmiştir

29 Nisan 1942’de Salzburg’da Mussolini ile bir araya gelen Hitler, Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nden kuşkulandığı bir dönemde Mihver’e katılımını kolaylaştırmak için, Türkiye’ye İtalyan işgalindeki Menteşe Adaları’ndan bazılarını verilmesini teklif etmiş, ancak Mussolini bu teklife bu sefer de olumlu yanıt vermemiştir.

1943 Yılında Adalar Sorununun Yeniden Canlanması İtalya’da Mussolini’nin Temmuz 1943’de işbaşından uzaklaştırılması sonrasında hükümeti kuran Mareşal Badoglio, Müttefiklerin İtalyan ana karasına çıkarma yaptıkları günlerde, 3 Eylül 1943’de Müttefiklerle bir mütareke imzalamıştır106. Mütareke esasları arasında İtalyan Donanması ve arazisinin adalar dâhil olmak üzere Müttefiklere teslim edilmesi de vardır.

Bilahare 28 Eylül 1943’de imzalanan kayıtsız şartsız teslim belgesi ile İtalya savaş dışı kalınca Alman kuvvetleri Menteşe Adaları da dâhil olmak üzere her yerde İtalyan kuvvetlerine karşı harekete geçerek silahsızlandırmaya başlamışlardır

İtalyanların 12 Ada Genel Valisi Amiral Campione, Badoglio Hükümeti’ne bağlı olduğunu bildirince İtalyanlarla Almanlar arasında 3 gün süren çarpışmalar meydana gelmiş ve sonunda Almanlar Rodos ve 12 Ada’da kontrolü tamamen ele geçirmişlerdir.

Amiral Campione, Almanlar tarafından esir edilerek kurşuna dizilmiştir109. Bu arada İngiliz kuvvetleri de Meis Adası’nı ele geçirmeyi başarmışlardır110. Gökhan Ak, dönemin İngiliz Dışişleri Bakanlığı arşiv kayıtlarına dayanarak yaptığı değerlendirmede; İngilizlerin, İtalyanların yenilgiye uğrayarak savaştan çekilmeleri durumunda, Türkiye’nin İtalyan ve Almanlarla anlaşmak suretiyle Menteşe Adaları’ndan bazılarını işgal edebileceğinden endişe duymakta olduklarını ifade etmektedir

Churchill Mart 1943’de Stalin’e yazdığı gizli mektubunda Rodos ve 12 Ada’yı Türkiye’deki hava alanlarını da kullanarak ele geçirmeyi planladığını ifade etmektedir.

İtalya’nın teslim olmasından sonra Churchill’in Türkiye’yi savaşa sokma projesinde kilit noktanın Rodos ve 12 Ada olduğu anlaşılmaktadır.

Churchill, Müttefikler tarafına geçen İtalyan kuvvetlerinin desteklenmesi ile Leros, İstanköy ve Rodos’un kolaylıkla işgal edilebileceği ve bunun Türkiye’nin savaşa girmesini sağlayacağı görüşündedir.

Avrupa’da devam eden İtalya cephesi ve açılacak Fransa cephesine yoğunlaşan ABD tarafından desteklenmeyen, gerekli çıkarma gemileri ve hava gücünden mahrum olan İngilizler, bu harekâtı kendi kısıtlı imkânlarıyla yapmak zorunda kalacaklardır

Hitler ise Ege ve Akdeniz’de stratejik olarak büyük öneme sahip olan Rodos Adası’nın elde tutulması konusunda kendi askeri danışmanlarının fikirlerinin tersine olarak buralara İtalya ve Avrupa’da zayıflama pahasına ilave kuvvetler sevk ettirmiştir. Hitler adaların boşaltılmasının Güneydoğu Avrupa ve Türkiye üzerinde olumsuz bir etki yaratacağını değerlendirmektedir116. 9 Eylül 1943’de Rodos’a havadan küçük bir komando birliği indirerek burada 40.000 mevcutlu İtalyan birliği ile işbirliği yaparak adayı ele geçirmeyi planlayan İngilizler, tam bir hayal kırıklığına uğramışlardır. İtalyan askerleri Almanların 9.000 askerine karşı mücadele edemedikleri gibi Rodos şehrini Almanlara teslim etmişlerdir.

İngiliz General Wilson, Rodos adasını “…Türklerin 1522’de kullandıkları metotla fakat daha kısa sürede” kontrol etmeyi planlamıştır117. General Wilson, 1522’de Alman yakın hava destek uçakları ve paraşütçülerin olmadığını değerlendirememektedir

17 Eylül’de İstanköy, 23 Eylül’de Sisam Adası’nı İtalyanlardan ele geçiren İngilizler, yerli Rumlar ve İtalyan askerleriyle işbirliği yaparak buraları elde tutmayı planlıyorlardı

Almanların 3 Ekim 1943’de İstanköy’e çıkarma yaparak adayı ele geçirdiklerinde adada bulunan 4.000 İtalyan askeri İngilizlere herhangi bir yardımda bulunamayacak.

İngilizler diğer Ege adalarındaki muharebeleri de benzer şekilde kaybederek Leros, Sisam ve diğer adalardaki kuvvetlerini geri çektiler. Böylece Almanlar 17 Kasım 1943’de Menteşe Adaları’nın tamamını kontrol altına almış oldular.

Rodos ve diğer adaları kaybetmeleri karşısında Churchill, tam bir fiyaskoya dönüşen planı karşısında hatıralarında şöyle ifade etmektedir: “Türkiye, kıyılarının önünde müttefiklerin yetersizliklerini izledi…

” Daha sonra II.Kahire görüşmelerinde Türkiye’nin savaşa girmeyi prensip olarak kabul etmekle birlikte, ağır şartlar öne sürmesi karşısında Churchill, “Ege’de gözleri önünde olanları gördükten sonra Türklerin ihtiyatlı oldukları için kimse kınayamaz” diyecektir

Türkiye’yi savaşa itmeye çalışan İngilizlerin, Rodos çarpışmalarında mağlup olması, Türk kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştır. A.Emin Yalman, Kahire görüşmelerinde Almanların çok sınırlı güçleri olduğunu iddia eden İngilizlerin Rodos’ta Alman hava gücü karşısında kesin bir mağlubiyet yaşamalarını vurgulayarak; “

İngiltere’nin hitabı şudur: İttifakın icapları nerede kaldı? Ne duruyorsunuz? Harbe girmek istemiyorsanız girmeyin. Fakat bize üsler verin… Almanlar size hücum mu ederler? Hayır, etmezler biz biliriz, zaten Balkanlarda kaç uçakları var? Rodos çarpışmasında yüzer uçaklık dalgalar halinde mi bize hücum etmişlerdi? Canım sanki bunu hatırlatacak ne var? Siz kendinizi ateşe atın da üst tarafını biz düşünürüz” diye İngilizleri müstehzi bir tavırla eleştirmektedir

Müttefiklerin bu başarısızlığı, Adana ve 1.Kahire görüşmelerinde Alman gücünü küçümseyen Churchill ve Eden’a karşı İnönü ve Menemencioğlu’nun Alman savaş makinesinin gücünü koruduğuna dair görüşlerinin doğruluğunun teyit edilmesi anlamına geliyordu.

İronik bir şekilde, “İngiltere’nin bu hamlesi Türkiye’nin savaş dışı kalmasını kolaylaştıracaktır” diye yorum yapmaktadır.

Weisband’e göre, Rodos’taki yenilgi, Churchill’in Türkiye’yi savaşa sokma çabalarının da sonu anlamına gelmektedir.

İngilizlerin bu harekâtı esnasında Türk hükümeti, Müttefiklere yardımı esirgememiş ve Suriye’den gelen ikmal maddelerinin Türkiye’deki demiryollarından faydalanılarak, Kuşadası limanı üzerinden, adalardaki İngilizlere ulaştırılmasına izin vermiş, ancak İngilizlerin hava desteği için talep ettikleri hava meydanlarını Berlin’in tepkisini çekmemek için tahsis etmemiştir

Türkiye’den balıkçı tekneleri ve süngerci kayıkları 9 Ekim-17 Kasım 1943 tarihleri arasında 1400 ton acil yardım malzemesini adalardaki İngilizlere ulaştırmıştır. Aynı teknelerin dönüşünde birçok yaralı ve hasta İngiliz ve İtalyan askerini Türkiye’ye taşımış ve bu askerler Türkiye’deki hastanelerde tedavi edilmiştir.

Bu şekilde İngiliz Alb.Baird, Yunan Komutan Tzigantes, İtalyan Komutan General Sondarelli ve Yunan piskopos dahil bir çok kişi Samos’tan Türkiye’ye kaçırılmıştır

Von Papen’in Adaların Türkiye’ye Verilmesi Teklifi İtalya’nın teslim olması ihtimalinin belirmesi ve Almanya için Ege’nin öneminin artması sonrasında, 1943 ilkbaharından itibaren Menteşe Adaları konusu yeniden su yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Von Papen, 8 Nisan 1943’de Numan Menemencioğlu ile görüştükten sonra Berlin’e şöyle bir bildirimde bulunuyordu: “Numan bana, barış antlaşması esnasında Türkiye’nin Küçük Asya’nın bir parçası olarak adaları mutlaka isteyeceğini ancak bu uzak hedefler için tek bir askerini bile feda etmeyeceğini söyledi”.

Papen’e göre Türkiye bu isteklerinin gerçekleşmesi için savaş sonunda kuvvetli olmak istiyordu.

Müttefiklerin adalara karşı bir harekât yapacağı bilgisini Türkiye gizli emniyetinde görev yapan bir şahıstan temin eden Von Papen, 17 Nisan 1943’de Alman Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir telgrafla; bu adaların savaş sonrası için Yunanlara vaat edildiğini, Mussolini tarafından bu adaların Türkiye’ye önerilmesiyle adaların tarafsız hale sokulabileceğini ve böylece Türklerin Mihver’le olan bağının devam ettirilebileceğini belirtmiştir. Von Papen, bu önerinin İtalyanlardan gelmesi karşısında Müttefiklerin söz hakkı olmayacağını düşünmektedir.

23 Eylül 1943’de Von Papen Menemencioğlu’na yaptığı ziyaret esnasında; Mussolini tarafından Rodos ve 12 Ada’nın Türkiye’ye iade etmesi için yaptığı teklifle ilgili Türk Hükümeti’nin fikrini almak istemiştir. Menemencioğlu; İtalya’nın mütareke imzaladığını ve tüm İtalya üzerinde

Müttefiklerin artık bir ipoteği olduğunu, bu şekilde bu adaların tarafsız bir konuma geçemeyeceğini, Mareşal Badoglio ile böyle bir anlaşmanın geçerli olmayacağını, zaten Mussolini diye meşru bir idare de kalmadığını, Türkiye’nin adaları bu şekilde koşullu olarak teslim alamayacağı cevabını vermiştir.

Menemencioğlu bu tekliften İngiltere Büyükelçisi K.Hugessen’i haberdar edince, İngiltere hükümeti 7 Ekim 1943’de Türkiye’nin bu tutumu için teşekkür edecektir.

Von Papen 25 Ekim’de adalar meselesini yeniden açtığında ise Menemencioğlu, “Esasen bu sorun bizim için kapanmıştır” diye cevap vermiştir

Savaşın Son Safhasında Menteşe Adaları Aralık 1943’de yapılan II. Kahire Konferansı’nda Türkiye’nin prensip olarak savaşa girmeyi kabul etmesi ve sonrasında Ankara’da İngiliz Heyeti ile başlayan görüşmelerin kesintiye uğramasıyla, Türkiye üzerinde savaşa dahil olması için Müttefik baskısı iyice artmıştır.

Almanlar Çekiliyor

Savaşın sonuna doğru Almanların Menteşe Adaları’ndan çekilmeye karar verdiklerinde; bu adaları Türkiye’yi de kendi taraflarına çekebilmek veya Müttefikler tarafından işgal edilerek Mihver aleyhine kullanılmasını engellemek maksadıyla, Türkiye’ye devretmek istedikleri anlaşılmaktadır.

Gazeteci Adviye Fenik; Almanların, işgal ettikleri bu adalardan çekilmek zorunda kalınca, Yunanlılar ve Yahudilere teslim edilmemek şartıyla Türk Hükümeti’ne teslim etmek teklifinde bulunmuş olduklarını, ancak bu teklifin Ankara tarafından “Bir karış yer istemeyiz! Bir karış da yer vermeyiz!” diyerek reddedildiğini belirtmektedir

Dönemin Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Feridun Cemal Erkin hatıralarında; savaşın son safhasında, 1944 yılında, Almanların işgalleri altında bulunan Ege Adaları’ndan çekilmeye karar verdiklerinde, bu adaları Türkiye’ye devretmek istediklerini bildirdiklerini ifade etmektedir.

Erkin, Türk Hükümeti’nin durum hakkında İngilizlere bilgi vermeyi uygun gördüğünü, İngilizlerin ise buna kesinlikle karşı çıkarak, adalara askeri nedenlerle kendilerinin ihtiyaç duyduğunu, kendilerinin işgal edeceğini bildirdiklerini belirtmektedir.

Erkin, İngilizlerin bu tutumu karşısında, Türk Hükümeti’nin müzakere teşebbüsünde dahi bulunmadan Almanlara olumsuz cevap verdiğini, bu kararın bir talihsizlik olduğunu ifade etmektedir

1944 Sonbaharında Alman kuvvetleri Balkanlar ve Ege’den çekilmekteyken, Sovyetlerin hızla ilerlemesi karşısında, İngiltere de Yunanistan’a kuvvet çıkarmıştır. Bu dönemde Sovyetler Birliği ile ilişkileri oldukça gergin olan ve tehdit altında olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile dayanışmasını göstermek üzere Kasım 1944’de Rodos ve 12 Ada üzerinde hiçbir talep ve iddiası olmadığını açıklamıştır.

İkinci Dünya Savaşının Sonunda Menteşe Adaları Rodos ve 12 Ada’da bulunan Alman kuvvetleri, Almanya’nın 7 Mayıs 1945’de kayıtsız-şartsız teslim olmasından sonra 8 Mayıs 1945’de İngiliz kuvvetlerine teslim olmuşlardır

İngiliz askeri idaresi Rodos ve 12 Ada’da duruma hakim görünüyordu, ancak İngilizler adaların idaresinin her kademesinde bulunan Rumlar kanalıyla, aslında idareyi fiilen Yunanistan’a bırakmışlardı.

Yunanlar daha savaş devam ederken Rodos ve 12 Ada’yı ele geçirmek için ciddi girişimlerde bulunmaya başlamışlardır. İtalya’nın Müttefiklerle mütareke imzalaması sonrasında, 23 Ekim 1943’de Newyork’ta toplanan 12 Ada Temsilcileri, Yunanistan’la birleşmek istediklerine dair bir beyan yayınlamışlardır.

1945 Nisan ayında Yunan Dışişleri Bakanı ise bu adaların Yunanistan’a verilmesini beklediğini ifade etmektedir.

Yunanistan Adalarda

Yunanistan Kral Nâibi Damaskinos, Almanlardan kurtarılan Rodos ve 12 Ada’ya Yunanistan’ın selamını götürmek için, Yunan kara, deniz ve hava kuvvetlerinden temsilcilerle birlikte, 13 Mayıs 1945’de Averof Zırhlısı ile şatafatlı bir merasimle Rodos’a hareket etmiştir.

Aynı gün Yunan Başbakanı Amiral Voulgaris, Churchill’e çektiği bir telgrafla Rodos ve 12 Ada’nın derhal Yunanistan’a verilmesini istiyordu145. Bu arada Yunan mukaddes taburuna mensup müfrezeler; Rodos, İstanköy ve Leros’a çıkarak buradaki Alman birliklerini silahtan arındırmaya başlamışlardı.

Yabancı basında Kral Nâibinin adalara bayrak dikmeye gittiği yolunda haberler çıkması üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Damaskinos’un adalara sadece “vaaz vermeye” gittiğini açıklıyordu. İngiltere’nin Rodos, 12 Ada ve Meis’i Yunanistan’a vermeye karar verdiği ancak ABD’nin prensipleri doğrultusunda barış konferansından önce bunun açıklanmasından kaçındığı anlaşılmaktadır.

Damaskinos, 15 Mayıs’ta Rodos’ta “vaaz değil siyasi bir nutuk” vererek; “…artık 12 Ada’nın hür Yunanistan’a katılmış olduğunu fakat anavatana kesin olarak kavuşmak için biraz sabretmek gerekeceğini” söylüyordu147. Bu arada Yunan kamuoyunda Türk dostluğu konuları gündeme getirilerek, Türk kamuoyu ile iyi ilişkiler tesis etme ve idame ettirme gayretleri görülmektedir.

Türkiye’deki kamuoyu gelişen bu olaylar karşısında genel olarak tepkisizdir. Rodos ve 12 Ada konusunu ele alan nadir yazarlardan birisi olan Dışişleri eski bakanlarından T.Rüştü Aras; savaş sırasında İtalya tarafından silahlandırılmış olan Leros ve Rodos adalarının Anadolu’nun güvenliği için yarattığı güvenlik sorunlarına dikkat çekerek; 12 Ada’da tam istiklâl esasına dayanan, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde otonom bir yönetim kurulmasını, böyle bir hal şeklinin Yunanistan’la Türkiye’yi birbirine daha fazla yaklaştıracağını etraflıca müzakere edilmesi için, Türk-Yunan ve İngiliz temsilcilerin katılımıyla bir komisyon tarafından konunun incelenerek, en iyi hal tarzının aranması gerektiğini ifade etmektedir.

Yunanistan’da Rodos ve 12 Ada’ya ilişkin olarak en makul fikirlere bile tepki gösterildiği görülmektedir. T.Rüştü Aras’ın ortaya sürdüğü konular karşısında Yunan kamuoyunda büyük bir fırtına meydana gelmiştir.

12 Ada Merkezi Komitesi tarafından Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na telgraflar çekilerek, T.R.Aras Tan gazetesinde çıkan makalesinden dolayı protesto edilmektedir

Yunanistan Basın Müsteşarı Denis Zakinitinos; T.R.Aras ve Benice’nin görüşlerini acı bir şaşkınlıkla karşıladıklarını, bu yazıların şahısların kendi fikirleri olduğunu, Türk Milleti’nin bu gibi telkinlere tamamen yabancı olduğunu, bu adalar halkının tamamen Yunan olduğunu ve bu sebeple uluslararası tartışmalara konu olmayacağını ifade etmektedir

Türk-Yunan Cemiyeti Başkanı Apostolidis Orsmidis ise Aras’ın makalesinde öne sürülen fikirlere ilişkin olarak; bunların Yunanistan’a karşı Türk Milleti’nin hislerini ve herhangi bir Türk vatandaşının samimi düşüncesini aksettirebilecek fikirler olamayacağını, bu gibi neşriyatın Türk-Yunan dostluğu arasına entrika sokmak olacağını, Yunan Milleti’nin Türk Milleti’nden 12 Ada konusunda destek beklediğini ifade etmektedir1

Yunan kamuoyunda savaş sonrasında Rodos ve 12 Ada’nın Yunanistan’a verilmesi doğrultusunda devam etmekte olan kamuoyu oluşturma faaliyetlerine karşın Türk basınında az da olsa başka tepkiler de vardır. Bunlardan bir tanesi Yeni sabah gazetesinde yayımlanmıştır.

T.Rüştü Aras, 8 Ağustos’ta yayımlanan ikinci bir yazısıyla Yunan tepkilerine cevap vererek, fikirlerinin kişisel olduğunu açıklamış ve aynı görüşlerini tekrar etmiş, diğer yandan da Türk kamuoyunun çoğunun sessizliğine gönderme yaparak fikirlerinin aynı zamanda münferit olduğunu da belirtmiştir.

Aras bu yazılardan amacının yakında başlayacak barış görüşmelerinde Rodos ve 12 Ada konusunda Türkiye’nin de temsil edilmesi amacı olduğunu ifade etmiştir.

Çok geçmeden Yunan gazetelerinde karşı görüşlerin yeniden dile getirildiği ve Aras’ın bu görüşlerinin iç politika gerekçeleriyle açıklanmaya çalışıldığı, Türkiye’nin gerçek düşmanının adaları alacak olan Yunanistan değil, Edirne’nin kuzeyindeki Sakar dağını elinde tutan Bulgaristan olduğu vurgulanmaktadır.

 Söz konusu polemiklerin Ankara’da bulunan Times muhabirinin Aras’ın yazısının tamamen kendi görüşleri olduğu ve resmi Türk çevrelerinin 12 Ada’nın Yunanistan’a verilmesinde itirazları olmadığına dair bir yazıyı gazetesinde yayınlaması sonucunda Yunanistan basınının yatıştırılmasıyla sona erdiği görülmektedir.

390 yıl Türklerin idaresinde kalmış olan Rodos ve 12 Ada’nın geleceği ile ilgili Türk kamuoyunda yorumda bulunulmasında yadırganacak bir durum olmamasına rağmen, bu görüşlerin dönemin kamuoyu ve resmi çevrelerinde pek kabul görmediği ve Menteşe Adaları ile ilgili durumun bir “Milli Dava” bazında ele alınmadığı anlaşılmaktadır.

İkinci Dünya savaşı sonrası uluslararası arenada yalnızlaşan ve güvenecek sağlam müttefikler arayan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu dönemde çözülmesi gereken çok daha önemli iç ve dış sorunları vardır

Oysa aynı dönemde Batılı çevrelerde Rodos ve 12 Ada üzerinde Türkiye’nin de söz hakkı olduğu belirtilmektedir

Mehmet Saka, 1940 yılında Paris’te savunması yapılan bir doktora tezine atıf yaparak; Rodos ve 12 Ada’nın Doğu Akdeniz ile bağlantı sağlayan büyük deniz yollarının düğüm noktasını teşkil ettiğini, bu deniz yollarının Anadolu sahillerine oldukça yakın geçtiğini ve bu sebeple bazı Avrupalı hukukçuların 12 Ada’nın Türkiye’ye ilhakını meşru görmekte olduklarını, 12 Ada’da üç devletin hak iddiasının muhtemel olduğunu, bunların İtalya, Yunanistan ve Türkiye olacağını ve Türkiye’nin hukukî ve stratejik deliller göstererek İtalya’nın bu adalardan çekilmesini isteyebileceğinin öne sürüldüğünü ifade etmektedir.

Rodos ve 12 Ada konusunda savaş sonrası barış konferansından önce, gerek kendi kamuoyunda ve gerekse uluslararası ortamda geniş bir kampanya açan ve bunu istikrarlı bir şekilde devam ettiren Yunanistan, hiçbir propaganda faaliyetini ihmal etmemektedir. Yunan Basın Müsteşarı Denis Zakinitinos, 6 Temmuz 1945’te verdiği demeçte Yunanistan’ın karşı karşıya kaldığı sorunları ve toprak hedeflerini açıklamakta; Yunan Hükümeti’nin 12 Ada konusunda iyi bir yol izlemekte olduğunu belirtmektedir

Bu dönemde Zekeriya Sertel, Yunanistan’da Atina sokaklarında görülmeye başlayan ve Türkiye’den neredeyse Ankara’ya kadar olan toprak talepleri içeren “Megali İdea” haritalarına dikkat çekerek; Türkiye ile Yunanistan’ın aralarındaki sorunları daha önce çözmüş olduklarını düşündüğünü, konu hakkında görüştüğü Yunan Matbuat Cemiyeti Reisi Zafiris tarafından; Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı esnasında insanlar Yunanistan’da açlıktan ölürken yapmış olduğu yardımların konu edildiğini ve günde en az 500 kişinin Türkiye’den gelen yardımlar sayesinde açlıktan ölmekten kurtulduğunu hatırlattığını, Yunanların Türkiye’ye sadece dostluk değil, minnet ve şükran hisleriyle bağlı olduğunu, Türkiye’den toprak isteyen zümrenin azınlık ve Yunan toplumunu temsil etmediğini ifade ettiğini aktarmaktadır

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Paris Barış Görüşmelerinde Menteşe Adaları İkinci Dünya savaşının sona ermesiyle birlikte, barış antlaşmalarının imzalanması maksadıyla ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanları tarafından “Dışişleri Bakanları Konseyi” meydana getirilmiştir.

Yunanistan daha 28 Nisan 1945’de, Avrupa’da savaş sona ermeden Konsey’e başvurarak adalardaki nüfusun Rum ağırlıklı olmasını öne sürmüş ve Rodos, 12 Ada ve Meis’in kendisine verilmesini istemiştir. Yunanistan Müttefiklerle İtalya arasında yapılmakta olan barış konferansı müzakereleri esnasında da çeşitli girişimlerde bulunarak, Menteşe Adaları’nın tamamının kendisine verilmesini talep etmiştir

Konsey’in 11 Eylül 1945’de Londra’da yapılan ilk toplantısından itibaren İtalya ile yapılacak olan barış antlaşması ve ABD Dışişleri bakanı James F.Byrnes tarafından, silahsızlandırılarak Yunanistan’a devredilmek üzere ortaya atılan 12 Adalar konusu ele alınmaya başlanmıştır

Menteşe Adaları’nın kendisine verileceğinden emin olan Yunanistan, Türk-İtalyan teknisyenler arasında düzenlenmiş ancak onaylanarak bir antlaşma haline getirilmemiş olan “28 Aralık 1932 tarihli teknisyenler zaptını170” da İtalyan barış antlaşmasına dahil ettirmek için gayret göstermiştir.

Bu girişim Yunanistan’ın “sınırsız iştah”ından şikayetçi olan Sovyet Dışişleri bakanı Molotov’un karşı çıkmasıyla başarılı olamamıştır171. Konsey toplantılarında Menteşe Adaları konusunun Nisan, Mayıs ve Haziran 1946’da muhtelif zamanlarda olmak üzere toplam 9 kez görüşüldüğü ve özellikle 29 Nisan 1946’da geniş bir şekilde tartışıldığı görülmektedir.

Bu toplantı esnasında İngiliz Dışişleri Bakanı Ernest Bevin, İngilizler tarafında muhafaza edilen bu adaları Yunanistan’a devretmek istediklerini belirtmiştir.

Adaların silahsızlandırılarak Yunanistan’a verilmesi gerektiğini ifade etmiş ve Fransa temsilcisi tarafından bu fikirler desteklenmiştir. Rusya ise İtalya ve Fransa’da komünist partilerin iktidara gelmesi ve ABD’nin Avrupa işlerinden çekilmesi beklentisi ile konuyu sürüncemede bırakarak zaman kazanmaya ve çıkar sağlamaya çalışmaktadır

Bu toplantılarda dikkati çeken hususlar; ABD ve İngiliz temsilcilerinin Konsey çalışmalarının başlangıcından itibaren büyük bir istekle Yunanistan’ın tüm toprak isteklerini desteklemekte oldukları, Fransa temsilcisinin de bunlara iştirak etmekte olduğudur.

Diğer Konsey üyesi Rusya ise İtalya’nın toprak meselelerini bir bütün olarak ele alınmasını istemekte ve İtalyan sömürgelerinden Trablusgarp (Libya) ve 12 Ada’da üs talep etmektedir. Yunanistan Konsey çalışmaları boyunca İtalya ve Almanya’nın işgaline uğrayarak düştüğü “mağdur” durumu, toprak isteklerinin yerine getirilmesi için sonuna kadar sömürecektir174. Yunanistan, bu gayretlerinin karşılığını çok geçmeden alacak ve Paris Barış Konferansı’nda 30 Nisan 1946’da açıklanan resmi tebliğde, Rodos ve 12 Ada’nın prensip olarak Yunanistan’a devredileceği açıklanacaktır

27 Haziran 1946’da yapılan Konsey toplantısında Rus temsilcisi Molotov’un sürpriz bir şekilde adaların Yunanistan’a verilmesine karşı çıkmayacağını açıklaması karşısında ABD Dışişleri Bakanı Byrnes o kadar şaşırmıştır ki “…kendime gelebilmem için birkaç dakika zaman gerekti.”diyecektir176. Armaoğlu, Ruslardaki bu tavır değişikliğinin sebepleri olarak; kendi uyduları haline getirmekte oldukları Romanya, Bulgaristan, Macaristan gibi ülkelerle barış antlaşmalarının yapılmasını çabuklaştırmak ve Yunanistan’da Rusya’nın da desteğiyle başlamak üzere olan iç savaş olarak değerlendirmektedir177. Paris Barış Konferansı kararları Yunanistan Parlamentosu’nda büyük bir sevinçle karşılanmış, Atina’da büyük gösteriler yapılmış ve adalar üzerine Yunan bayrakları atılmıştır

Başbakan Çaldaris bu karar üzerine Paris’teki 4 büyük devletin dışişleri bakanlarına teşekkür telgrafları göndermiştir

İtalya’da ise Rodos ve 12 Ada’nın Yunanistan’a verilmesi konusunda bir memnuniyetsizlik görülmemektedir

Bu dönem Türk basınında belki de İtalya, Almanya ve İngiltere’nin elindeyken yarattığı sorunlardan dolayı; Rodos,12 Ada ve Meis’in zayıf Yunanistan’a devri olumsuz bir hava yaratmamıştır.

Sonuçta, Paris-İtalyan Barış Antlaşması, 10 Şubat 1947’de İtalya dahil olmak üzere 21 ülke tarafından imzalanmıştır184. Paris-İtalyan Barış Antlaşması’nın 14.maddesi ile 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın 15.maddesi kapsamında Türkiye tarafından İtalya’ya devredilmiş olan; Rodos, 12 Ada (Stampalia, Kalki, Skarponto, Kazos, Piskopis, Misiros, Kalimnos, Leros, Patnos, Lipsos, Simi ve Kos) ve Meis bitişik adacıklarıyla birlikte “silahsızlandırılarak ve öyle kalması şartıyla” Yunan egemenliğine verilmiştir

İngilizler Yunanlılara Verdi

Paris-İtalyan Barış Antlaşması’nın imzasından sonra Rodos, 12 Ada ve Meis adasındaki İngiliz askeri idaresi 1 Nisan 1947’de Yunan askeri idaresine devredilmiştir.

Yunanistan 1948’de bu adaları 12 Ada (Dodecanese) adı altında kendi topraklarına dahil etmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nda yaşadığı işgal ve mağduriyetleri kendi lehine kullanan ve harbin galipleri tarafından desteklenen Yunanistan’ın toprak talepleri böylece karşılanmış ve Rodos ve 12 Ada’da yaklaşık 389 yıllık Türk egemenliği ve 35 yıllık İtalyan hakimiyeti sona ermiş oluyordu.

Rodos ve İstanköy Türkleri yeniden “tabiyet değiştirmek veya öz topraklarını terk etmek” gibi birbirinden acıklı seçeneklerle karşı karşıya kalıyorlardı186. 9. Türkiye’nin Paris-İtalyan Barış Görüşmesi ve Menteşe Adaları’nın Yunanistan’a Verilmesine İlişkin Tutumu İkinci Dünya savaşını Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki çelişkiler sonucunda yarattıkları bir sorun olarak değerlendirerek, kendine has bir tarafsızlık politikası takip eden ve Müttefikler ve Mihver’in baskılarına rağmen savaşa girmeyen Türkiye, savaşın sonunda Birleşmiş Milletler’e dahil olmak.

Paris Barış Antlaşması Madde:14:

1. İtalya işbu antlaşma ile aşağıda belirtilen Oniki ada(Dodecanese islands)’yı tüm egemenliği ile Yunanistan’a terk eder: Stampalia(Astropalia), Rhodes(Rhodos), Calki(Kharki), Scarpanto ,Cassos (Casso), Piscopis(Tilos), Misiros(Nisiros), Calimnos(Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos(Lipso), Simi(Symi), Cos(Kos) ve Castellorizo ve bitişik adacıklar.

2.Bu adalar silahsızlandırılacak ve öyle kalacaklardır.

3.Bu adaların Yunanistan’a devriyle ilgili usul ve teknik şartlar Birleşik Krallık hükümeti ile Yunanistan hükümeti arasında anlaşma ile karar verilecektir ve bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 90 gün içinde yabancı birliklerin çekilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

23 Şubat 1945’de Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmiştir. Savaş sonunda Boğazlar ve Doğu Anadolu’da toprak talepleri sebebiyle ağır bir Sovyet baskısı altında olan ve uluslararası arenada siyasal yalnızlık içinde bulunan Türkiye, Rodos ve 12 Ada üzerindeki meşru haklarını Dünya kamuoyuna duyuramamıştır.

Sovyet baskısına karşı ABD ve müttefiklerden destek aramak zorunda kalan Türkiye, Ege Denizi’nde Yunan ve ABD donanmaları ile birlikte tatbikat yaparak, Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermeye çalışmaktadır187. Türk Hükümeti sonraki yıllarda, Rodos ve 12 Ada hakkında bu dönemde izlenen politika sebebiyle eleştirilmiş, beceriksizlikle ve bu adaları elden kaçırmakla itham edilmiştir.

Cengiz Orhonlu, Türkiye’nin 12 Ada dolayısıyla görüşmelere katılmak istediğini ancak bu adaların Yunanistan’a verilmesi keyfiyetinde çekimser kaldığını, böylece Türk hükümetinin adalar üzerindeki Yunan hakimiyetini tanımaktan kaçınmış olduğunu belirtmektedir

Oysa Yunanistan bu dönemde çok önemli iç ve dış sorunlarla karşı karşıyadır. Arnavutluk ve Bulgaristan’la süren sınır sorunları ve 1949’a kadar sürecek iç savaş ülkede istikrarı ortadan kaldırmıştır

Bu adaları ilhaka hazırlanan Yunanistan Türkiye ile karşı karşıya gelmek istememektedir. İtalya ise kendi iç ve dış meseleleriyle fazlasıyla meşgul olduğundan adaların Yunanistan’a verilmesine razıdır. Hatta Washington’daki İtalyan büyükelçisi hükümetinin bu konudaki niyetini açıklamıştır

Paris-İtalyan Barış Antlaşması’nın 88.maddesi, İtalya ve Arnavutluk ile savaş durumunda olan ancak konferansa katılamayan devletlere bu anlaşma açısından “ortak devlet” muamelesi yapılmasına olanak vermektedir. Türkiye İtalya’ya savaş ilan etmemiş olduğu için bu maddeden faydalanamamış ve Paris- İtalyan Barış görüşmelerinde imzacı olarak yer alamamıştır. Bu durum gelecek yıllarda Yunanistan bu adaları silahlandırmaya başladığında Türkiye’nin yaptığı itirazlara Yunanistan’ın Türkiye’nin Paris-İtalyan Barış Antlaşması’nın tarafı olmadığı biçiminde karşılık vermesine zemin hazırlayacaktır

Türkiye hükümetinin bu görüşmeler esnasındaki tutumuyla ilgili olarak, Cüneyt Arcayürek, eski dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’i kaynak göstererek, Türkiye’nin İngiltere tarafından adalar konusunda Paris Barış Konferansı’na davet edildiğini, bu konuda yazılı belgenin fotokopisinin Çağlayangil’e verildiğini, Türk Hükümeti’nin bu konferansa katılmak istemediğini ve sonunda adaların Yunanistan’a verildiğini ifade etmiştir

Erkin hatıralarında, Türk Hükümeti’nin toplantıya katılmak için girişimde bulunulmaması talimatına rağmen, Paris Barış Konferansı’ndan gelen Menteşe Adaları’nın Yunanistan’a bırakılacağı haberleri üzerine, İngiliz ve ABD büyükelçileri ile görüşerek, Anadolu kıyılarına en yakın olan adaların Türkiye’ye devri suretiyle adil bir paylaşım önerdiğini, bir süre sonra İngiliz Büyükelçi tarafından kendisine; adalar konusunda ABD ve Sovyetler Birliği’nin anlaşmaya vardığı, Sovyetlerin Boğazlar konusunda bir taleple ortaya çıkmasına yol açmamak için bu adaların silahsızlandırılarak Yunanistan’a bırakıldığı cevabının verildiğini ifade etmektedir

Yunanistan böylece yüzyıllık emelini kuvvetli hamileri sayesinde gerçekleştirmiş oluyor ve Ege coğrafyasında Yunanistan lehine ve Türkiye aleyhine aşırı bir dengesizlik meydana geliyordu.

Bu dengesizlik ve Yunanistan’ın devam eden aşırı yayılma istekleri sonucunda Ege’de egemenlik ihtilafları çok geçmeden meydana çıkmaya başlayacaktır. 1996 yılında meydana gelen “Kardak Krizi”, Ege’deki temel sorunun “egemenlik sorunu” olduğunu açıkça ortaya koyacak ve Türk kamuoyunda Ege sorunları bambaşka boyutlar kazanacaktır

Bugün Ege Denizi’nde Yunanistan’a ait olan adalar, egemenliği Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından uluslararası hukuk çerçevesinde yapılan anlaşmalarla İtalya ve Yunanistan’a devredilen adalardan ibarettir. Kurumahmut-Başeren tarafından yapılan bir çalışmaya göre; Ege Denizi’nde büyük bir kısmı Menteşe Adaları bölgesinde olmak üzere egemenliği devredilmemiş durumda bulunan 150’den fazla ada, adacık ve kayalık mevcuttur.

Tarihi gelişim süreci içinde Yunanistan’a devredilmeyen bu ada, adacık ve kayalıklarda bugün Türk egemenliğinin devam ettiği değerlendirilmektedir

Menteşe Adaları üzerindeki Osmanlı egemenliği, fethedildiği 1522’den İtalyan işgaline uğradığı 1912 yılına kadar kesintisiz olarak devam etmiştir. Trablusgarp savaşı esnasında İtalya tarafından Mayıs 1912’de işgal edilen Rodos ve 12 Ada, Uşi Antlaşması hükümlerine aykırı olarak Osmanlı Devletine iade edilmemiştir. 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın 15.maddesi ile Menteşe Adaları’ndan Rodos ve Meis dahil olmak üzere toplam 14 adedi ismen sayılarak İtalya’ya devredilmiştir.

 İki savaş arası dönemde eski Roma İmparatorluğu’nu yeniden ihya etmeye çalışan ve Akdeniz’i Mare Nostrum (Bizim Deniz) diye adlandıran Faşist İtalya hükümeti tarafından tahkim edilerek silahlandırılan bu adalar, Anadolu’nun güvenliğini tehdit etmesi sebebiyle Genç Türkiye Cumhuriyeti için sürekli endişe konusu olmuştur.

İkinci Dünya savaşında İtalyan egemenliğindeki Menteşe Adaları, Eylül 1943’de İtalya’nın savaş dışı kalması sonrasında, Müttefikler ve Mihver tarafından Türkiye’nin kendi yanlarında savaşa katılmasını etkilemek maksadıyla yürüttükleri bir harekât silsilesine maruz kalmıştır. Özellikle Rodos’un ele geçirilmesi mücadelesi ve bu harekâtın sonunda Müttefiklerin başarısızlığı, Churchill’in Türkiye’yi savaşa sokma çabalarında sonun başlangıcını işaret etmektedir.

Almanlar tarafından işgal edilen Menteşe Adaları savaşın sonuna kadar Almanların kontrolünde kalmıştır. Savaşın sonuna doğru, Almanlar Balkanlar ve Ege’yi terk ederlerken, adalardan bazılarını Türkiye’ye devretmeyi teklif etmişler, ancak bu teklifle ortaya çıkan fırsattan Türk Hükümeti; İngiltere’nin karşı çıkması, Sovyet tehlikesi gibi sebeplerle ve savaşa girmemiş olduğu için ganimetten faydalanamayacağı mülahazaları ile müzakere dahi etmeden reddederek yeterince faydalanamamıştır.

Sovyetler 1944 Sonbaharında Balkanlarda hızla ilerleyerek; Romanya ve Bulgaristan’a girmişlerdir. Bu durum karşısında İngiltere de Yunanistan’a kuvvet çıkarmaya başlamıştır.

Bu dönemde Sovyetler Birliği ile ilişkileri oldukça gergin olan ve tehdit altında olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile dayanışmasını göstermek üzere Kasım 1944’de Rodos ve 12 Ada üzerinde hiçbir talep ve iddiası olmadığını açıklamıştır. İkinci Dünya savaşında Müttefikler ve Mihver devletlerinin baskılarına rağmen savaşa iştirak etmeyen Türkiye, savaşın sonunda Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmiştir. Savaşın sonuna doğru Boğazlarda üs ve Doğu Anadolu’dan toprak isteyen Sovyetler Birliği’nin yoğun baskısı altında kalan Türkiye, Menteşe Adaları üzerindeki meşru haklarını yeterince savunamamıştır.

Sovyet baskısına karşı yalnız kalan, ABD ve müttefiklerden destek aramak zorunda kalan Türkiye, bu dönemde ABD ve İngiltere’nin Yunanistan’a destek vermeleri sebebiyle, adaların Yunanistan’a verilmesi kararına karşı çıkamamıştır.

Paris-İtalyan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin Lozan Barış Antlaşması kapsamında İtalya lehine hükümranlık hakkından vazgeçmiş olduğu Menteşe Adaları, halkının çoğunluğunun Rum olması gerekçesine dayanılarak, plebisit yapılmasına bile gerek görülmeden Yunanistan’a devredilmiştir.

Lozan Barış Antlaşması’nın Anadolu kıyılarına yakın adaların askerlikten tecrit edilmesi hükmüne paralel olarak, bu adaların silahsızlandırılması ve öyle kalması hükmü koyulmuştur.

Böylece Lozan Barış Antlaşmasıyla Ege’de kurulmuş olan TürkYunan dengesi Türkiye’nin aleyhine değişmiştir.

İkinci Dünya savaşı esnasında önce İtalya’nın ve daha sonra Almanya’nın saldırısına uğrayan ve savaş sırasında yaşadığı mağduriyeti en iyi şekilde kullanan Yunanistan, ABD ve İngiltere’nin de yardımlarıyla Paris-İtalyan Barış Antlaşması kapsamında Rodos,12 Ada ve Meis’in İtalyanlardan alınarak kendisine verilmesi sonucunda emeline ulaşmıştır.

ABD ve İngiltere’nin bu kararı almasındaki en güçlü gerekçe bu adaların yerli halkının çoğunlukla Rum olmasıdır. Gerçekte bu dönemde özellikle Rodos ve İstanköy’de kayda değer bir Türk nüfusu da yaşamaktadır.

Diğer yandan, Türkiye’nin savunma ihtiyaçları ve jeopolitik konumu bu kararı alırken göz önüne alınmamıştır. Türkiye ise İtalya tarafından kendisinden zorla alınan bu adaların egemenliği konusunda karar verilen bu görüşmelere gözlemci olarak dahi iştirak edememiştir.

Rodos ve 12 Ada’daki Türk-Müslüman varlığında daha önce İtalyan işgali sonrasında önemli azalmalar meydana gelmekle birlikte, adalardaki Türk nüfusu özellikle Yunanistan’a verildikten sonra dramatik bir şekilde azalmış, birçok Türk Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır.

Türkiye ile tam bir vücut teşkil eden ve Anadolu’nun mütemmim cüzlerinden ibaret olan Menteşe Adaları’nın Türkiye için önemi aslında buraların sadece Yunanistan’ın eline geçmesi ve silahlandırılması meselesi değildir. Bu adaların emperyalist bir devlet tarafından ele geçirilmesi durumunda, bu devlet tarafından Ortadoğu ve Asya’ya yapacağı bir harekât için üs olarak kullanılması tehlikesidir.

Anadolu’nun güvenliği kıyısında bulunan adalardan başlamaktadır. Yunanistan için bu adaların kendi ana kıtasının savunulması için böylesine stratejik bir önemi yoktur çünkü adalar Yunan ana karasından oldukça uzaktadır. Diğer taraftan Yunanistan bu adaları savunabilmek için gerektiği kadar kuvvetli olmadıktan başka, bu adaların savunulması bakımından Türkiye kadar hassas değildir.

1996 yılında meydana gelen “Kardak Krizi” sonrasında Ege’deki temel sorunun “egemenlik sorunu” olduğunu açıkça ortaya çıkmış ve Türk kamuoyunda Ege sorunları bambaşka boyutlar kazanmıştır.

Son yıllarda İkinci Dünya Savaşı’nda Menteşe (Rodos, 12 Ada ve Meis) Adaları 309 ÇTTAD, XVII/34, (2017/Bahar) yapılan çalışmalarda Ege Denizi’nde büyük bir kısmı Menteşe Adaları bölgesinde olmak üzere egemenliği devredilmemiş durumda bulunan 150’den fazla ada, adacık ve kayalığın mevcut olduğu ortaya koyulmuştur.

Bugün Ege Denizi’nde Yunanistan’a ait olan adalar, egemenliği Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından uluslararası hukuk çerçevesinde yapılan anlaşmalarla İtalya ve Yunanistan’a devredilenlerden ibarettir.

Tarihi gelişim süreci içinde Yunanistan’a devredilmemiş olan ada, adacık ve kayalıklar konusunun; dönemsel ayrıntılar dikkate alınarak incelenmesi ve yerli ve yabancı arşivlerde yer alan belgelere dayalı olarak ortaya koyulmasının gerekli olduğu değerlendirilmektedir.

(Bu yazı,9 Eylül Üniversitesi’nin 12 Ada, Rodos ve Meis’ başlıklı geniş araştırmasından faydalanılarak hazırlanmıştır)