Geçmişte Yaptıkları Zulümlerden Dolayı Zor Duruma Düşen Avrupa Faturayı Müslümanlara Çıkarıyor

  1. Anasayfa /
  2. Tüm Analizler
  3. /
  4. Analiz
editör5 | 22 Ekim 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Farid Hafez’in Al Jazeera’da yayımlanan “Avrupa’nın başı dertte ve suçu Müslümanlara atıyor” başlıklı analizi, Avrupa’da yükselen İslamofobiyi ve merkez sağın aşırı sağla giderek yakınlaşmasını ele alıyor. Hafez, Avrupa Parlamentosunun Müslüman Kardeşler ağı ve “İslamcı sızmacılık” konulu kararını örnek göstererek Müslüman kurum ve kuruluşların şüpheli ilan edildiğini, ırkçılıkla mücadelenin dahi bir sızma girişimi olarak sunulduğunu savunuyor. Yazara göre Avrupa’daki siyasi aktörler, ırkçılık ve eşitsizlikle mücadelede kaydedilen ilerlemeyi geriletirken toplumsal sorunların ve yönetim başarısızlıklarının sorumluluğunu Müslümanlara yüklüyor. Hafez, bu yaklaşımın hem Müslümanların sivil özgürlüklerini tehdit ettiğini hem de sol siyaseti hedef almak için kullanıldığını belirterek herkesi kapsayan sivil özgürlüklerin kararlılıkla savunulması gerektiğini vurguluyor.

Farid Hafez’in “Avrupa’nın başı dertte ve suçu Müslümanlara atıyor” başlıklı analizinin Türkçe çevirisi:

Geçen haftanın sonlarında Fransa’da protestolar şiddet olaylarına dönüşürken, Fransız aşırı sağı şiddetten Müslüman gençleri sorumlu tutmak için hızla ırkçı söylemlere başvurdu. Bundan birkaç hafta önce, binlerce göçmen komşu Fas’tan İspanya’ya bağlı Ceuta yerleşim bölgesine girmeye çalıştığında ise İspanyol aşırı sağı, Faslıların gerçekleştirdiği örgütlü bir “istiladan” söz etti.

ABD Başkanı Donald Trump da tartışmaya katılarak meselenin “İslam’ın kontrolü ele geçirmek istemesiyle” ilgili olduğunu ileri sürdü.

Aşırı sağın krizleri İslamofobiyi körüklemek için kullanmaya hazır olması beklenen bir durum. Ancak Avrupa’nın giderek büyüyen sorunlarının sorumlusunun İslam ve Müslümanlar olduğu düşüncesi artık Avrupa siyasetinin yalnızca aşırı uçlarına özgü değil.

Geçen hafta Fransa’da öğrenci protestoları giderek yoğunlaşırken Avrupa Parlamentosu, “İslamcı sızmacılıkla ve Müslüman Kardeşler ağının etkisiyle mücadele etmek üzere bir AB stratejisine duyulan ihtiyaç” başlıklı kararı sessiz sedasız kabul etti. Karar tasarısı, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in de mensubu olduğu ve parlamentodaki en büyük siyasi grup olan merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP) tarafından sunuldu.

Karar, 381 kabul, 167 ret ve 15 çekimser oyla kabul edildi. Dört siyasi grup daha EPP’yi neredeyse oy birliğiyle destekledi: aşırı sağcı Avrupa için Vatanseverler ve Egemen Uluslar Avrupası, liberal Renew Europe ile Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri.

Sosyal Demokratlar, Sol ve Yeşiller grupları çoğunlukla karara karşı oy kullandı ancak kararın kabul edilmesini engelleyemedi.

Fransız hükümetinin “siyasal İslamcılık” üzerine hazırladığı son derece sorunlu bir rapora dayanan karar, Müslüman topluluklar açısından geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilecek bir dizi hatalı iddia içeriyor.

Kararda “İslamcı sızmacılık”, “bir etki oluşturma, aşamalı olarak yapılanma, kurumlara nüfuz etme ve ideolojik meşruiyet kazanma siyasi stratejisi” olarak tanımlanıyor. Metin, “İslamcı etkinin; dernekler, vakıflar ve kültürel, eğitsel, dinî, hayırsever, üniversite, gençlik, ayrımcılık karşıtı veya sosyal faaliyet yürüten yapılardan oluşan geniş ve parçalı bir ekosistem üzerinden işlediğini” ileri sürüyor.

Daha somut olarak kararda, “çeşitlilik, eşitlik, kapsayıcılık ve ayrımcılıkla mücadele çerçevelerinin, azınlıkların korunmasına yönelik meşru amaçlara siyasallaştırılmış bir dinî kimlik dâhil edilerek kurumsal meşruiyet kazanmanın araçları olarak saptırılabileceği” belirtiliyor.

Başka bir deyişle, Müslüman Kardeşler gibi ağların İslamofobiyle mücadele girişimleri aracılığıyla Avrupa toplumlarına “sızdığı” iddia ediliyor.

Karar bağlayıcı değil ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bunu uygulama zorunluluğu bulunmuyor. Müslüman Kardeşler’in ve bağlantılı kişi ve kuruluşların terör listesine alınması çağrısının Avrupa genelinde hayata geçirilmesi de pek olası görünmüyor. Bunun nedenlerinden biri, hareketin siyasi bir araç olarak şiddetten vazgeçmiş olması.

Ancak karar, Müslüman topluluklar açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir ideolojik çerçeveye yine de meşruiyet kazandırıyor.

Devletten bağımsız faaliyet gösteren Müslüman kurum ve kuruluşları şüpheli konuma düşürüyor ve Müslüman sivil toplumunun kamusal faaliyetlere katılımını bir tür sızma olarak sunuyor.

Kararda, Brüksel merkezli Avrupa Irkçılık Karşıtı Ağı (ENAR) dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlar bu tür “İslamcı” davranışlar sergilemekle suçlanıyor. Ayrıca bu kuruluşların AB fonlarına erişiminin engellenmesi ve AB tarafından finanse edilen herhangi bir kuruluşun bunlarla iş birliği yapmasının kısıtlanması isteniyor.

“Müslüman Kardeşler ağı” şeklindeki muğlak kavram, neredeyse herkesin yalnızca ilişkilendirildiği kişi veya kuruluşlar nedeniyle suçlanabilmesine zemin hazırlıyor.

Bu durum, dış aktörler tarafından kolaylıkla bir silaha dönüştürülebilir; nitekim hâlihazırda da dönüştürülmüş durumda. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri, Avrupa’da ve başka yerlerde kişi ve kuruluşları Müslüman Kardeşler’le bağlantılı göstermek ve karalamak amacıyla geniş kapsamlı bir kampanyayı finanse etti.

İlginçtir ki karar tasarısının sunulmasından birkaç ay önce Emirliklerin bir büyükelçisi, Avrupa Parlamentosunda düzenlenen “Müslüman Kardeşler: Avrupa için Gerçek Bir Tehdit” başlıklı konferansa katılmıştı.

Emirliklerin etkisi ortadayken kararın kendisinin, Katar veya Türkiye’den geldiği öne sürülen ve “İslamcı sızmacılığı” desteklediği iddia edilen “yabancı finansmanı” sorun olarak ele alması, perde arkasındaki jeopolitik hesapların bir başka göstergesi.

En önemlisi de kararın, Müslümanları ırkçılığa karşı savunmayı İslamcı bir sızma planının parçası olarak çerçevelemesi. Bu yaklaşım, Avrupa toplumlarında İslamofobiyle mücadele etmeyi amaçlayan girişimleri ve kamusal tartışmaları doğrudan etkileyebilir.

Sembolik açıdan karar, Avrupa’nın Müslüman karşıtı sağcı güçleri için büyük bir zafer niteliğinde. Avrupa Parlamentosunun, merkez sağın aşırı sağa giderek daha fazla yaklaşmasıyla birlikte, aşırı sağla arasına mesafe koyma ilkesinden vazgeçmeye başladığını gösteriyor. EPP, aşırı sağın gündemini neredeyse bütünüyle benimsemiş görünüyor; ancak bunu ulusal güvenlik söylemiyle yumuşatmaya çalışıyor.

Karar aynı zamanda Avrupa’daki İslamofobinin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini de ortaya koyuyor. Artık korkulan, “uyum sağlayamayan” yabancılar olarak göçmenler değil; kendi seslerini duyurabilen ve sivil özgürlüklerini savunabilen Müslümanlar.

Merkez sağ açısından bu İslamofobik çerçeve siyasi avantajlar sağlıyor. Merkez sağ, yalnızca Müslüman karşıtı korku söylemleri üzerinden seçimlerde kazanç elde etmekle kalmıyor; aynı zamanda ırkçılığı reddeden ve Müslüman toplulukların yanında duran sol kesimleri de hedef alabiliyor.

Fransa siyasetinde “İslamcı solculuk” fikrinin, Fransızcadaki adıyla Islamo-gauchisme kavramının öne çıkarılması bu nedenle şaşırtıcı değil.

Sol görüşlü Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumise) hareketinin lideri Jean-Luc Mélenchon, özellikle dışlanmış topluluklar arasında oldukça popüler ve cumhurbaşkanlığı için güçlü bir aday. Şimdi ise “isyancıları” teşvik etmekle suçlanıyor; bu suçlamada, söz konusu kişilerin Müslüman olduğu ima ediliyor.

Solun ve Müslümanların aynı anda hedef alınması, Yahudileri Batı medeniyetini yıkmak amacıyla komünizmi yaymakla suçlayan eski Yahudi-Bolşevik komplo teorisini hatırlatıyor.

Bugün “İslamcı solculuk” söylemi; muhafazakârlar, liberaller ve aşırı sağ tarafından, Batı’nın 1960’lardan bu yana ırkçılık ve eşitsizlikle mücadelede kaydettiği sınırlı ilerlemeye karşı yürütülen bir karşı devrimde günah keçisi olarak kullanılıyor. Görünen o ki amaçları, Müslümanların bulunmadığı bir “Avrupa kalesi” oluşturmak.

“İslamcı sızmacılık” kararının dayanakları ne kadar zayıf olursa olsun, özellikle Müslümanların sivil özgürlüklerini savunduğu durumlarda, muhafazakâr ittifakların tek tek üye ülkelerde hukuki açıdan tartışmalı yeni adımlar atarak Müslümanların devlet denetimi dışındaki hareket alanını kısıtlamasını beklemeliyiz.

Bu sırada korku tellalları, toplumsal sorunlardan ve kemer sıkma politikalarına karşı düzenlenen meşru protestolardan İslam’ı sorumlu tutmaya devam edecek. Siyasetçiler ise kendi yönetim başarısızlıklarından kaynaklanan kamuoyu öfkesini Müslüman topluluklara yönlendirmeyi sürdürecek.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, herkese ait sivil özgürlükleri kararlılıkla savunarak bu muhafazakâr karşı devrime güçlü bir yanıt vermektir.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA