“Savaşmadan düşmanı alt etmek, hünerlerin en yücesidir.”
-Sun Tzu, Savaş Sanatı
Bu analizde 21. yüzyılda askeri kapasite, müşterek faaliyet, tatbikat ve ilişkilerin önemi incelenip çalışma Güney Kore-Amerika Birleşik Devletleri örneği üzerinden değerlendirilecektir.
İnsanlık tarihi boyunca çatışma, güvenlik ve güç arayışı devletlerin ortaya çıkışından çok daha önceye dayanır. Günümüzde bu arayış sadece savaş meydanlarında değil askeri kapasitenin geliştirilmesi, savunma teknolojilerinin güçlendirilmesi, ittifakların kurulması ve müşterek askeri tatbikatlar vasıtasıyla devam etmektedir.
Bu bağlamda Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki askeri iş birliği, 21. yüzyılda askeri kapasite, müşterek faaliyetler ve ittifak ilişkilerinin devletlerin güvenlik anlayışı ve caydırıcılık politikalarındaki etkisini incelemek açısından önemli bir örnek olacaktır.
Her ülke varlığını sürdürmek ve milli çıkarlarını korumak maksadıyla askeri sistemlere sahip olmak ister. Ülkelerin askeri varlığı yalnızca savaş zamanlarında değil barış zamanları için de kıymetli bir unsurdur. Bu nedenle askeri güç, devletlerin dış politika araçlarından biri olmanın ötesinde, uluslararası sistemdeki konumlarının belirlenmesinde temel unsurlardan biridir.
Bu çerçevede askeri kapasite, askeri faaliyet ve askeri ilişkiler birbirini tamamlayan üç temel unsur olarak değerlendirilebilir. Askeri kapasite bir devletin sahip olduğu maddi ve teknolojik imkânları; askeri faaliyet bu kapasitenin tatbikat, konuşlandırma, operasyon ve savaş gibi alanlarda kullanımını; askeri ilişkiler ise devletler arasındaki savunma anlaşmaları, ortak komuta yapıları, silah tedariki, istihbarat paylaşımı ve müşterek askeri faaliyetleri ifade etmektedir.
Birinci dünya savaşı ile daha net gördüğümüz askeri araç gereç, silah sistemleri, mühimmat varlığı günümüzde de değişen ve sürekli gelişen bir perspektifle karşımıza çıkmaktadır. Bir ülkenin askeri kapasitesinin yüksek olması tek başına yeterli değildir. Bu yapıyı operasyonel kabiliyet, askeri personel eğitimi, taktiksel, stratejik ve etkili bir planlama ile desteklemek gerekir.
Bu çalışmada inceleyeceğimiz Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Kore bize perspektif olarak temelde şunu sunuyor: 21. yüzyılda ülkeler sandığımızın aksine tek başına hegemon bir güç olmaktan ziyade etkili stratejik planlar doğrultusunda müttefik bulma yaklaşımını benimsiyor. Bunula birlikte çıkar ilişkileri kurmak kadim bir gelenek olarak varlığını sürdürüyor.
Bir yanda iki dünya savaşından da galip çıkmış, dünyanın en güçlü savunmasına sahip, birçok ülkede askeri varlığı olan Amerika Birleşik Devletleri. Diğer yanda Japon sömürüsü yaşamış, kardeşi ile kavgalı Amerika destekli Güney Kore.
Biri büyük askeri varlığını dünyaya karşı caydırıcılık olarak kullanırken, diğeri bu caydırıcılığı kendi teknoloji ve imkanları ile destekleyerek düşmanına karşı bir tehdit olarak elinde tutuyor.
ABD ile Güney Kore arasındaki ilişki, bu üç unsurun tarihsel dönüşümünü birlikte incelemek açısından önemli bir örnektir. İlişkinin başlangıcında Güney Kore, ABD'nin askerî ve ekonomik desteğine yüksek düzeyde ihtiyaç duyan bir devletken, 21. yüzyılda gelişmiş savunma sanayii, modern hava ve deniz kuvvetleri, füze sistemleri, istihbarat ve uzay kapasitesi geliştiren bir bölgesel güç hâline gelmiştir. Bu dönüşüm, ABD-Güney Kore ittifakının sona ermesinden ziyade, ittifakın niteliğinin değiştiğini göstermektedir.
Amerika Birleşik Devletleri
ABD'nin küresel askeri güç haline gelmesi, 19. yüzyıldan itibaren askeri kapasitesini artırması ve bu gücü denizaşırı bölgelerde kullanabilme yeteneği kazanmasıyla gerçekleşmiştir. Monroe Doktrini ile başlayan süreç, Roosevelt Corollary ile daha müdahaleci bir çizgiye dönüşmüştür.
I. ve II. Dünya Savaşları, ABD'nin uzak bölgelere büyük askeri güç gönderme ve sürdürülebilir operasyon yürütme kapasitesini ortaya koymuştur. Soğuk Savaş'ta ise NATO ve Asya-Pasifik'teki Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi müttefikler üzerinden küresel bir güvenlik ağı oluşturulmuştur.
Bu süreçte Kore Savaşı, ABD-Güney Kore ittifakının temelini oluştururken, Vietnam Savaşı Güney Kore'nin askeri kapasitesini ve ABD ile stratejik ilişkilerini geliştirmesine katkı sağlamıştır. Böylece Güney Kore zamanla güvenlik tüketicisinden güvenlik sağlayıcısına dönüşmeye başlamıştır.
İki dünya savaşını da kazanarak askeri gücünü küresel ölçekte ispat eden Amerika Birleşik Devletleri, Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği’ne karşı yürüttüğü politikalar ve NATO’nun lideri olması sebebiyle etkin bir konuma sahip olmuştur. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile de ABD dünyadaki tek süper güç olarak varlığını sürdürmüştür.(1)
Amerikan askeri sistemi sürekliliğe dayanır. Ülke bu sürekliliği stratejik bir şekilde ele alır. Girdiği savaşlardaki tecrübeleri bir sonraki savaşa kadar, askeri birliklerini eğitmek, silahlarını ve doktrinlerini geliştirmek maksadıyla kullanır.(2)
Amerikan askeri sistemi beş alt sisteme ayrılmıştır:
I) Çekirdek Sistem
II) Bakım Sistemi
III) Kaynak Sistemi
IV) Uyarlanabilir Sistem
V) İşletme Sistemi (3)
ABD askeri sistemi, askeri gücün anayasal ve hukuki çerçevede sivil otorite tarafından denetlendiği demokratik sivil-asker ilişkileri modeline dayanmaktadır. Profesyonel askerler bağımsız bir siyasi aktör olarak değil, devlet kurumlarının üyeleri olarak hareket eder. Bu sistem, hem askeri gücün siyasi tahakküme dönüşmesini önlemeyi hem de ordunun savunma için gerekli bütçe, teknoloji ve eğitim imkanlarına sahip olmasını amaçlar. 1947 tarihli Milli Güvenlik Yasası ile Savunma Bakanlığı, ABD savunma politikasında merkezi bir konuma getirilmiştir.
ABD askeri doktrini taarruz, hızlı kuvvet yoğunlaştırma, komuta birliği ve profesyonel askerlik anlayışları üzerinden gelişmiştir. II. Dünya Savaşı ile müşterek harekât anlayışı güçlenmiş, Soğuk Savaş döneminde ise askeri güç siyasi, ekonomik ve psikolojik unsurlarla birlikte ele alınmıştır. Nükleer silahların ortaya çıkışı, Amerikan askeri düşüncesini taktik düzeyden stratejik düzeye taşımıştır.
Soğuk Savaş boyunca ABD, Sovyetler Birliği ve Çin kaynaklı tehditlere karşı Topyekûn Karşılık, Esnek Mukabele, Kademeli Caydırıcılık, Hasar Sınırlandırma ve Kontrollü Gerginlik gibi doktrinler geliştirmiştir. Bu yaklaşımların ortak amacı, farklı düzeylerdeki tehditlere karşı caydırıcılık sağlamak ve gerektiğinde kontrollü askerî karşılık verebilmektir.
Günümüzde ABD askerî yapısı büyük ölçüde kabiliyet temelli bir anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım, belirli bir düşmana odaklanmak yerine farklı tehditlere karşı hangi askeri kabiliyetin daha etkili kullanılabileceğini esas almaktadır.
Kara Kuvvetleri
ABD Kara Kuvvetleri; düzenli ordu, yedekler ve Ulusal Muhafızlardan oluşmaktadır. Avrupa-Afrika, Pasifik, Kuzey, Merkez ve Güney gibi bölgesel komutanlıkların yanı sıra özel kuvvetler, siber alan, uzay ve füze savunması gibi alanlarda da faaliyet göstermektedir.
Deniz Kuvvetleri
ABD Deniz Kuvvetleri, küresel ölçekte faaliyet gösteren güçlü bir donanma ve Deniz Piyadeleri yapısına sahiptir. Farklı filolar Atlantik, Pasifik, Avrupa-Akdeniz, Orta Doğu ve diğer stratejik bölgelerde görev yaparken, görev kuvvetleri aracılığıyla farklı operasyonlar yürütülmektedir.
Hava Kuvvetleri
Hava Kuvvetleri, özellikle stratejik caydırıcılık, nükleer kapasite ve küresel kuvvet aktarımı açısından ABD askerî gücünün temel unsurlarındandır. Hava muharebesi, küresel taarruz, özel harekât, eğitim ve lojistik gibi alanlarda uzmanlaşmış komutanlıklardan oluşmaktadır.
Uzay ve Siber Alan
ABD, geleceğin çatışmalarında uzay ve siber alanların öneminin artması nedeniyle bu alanlara önemli yatırımlar yapmaktadır. 2019'da kurulan Uzay Kuvvetleri, uzay alanındaki askeri kapasitenin geliştirilmesinde önemli bir rol üstlenirken, siber kabiliyetler de modern harekatın temel unsurlarından biri haline gelmiştir.
ABD, dünyanın en yüksek savunma harcamalarına sahip ülkelerinden biridir. Bu bütçe özellikle havacılık, uzay, siber güvenlik ve ileri savunma teknolojilerinde güçlü bir savunma sanayisinin oluşmasını desteklemektedir. Günümüzde Amerikan askeri stratejisinin merkezinde özellikle Rusya ve Çin ile büyük güç rekabeti bulunmaktadır.
ABD’nin askeri gücü yalnızca sahip olduğu silah ve personel kapasitesinden değil; sivil denetim, teknolojik üstünlük, küresel konuşlanma, müşterek harekat ve stratejik planlama yeteneklerinin birlikte kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Güney Kore
Güney Kore, 1910’da Japonya’nın egemenliği altına girmiş, II. Dünya Savaşı’nın ardından ise Sovyetler Birliği ve ABD’nin etkisiyle Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmıştır. 1950-1953 Kore Savaşı’nın ardından yarımada, 4 kilometrelik askerden arındırılmış bölgeyle iki ayrı yönetim olarak varlığını sürdürmüştür.
Güney Kore’nin askeriî ve güvenlik politikalarının temelinde Kuzey Kore tehdidine karşı caydırıcılık ve savunma kapasitesinin geliştirilmesi bulunmaktadır. Savunma bürokrasisinde siviller çoğunlukta olsa da asker kökenli aktörlerin karar alma süreçlerindeki etkisi dikkat çekmektedir.
Kore Savaşı sonrasında ABD ile kurulan askeri ittifak kapsamında Güney Kore’de yaklaşık 28.500 ABD askeri konuşlandırılmıştır. İki ülke, Japonya’nın da katılımıyla düzenli ortak tatbikatlar gerçekleştirerek bölgesel tehditlere karşı askeri hazırlıklarını sürdürmektedir. Bununla birlikte Güney Kore, güvenliğini yalnızca ABD ittifakına dayandırmamakta; gelişmiş savunma sanayii ve kendi askeri kapasitesini güçlendirme politikasıyla stratejik özerkliğini artırmaya çalışmaktadır.
Güney Kore'nin halihazırda kullandığı en önemli savunma politikası "Kore Tarzı Üç Eksenli Sistem"dir. Güney Kore bu sistemi farklı ideolojilere ve ortak bir geçmişe sahip olduğu Kuzey Kore'ye karşı kullanmak için geliştirmiştir.
Günümüzde bu sistem bir doktrin halini almıştır. Doktrinin temel prensibi "düşman daha saldırmadan önce saldırma"dır. Temelde Kuzey Kore'nin nükleer başlıklı füzelerini önlemek amacıyla kurulmuştur. Doktrin üç aşamadan oluşur:
I) Ölüm Zinciri: Kuzey Kore’nin füze veya nükleer saldırı hazırlığına ilişkin belirtiler tespit edildiğinde, saldırı gerçekleşmeden önce askeri hedeflere hassas saldırılar düzenleyerek tehdidi ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda uydu, İHA, sinyal istihbaratı ve yapay zeka destekli analiz kapasitesi geliştirilmektedir. Kara, deniz ve hava unsurlarının ortak operasyonuyla hedeflerin 30 dakikadan kısa sürede tespit edilip imha edilmesi hedeflenirken, müşterek harekat kabiliyetini artırmak için ortak eğitim merkezi kurulmuştur.
II) Kore Hava ve Füze Savunması: Güney Kore’nin çok katmanlı hava ve füze savunma sistemidir. Sistem; farklı irtifalarda görev yapan savunma füzeleri, gelişmiş radarlar ile kinetik ve elektronik karşı tedbirlerden oluşurken, olası nükleer ve elektromanyetik saldırıların etkilerini azaltmaya yönelik toplumsal bilinçlendirme eğitimlerini de kapsamaktadır.
III) Kore Toplu Cezalandırma ve Misilleme: Kuzey Kore’nin nükleer veya kitle imha silahı kullanması durumunda devreye girecek sistem, yüksek hassasiyetli saldırılarla Kuzey Kore’nin komuta kademesi ve kritik askeri tesislerini hedef almayı amaçlamaktadır. 2016’daki nükleer denemenin ardından geliştirilen konsept, 2019’da “Nükleer Silahlara ve Kitle İmha Silahlarına Karşılık Verme Sistemi” adını almıştır. Güney Kore ayrıca özel sızma birlikleri oluşturmuş ve sistemin etkinliğini artırmak için uzay ve siber alanları da kapsayan bir Stratejik Komutanlık kurmayı planlamıştır.(4)
Ülke, "Defense Innovation 4.0" programı ile savunma sanayiinde atılım yapma gayesindedir. Program sayesinde yapay zeka destekli ileri teknolojili bir Güney Kore Silahlı Kuvvetleri oluşturmaktır.
Bununla beraber ülke için yalnızca kardeşi Kuzey Kore değil Çin Halk Cumhuriyeti de küresel ölçekte bir güç kapasitesi geliştirdiği için bir tehdittir. ABD ile olası bir Çin savaşında ülkede bulunan ABD askeri üssü Güney Kore'yi riskli bir konuma düşürmektedir.(5)
Kara Kuvvetleri
Güney Kore Kara Kuvvetleri yaklaşık 365.000 personelden oluşmakta ve 2.100 tank, 3.600’ün üzerinde zırhlı araç, 3.189 kundağı motorlu top, 4.863 çekili obüs ve 581 çok namlulu roketatarla güçlü bir kara ateş gücüne sahip bulunmaktadır. K1 ve K2 tankları ile yerli topçu sistemleri, özellikle Kuzey Kore karşısında savunma kapasitesinin temel unsurlarıdır. Mekanizasyon, gerçek zamanlı komuta-kontrol ve bilgisayar destekli ateş gücü entegrasyonu ise ordunun operasyonel etkinliğini artırmaktadır.
Hava Kuvvetleri
Yaklaşık 65.000 personel ve 700’ün üzerinde hava aracına sahip Güney Kore Hava Kuvvetleri, hava savunması ve saldırı görevlerini yürütmektedir. F-35 gibi gelişmiş savaş uçaklarının yanı sıra yerli KF-21 projesi hava gücünün modernizasyonunu desteklemektedir. KM-SAM ve L-SAM sistemleri ise çok katmanlı hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmektedir.
Deniz Kuvvetleri
Yaklaşık 70.000 personel, 140 deniz platformu ve 60 hava aracına sahip Güney Kore Donanması; su üstü, denizaltı, hava ve amfibi harekatlar gerçekleştirebilen önemli bir bölgesel deniz gücüdür. Chang Bogo ve Son Won II sınıfı denizaltıların yanı sıra yerli Dosan Ahn Changho sınıfı denizaltılar, donanmanın vurucu gücünü artırmaktadır. KDX kapsamında geliştirilen muhripler, fırkateynler ve çıkarma unsurları da hava savunması, denizaltı harbi ve müşterek harekat kapasitesini desteklemektedir.
Güney Kore, Kuzey Kore’nin nükleer ve balistik füze kapasitesine karşı 1970’lerden itibaren yerli savunma sanayisini geliştirerek güçlü bir konvansiyonel askeri kapasite oluşturmuştur. ABD ve Japonya ile askeri iş birliği de bu kapasiteyi tamamlayan önemli bir unsur haline gelmiştir.
ABD-Güney Kore ittifakı günümüzde yalnızca Güney Kore’de Amerikan askerlerinin bulunmasına dayanmamakta; ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, füze savunması, nükleer caydırıcılık, savunma sanayii, teknoloji, siber güvenlik ve ortak komuta gibi alanları kapsamaktadır. Bu nedenle ABD askerî varlığı, yalnızca personel bulundurulması değil, iki ülkenin birlikte askerî kapasite üretmesi açısından değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte ittifakın geleceğinde önemli bir stratejik sorun bulunmaktadır. Güney Kore'nin temel güvenlik tehdidi Kuzey Kore olmaya devam ederken, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi giderek Çin'in askeri yükselişini dengelemeye odaklanmaktadır. Güney Kore'nin Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürme ihtiyacı, ABD'nin Çin'e yönelik güvenlik stratejisiyle zaman zaman öncelik farklılıkları yaratmaktadır. Bu durum Güney Kore'nin stratejik özerklik arayışını güçlendirebilir.
Askeri kapasitenin caydırıcılığa dönüşmesi için yalnızca silah ve personel miktarı değil, bu kapasitenin birlikte ve etkin biçimde kullanılabileceğinin gösterilmesi de önemlidir. ABD-Güney Kore tatbikatları bu açıdan Kuzey Kore'ye iki ülkenin askeri güçlerini ortak şekilde kullanabileceği mesajını vermektedir.
1950'lerde ABD'nin askeri kapasitesi Güney Kore'nin güvenliği açısından belirleyiciyken, 21. yüzyılda Güney Kore'nin gelişmiş askeri ve teknolojik kapasitesi de ABD'nin Asya-Pasifik stratejisi açısından önem kazanmıştır.
ABD-Güney Kore Müşterek Komutanlığı ve OPCON Devri
ABD-Güney Kore ittifakının en önemli tartışma konularından biri, savaş zamanı operasyonel kontrolün (Wartime Operational Control – OPCON) Güney Kore'ye devredilmesidir. 1978 yılında kurulan Güney Kore-ABD Müşterek Kuvvetler Komutanlığı (Combined Forces Command – CFC), iki ülkenin askeri kuvvetlerinin Kore Yarımadası'ndaki ortak savunma ve harekat planlamasını koordine etmektedir. Mevcut komuta yapısında ABD'li bir general komutanlık görevini yürütürken OPCON devri kapsamında, komutanlığın Güney Koreli bir general tarafından yönetilmesi ve ABD'li bir generalin komutan yardımcısı olması öngörülmektedir.(6)
OPCON devri, Güney Kore açısından yalnızca askeri bir düzenleme değil, aynı zamanda ulusal egemenlik ve stratejik özerklik meselesidir. Devir sürecini destekleyen yaklaşımlar, Güney Kore'nin gelişmiş askeri kapasitesinin savaş zamanı operasyonel liderliği üstlenmesine imkan verdiğini savunmaktadır. Buna karşılık, sürecin askeri yeterlilik koşullarına bağlı yürütülmesini savunanlar, Kuzey Kore'nin nükleer ve balistik füze tehdidine karşı müşterek savunma kapasitesinin korunmasını öncelikli görmektedir. Bu nedenle OPCON devri, Güney Kore iç siyasetinde de savunma politikaları ve ABD ile ittifakın geleceği bağlamında tartışılmaktadır.(7)
ABD ile Güney Kore, devir sürecini belirli askeri yeterlilik koşullarına bağlamıştır. Güney Kore'nin müşterek kuvvetleri yönetme kapasitesi, Kuzey Kore'nin nükleer ve füze tehditlerine karşı savunma kabiliyetleri ve operasyonel hazırlık düzeyi bu sürecin temel unsurları arasındadır. Nisan 2026'da yayımlanan habere göre iki ülke, OPCON devrine ilişkin koşulların karşılanması için çalışmalarını sürdürmekte ve sürecin 2029'un ilk çeyreğine kadar tamamlanmasını hedeflemektedir. Bu çerçevede OPCON devri, ABD'nin güvenlik taahhütleri ile Güney Kore'nin askeri karar alma süreçlerinde daha fazla sorumluluk üstlenme hedefinin kesiştiği temel meselelerden biridir.(8)
Sonuç
ABD-Güney Kore askeri ilişkileri, Kuzey Kore tehdidine karşı oluşturulan geleneksel ittifak yapısından daha kapsamlı bir stratejik ortaklığa dönüşmektedir. Nükleer caydırıcılık, müşterek harekat, savunma sanayii, istihbarat ve ileri teknoloji bu ilişkinin temel unsurlarını oluşturmaktadır. Nükleer caydırıcılık alanındaki iş birliği Nükleer İstişare Grubu (NCG) aracılığıyla kurumsallaşırken, Freedom Shield 26 gibi tatbikatlar iki ordunun birlikte çalışabilirliğini ve operasyonel kapasitesini geliştirmektedir.
İttifakın kapsamı aynı zamanda Kore Yarımadası'nın ötesine taşınarak Hint-Pasifik güvenlik mimarisiyle daha fazla ilişkilendirilmektedir. Ancak Güney Kore'nin önceliğinin Kuzey Kore tehdidi, ABD'nin bölgesel önceliklerinin ise giderek Çin'in yükselişini dengelemek olması, iki ülke arasında stratejik öncelik farklılıkları yaratmaktadır.
Güney Kore bu nedenle bir yandan ABD'nin genişletilmiş caydırıcılığından yararlanırken diğer yandan yerli savunma sanayii, gelişmiş konvansiyonel silah sistemleri ve artan savunma kapasitesiyle stratejik özerkliğini güçlendirmektedir.
Sonuç olarak Güney Kore örneği, 21. yüzyılda askeri gücün yalnızca personel ve silah sayısıyla açıklanamayacağını göstermektedir. Teknolojik kapasite, savunma sanayii, istihbarat, nükleer caydırıcılık, müşterek harekat ve ittifak ilişkileri birlikte değerlendirildiğinde askeri kapasite anlam kazanmaktadır. ABD-Güney Kore ilişkileri de iki ülkenin farklı askeri kapasite türlerini birleştirerek ortak caydırıcılık üretmesine dayanmaktadır.
Bu çerçevede Güney Kore, ABD açısından yalnızca korunması gereken bir müttefik değil, gelişmiş savunma sanayii ve bölgesel askeri kapasitesiyle Hint-Pasifik güvenlik mimarisinin aktif bir unsuru haline gelmiştir. İttifakın geleceği ise Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesi, Çin-ABD rekabeti ve Güney Kore'nin artan stratejik özerklik arayışı tarafından şekillenecektir.
Kaynak:
1. 21. Yüzyılda Askeri Sistemler, c. 1, ed. Yunus Yoldaş ve Güngör Şahin (İstanbul: Milli Savunma Üniversitesi Yayınları, 2025) syf: 47.
2. 21. Yüzyılda Askeri Sistemler, c. 1, ed. Yunus Yoldaş ve Güngör Şahin (İstanbul: Milli Savunma Üniversitesi Yayınları, 2025) syf: 48-49
3. 21. Yüzyılda Askeri Sistemler, c. 1, ed. Yunus Yoldaş ve Güngör Şahin (İstanbul: Milli Savunma Üniversitesi Yayınları, 2025) syf: 49-50
4. 21. Yüzyılda Askeri Sistemler, c. 1, ed. Yunus Yoldaş ve Güngör Şahin (İstanbul: Milli Savunma Üniversitesi Yayınları, 2025) syf: 452-453
5. 21. Yüzyılda Askeri Sistemler, c. 1, ed. Yunus Yoldaş ve Güngör Şahin (İstanbul: Milli Savunma Üniversitesi Yayınları, 2025) syf: 457
6. Congressional Research Service (CRS), U.S.-South Korea Alliance: Background and Issues for Congress, 2026. Raporu görüntüle
7. Congressional Research Service (CRS), U.S.-South Korea Alliance: Background and Issues for Congress, 2026. Raporu görüntüle
8. Yonhap News Agency, “S. Korea, U.S. aim to meet OPCON transfer conditions no later than Q1 of 2029”, 23 Nisan 2026. Haberi görüntüle
Esin ÇOŞTU
Diğer İçerikler
Another Dimension of the Kashmir Dispute: The Deadlock in the Indus Waters Sharing Ag..
Siyonizm Irkçılıktır: İngiltere ve Galler Yeşiller Partisi Yalnızca Tarihsel Bir Gerç..
Geçmişte Yaptıkları Zulümlerden Dolayı Zor Duruma Düşen Avrupa Faturayı Müslümanlara ..