SDE Araştırmacılarından Abdul Satar Kawa Macaristan Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Dr. István Szent-Iványi ile “Küresel Kırılma, Orban Sorası Dış Politika, NATO ve Orta Doğu” üzerine kıymetli bir röportaj yaptı. Güncel konulardaki değerlendirmeyi dikkatlerinize sunuyoruz.
Röportajda Macaristan seçimleri, Orbán sonrası dönem, Macaristan’ın dış politikası, Avrupa Birliği, ABD, Türkiye-Macaristan ilişkileri, İran savaşı, Gazze krizi, İsrail, Afganistan ve NATO’nun geleceği ele alındı.

“Bu Seçim Macaristan İçin Tarihi Bir Dönüm Noktası”
Soru: Macaristan seçimlerini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Bu seçim, Macaristan’ın yakın modern tarihinde bir dönüm noktasıdır. Viktor Orbán 16 yıl boyunca ülkeyi yönetti ve bu süreçte merkezi güce dayalı bir sistem kurdu. Bu sistem farklı çevrelerce hibrit demokrasi, otoriter demokrasi veya rekabetçi otoriterlik olarak adlandırıldı. Temel özelliği ise iktidarın bütün kurumlar üzerinde güçlü bir kontrol kurmasıydı.
Orbán döneminde hukuk devleti kurumları, denge ve denetleme mekanizmaları zayıflatıldı. Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, savcılık ve yargı gibi kurumlara iktidara sadık kişiler yerleştirildi. Bu durum, 1990’dan bu yana Macaristan’da görülmemiş ölçüde bir siyasi kontrol ortaya çıkardı. Bu yapı bana bazı yönleriyle eski komünist dönemdeki tek parti sistemini hatırlatıyordu.
Macar halkı artık bu sistemden yoruldu. Seçim sonucu, halkın 16 yılın ardından bu düzene açık biçimde itiraz ettiğini gösterdi. Bunun sebepleri arasında demokrasi ve hukuk devleti alanındaki eksiklikler, ekonomik sıkıntılar, yüksek enflasyon, düşük büyüme ve yaygın yolsuzluk yer aldı.

“Macaristan Dış Politikada Köklü Bir Değişime Gidecek”
Soru: Yeni hükümetin dış politikada nasıl bir değişim gerçekleştirmesini bekliyorsunuz?
Cevap: Macaristan dış politikasında radikal bir değişim bekliyorum. Yeni hükümetin ilk açıklamaları da bunu gösteriyor. Öncelikle Avrupa Birliği ile ilişkilerin onarılması gerekiyor. Önceki hükümet bu ilişkileri ciddi biçimde yıprattı. Macaristan sık sık AB kararlarını veto eden, diğer üye ülkelerle ve AB kurumlarıyla karşı karşıya gelen bir ülke hâline geldi.
Yeni başbakan, Polonya ile tarihsel ilişkileri yeniden güçlendirmek istediğini söyledi. Macaristan ile Polonya arasında tarih boyunca yakın ilişkiler vardı, ancak bu ilişki Orbán döneminde özellikle Rusya politikası nedeniyle zarar gördü.
Rusya ve Çin ile çok yakın ve samimi ilişkiler Macaristan’ın çıkarına değildir. Yeni hükümet Rusya ile pragmatik ilişkiler sürdürebilir; ticaret gibi alanlarda temaslar devam edebilir. Ancak siyasi ayrıcalıklar verilmemeli ve dışişleri bakanının her ay Moskova’ya gitmesi gibi bir ilişki modeli artık olmamalıdır.
Soru: Bu değişimin Macaristan açısından somut sonuçları ne olabilir?
Cevap: En somut beklenti, Avrupa Birliği tarafından dondurulan fonların serbest bırakılmasıdır. Bu miktar toplamda yaklaşık 30 milyar avroya yakındır ve Macaristan ekonomisinin buna ciddi şekilde ihtiyacı vardır.
Ayrıca Macaristan’ın müttefikleri nezdindeki imajını düzeltmesi gerekiyor. Son yıllarda Macaristan, Rusya’nın Truva atı gibi görüldü; güvenilmez ve tuhaf bir ortak olarak algılandı. Hatta bazı gizli bilgilerin Macar diplomatlarla paylaşılmadığına dair söylentiler vardı, çünkü bu bilgilerin Moskova’ya sızdırılabileceğinden endişe ediliyordu. Bu algının mutlaka değişmesi gerekiyor.
Soru: Avrupa Birliği’ne yaklaşmak, Macaristan’ın Rusya ile enerji ilişkilerini tehlikeye atar mı?
Cevap: Eski hükümet sık sık AB ile iyi ilişkiler kurmanın Rus enerji kaynaklarını kaybetmek anlamına geleceğini söylüyordu. Ancak Rusya’dan gelen ilk tepki böyle olmadı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya’nın yeni Macar hükümetiyle pragmatik ilişkiler sürdürmek istediğini ve Macar halkının iradesine saygı duyduğunu söyledi. Bu nedenle ilişkilerin tamamen çökeceğini düşünmüyorum.
“ABD ile İlişkiler Devam Edecek Ama Daha Mesafeli Olacak”
Soru: Macaristan-ABD ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Cevap: Orbán, Trump’ın en sevdiği liderlerden biriydi. Bu nedenle yeni hükümetin ABD ile Orbán dönemindeki kadar yakın bir ilişki kurmasını beklemiyorum. Ancak Trump’ın Peter Magyar hakkında olumlu açıklamalar yapması güven verici oldu. Trump, onu sevdiğini ve iyi işler yapacağını söyledi. Bu, ilişkilerin tamamen bozulmayacağını gösteriyor.

Muhtemelen ilişkiler Orbán dönemindeki kadar samimi olmayacak; yeni başbakan hemen Beyaz Saray’a davet edilmeyebilir. Ancak Macaristan-ABD ilişkilerinde büyük bir kriz veya çöküş beklemiyorum.
“Türkiye ile İlişkiler Eskisi Gibi Sürecek”
Soru: Türkiye-Macaristan ilişkileri Orbán sonrası dönemde nasıl şekillenir?
Cevap: Macaristan, Türkiye ile iyi ilişkileri sürdürmek ister. Bundan şüphe yok. Orbán ile Erdoğan arasında çok yakın ve dostane bir ilişki vardı. Peter Magyar ile Erdoğan arasında aynı yakınlığın oluşacağını sanmıyorum, ancak ilişkilerin ciddi şekilde zarar göreceğini de düşünmüyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni başbakanı telefonla arayıp Ankara’ya davet etmesi olumlu bir işarettir. Bu, Türkiye’nin de ilişkileri sürdürmek istediğini gösteriyor. İlişkiler daha çok pragmatik düzeyde devam edecektir.

Türk Devletleri Teşkilatı meselesine gelirsek, Macaristan açısından bu daha çok sembolik bir konuydu. Ekonomik ve ticari ilişkiler beklendiği kadar gelişmedi. Orta Asya ülkeleri Macaristan’a oldukça uzak ve ilişkilerde güçlü bir artış görülmedi. Bu nedenle yeni dönemde bu alanın önceki kadar önemli olmayacağını düşünüyorum.
Soru: ABD-İran savaşı hakkında ne düşünüyorsunuz? Diplomatik çözüm mümkün mü?
Cevap: Bu çok zor bir soru. Elbette hızlı ve diplomatik bir çözümden yanayız. Çünkü savaş uzarsa dünya ekonomisinde ciddi kırılmalara yol açabilir. Şimdiden yakıt fiyatları yükseliyor. Bu durum küresel resesyona katkı sağlayabilir.
En acil mesele Hürmüz Boğazı’nın açılmasıdır. Hürmüz Boğazı dünya enerji piyasası için kritik bir geçiş noktasıdır. Katar, Bahreyn, BAE, Umman, Kuveyt ve kısmen Suudi Arabistan gibi ülkeler bu geçişten doğrudan etkileniyor. Bu nedenle kalıcı bir ateşkes sağlanmalı ve Hürmüz Boğazı yeniden açılmalıdır.
Soru: Gazze’deki insani kriz ve Avrupa’nın rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Avrupa bu konuda oldukça bölünmüş durumda. İnsani yardım konusunda genel bir uzlaşı var; Avrupa, Filistin halkına yardım etmek istiyor. Ancak İsrail makamları her zaman insani yardıma izin veren veya bunu kolaylaştıran bir tutum içinde değil.
Gazze’nin yarısından fazlası hâlâ İsrail kontrolü altında. Diğer bölgelere ulaşmak da kolay değil; izinler gerekiyor. Şarm el-Şeyh’te imzalanan barış planı kusursuz değildir, ancak iyi bir çerçeve sunmaktadır.
Soru: İki devletli çözüm hâlâ gerçekçi mi?
Cevap: Ben iki devletli çözümü destekliyorum, ancak bugün bunun gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. İsrail toplumunun önemli bir kısmı buna karşı. Mevcut İsrail hükümeti de karşı. Netanyahu seçimleri kaybetse bile bu konuda büyük bir değişim olacağını sanmıyorum.
Filistin tarafında da iki devletli çözüme karşı olan güçlü gruplar var. Hamas da bunu kötü bir uzlaşma olarak görüyordu. Ayrıca Batı Şeria’daki yeni İsrail yerleşimleri iki devletli çözüm ihtimalini daha da zayıflatıyor.

İki devletli çözüm, 1993 Oslo Anlaşmaları döneminde iyi bir fikirdi. Ancak o süreç yarım kaldı ve her geçen gün gerçekleşme ihtimali azaldı. Buna rağmen Avrupa’nın resmî pozisyonu hâlâ iki devletli çözümü desteklemek yönündedir.
“Macaristan-İsrail ilişkileri önceki dönem kadar özel ve güçlü olmaz”
Soru: Macaristan-İsrail ilişkileri yeni hükümet döneminde nasıl olacak?
Cevap: Macaristan ile İsrail arasında güçlü tarihsel ve toplumsal bağlar var. İsrail’de Macar kökenli yaklaşık 200 bin veya daha fazla Yahudi yaşıyor. Budapeşte’de çok sayıda İsrailli turist görmek mümkün. Bazen İsrail ile Budapeşte arasında günde dört doğrudan uçuş oluyor.
Bu nedenle ilişkiler devam edecektir. Ancak Orbán ile Netanyahu arasındaki kişisel yakınlığın Peter Magyar döneminde aynı şekilde sürmesini beklemiyorum. Orbán ve Netanyahu arasında siyasi tarz bakımından bir yakınlık vardı. Yeni hükümet döneminde ilişkiler iyi kalır, fakat önceki kadar özel ve güçlü olmaz.
İlginç bir nokta da şudur: Macaristan, Netanyahu hakkında tutuklama kararı talep eden Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden çıkmıştı. Peter Magyar ise Macaristan’ın yeniden UCM’ye katılacağını söyledi. Bu durumda Netanyahu Macaristan’a gelirse hukuken tutuklanması gerekir. Ancak şu anda böyle bir ziyaret planı yok.
“Orta Doğu’da Yeni İttifak Arayışları Anlaşılabilir”
Soru: Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır merkezli yeni bir savunma paktı veya “İslami NATO” ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: Bu fikir anlaşılabilir. Orta Doğu istikrarsız bir bölge ve bu ülkeler güvenlik garantilerine ihtiyaç duyuyor. Türkiye güçlü bir ülke ve NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip. Suudi Arabistan ve Mısır da askeri açıdan güçlü ülkeler. Pakistan ise nükleer güçtür.
Bu ülkeler Orta Doğu’da istikrarın garantörleri olabilir. Ancak Türkiye açısından bir sorun var: Türkiye zaten NATO üyesidir. Eğer Türkiye başka bir askeri ittifaka daha katılırsa, iki ittifak arasında çıkar çatışması doğabilir. Bu yeni yapı NATO’ya karşı olmayabilir, fakat farklı hedefler söz konusu olduğunda Türkiye zor bir pozisyonda kalabilir.
Yine de bölgesel istikrarı sağlama amacı taşıyan bir girişim olursa bunu anlayışla karşılarım. Çünkü düzen kendiliğinden ortaya çıkmaz; birilerinin düzeni koruması gerekir.
“NATO’nun Geleceği Trump Sonrasına Bağlı”

Soru: NATO’nun geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: NATO’nun geleceği büyük ölçüde Trump sonrasında ne olacağına bağlı. Şu anda Avrupa’daki birçok siyasetçi Trump dönemini atlatmaya çalışıyor. Herkes önümüzdeki iki buçuk yılı sorunsuz geçirmeyi umuyor.
Aynı zamanda NATO’nun Avrupa kanadını güçlendirme çalışmaları başladı. Bu yapı, ABD olmadan NATO’nun yerini kısmen alabilecek bir Avrupa güvenlik düzenine dönüşebilir. Avrupa ülkeleri, İngiltere, Norveç, Kanada ve belki Türkiye gibi ülkelerin dahil olabileceği bir “gönüllüler koalisyonu” oluşturulabilir.
Ancak ABD olmadan bu yapı hiçbir zaman NATO kadar güçlü olmaz. Yine de Avrupa’nın kendisini savunabilecek kapasiteye ulaşması gerekiyor. Konvansiyonel güçler açısından Avrupa’nın Rusya’dan daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Asıl zayıflık nükleer caydırıcılık alanındadır. Fransa ve İngiltere nükleer güçtür, fakat bu kapasite Rusya ile kıyaslandığında yeterli değildir. Bu nedenle Avrupa’nın nükleer caydırıcılık kapasitesini geliştirmesi önemlidir.
Soru: Dünyanın 10-15 yıl sonraki durumunu nasıl görüyorsunuz?
Cevap: Elimde kristal küre yok, bu yüzden kesin tahminde bulunamam. Ama doğam gereği iyimserim. Bugün Avrupa’da ve dünyada çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. İklim değişikliği, göç krizi, uluslararası terörizm, Rusya kaynaklı jeopolitik riskler ve ileride Çin’in daha büyük bir meydan okuma hâline gelmesi gibi sorunlar var.
Buna “çoklu kriz” deniyor; yani aynı anda birçok krizin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Buna rağmen umudumu kaybetmek istemiyorum. Durumun iyileşebileceğine inanıyorum.

Dr. István Szent-Iványi Kimdir?
István Szent-Iványi, Macaristan’ın dış politika ve diplomasi alanındaki en deneyimli isimlerinden biridir. Liberal siyaset çizgisi ve Avrupa entegrasyonu sürecindeki aktif rolüyle tanınmaktadır.
Eğitimini Budapeşte’deki Eötvös Loránd Üniversitesi (ELTE) bünyesinde tamamlayan Szent-Iványi, etnografi ve sosyoloji alanlarında lisans eğitimi almış, ardından 1990 yılında tarihsel antropoloji alanında doktora derecesini elde etmiştir.
Siyasi kariyerinde 1990-2004 yılları arasında Macaristan Parlamentosu’nda aralıksız milletvekilliği yapmıştır. Bu süreçte Dışişleri Komisyonu Başkanlığı görevini üstlenmiş, ayrıca 1994-1997 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı’nda Siyasi Müsteşar olarak görev almıştır. Bu görevleriyle Macaristan’ın dış politika yöneliminin şekillenmesinde etkili isimlerden biri olmuştur.
Avrupa düzeyinde ise 2004-2009 yılları arasında Avrupa Parlamentosu üyesi olarak görev yapmış, Dış İlişkiler Komitesi ve Bütçe Komitesi gibi kritik yapılarda yer almıştır. Ayrıca Kore Yarımadası ile ilişkiler delegasyonunun başkanlığını yürütmüştür.
Diplomatik kariyerinde 2010-2015 yılları arasında Macaristan’ın Slovenya’nın başkenti Ljubljana’daki büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Bu dönemdeki çalışmaları nedeniyle Slovenya devleti tarafından yüksek düzeyde liyakat nişanı ile ödüllendirilmiştir.
Szent-Iványi aynı zamanda sivil toplum ve düşünce kuruluşları alanında da aktiftir. ConnectEurope adlı düşünce kuruluşunun başkanı olarak Avrupa politikaları ve Macaristan’ın AB içindeki rolü üzerine çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca Macar Atlantik Konseyi başkan yardımcısı olarak transatlantik ilişkiler ve güvenlik politikaları konularında faaliyet göstermektedir.
Medya ve akademik çevrelerde de sıkça görüşlerine başvurulan Szent-Iványi, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-Macaristan ilişkileri ve Avrupa Birliği’nin geleceği üzerine yaptığı analizlerle öne çıkmaktadır.
Hâlihazırda Budapeşte’de Kodolányi János Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak ders vermektedir.