Güney Amerika’da Arjantin ve Şili’nin güneyindeki Patagonya’yı kasıp kavuran orman yangınları 5 Ocak 2026’da yeniden alevlenip gündeme geldi. Yangınlar Chubut eyaletindeki El Hoyo, Puerto Patriada ve Epuyen yakınlarındaki bölgelerde binlerce hektarlık alanı tahrip etti. Yoğun duman, yıkılan ve yanan evler ile tehdit altındaki ekosistemler nedeniyle tahliyeler yaşandı. X platformunda İspanyolca paylaşılan mesajlarda halkın çoğu Arjantin Cumhurbaşkanı Milei hükümetine inanılmaz derecede öfkeliydi. “Siyonistler Patagonya’yı çalmaya çalışıyor” ve “Milei bizi İsrail’e sattı” gibi ifadeler viral başlıklarla defalarca yer aldı. Kullanıcılar yayınladıkları videolarda yangınları yabancı çıkarlarla ilişikilendirdiler. Bu yangınlar Siyonizmin dünyayı kasıp kavuran bir başka çarpıcı misaliydi. Bu defa, tahakküm ve sömürüye zemin hazırlamak amacıyla Güney Amerika’nın el değmemiş bakir alanları ateşe veriliyordu. Yerli Mapuche toprakları ekosistemi tarumar ediliyordu. Arjantin’in yetersiz ve güçsüz itfaiyesi yangınlara müdahale etmeye çalışırken, komşu Şili’den yardımlar ulaştırılıyordu.
Yetkililer Epuyen gölü yakınlarında ABD ve İsrail güçlerince kullanılan M26 askeri teçhizat parçacık bombası bulunduğunu belirtiyorlar. Chubut savcısı en az bir yangının benzin gibi yakıcı maddelerle kundaklandığını ilan etti. Savcılar yangınların taammüden çıkarıldığını duyurdular. Yangın yerlerinde askeri mühimmat bulunurken bunu gizleme gereği dahi hissedilmedi.
Dünyanın en güzel ilk beş coğrafyası arasında yer alan Patagonya, sadece el değmemiş muhteşem bir vahşi doğadan ibaret değil, aynı zamanda geniş tatlı su rezervlerine sahip ve dünyamızın en saf buzul su kaynaklarından bazılarına, devasa akiferlere ve küresel ekosistemi besleyen nehirlere ev sahipliği yapıyor. Ayrıca küresel şirketlerin ençok sevdiği nadir toprak elementleri, lityum, bakır, çinko ve hatta uranyum yatakları burada mevcuttur. Bölgenin kullanılmamış petrol, gaz ve arazileri de jeopolitik açıdan hayati bir öneme haizdir. Kaynak savaşları ve iklim kaynaklı kıtlığın yaşandığı bir dönemde tarassut için olgunlaşmış bir bölge.
Bu bölgedeki şüpheli yangınların geçmişi eskiye dayanmaktadır. Torres del Paine Milli Parkı’nda 17.000 hektardan fazla alanın yandığı 2011 yılının Aralık ayındaki yangında, Sırt Çantalı Gezginler adlı STK mensubu Rotem Singer şüpheli diye tutuklanır, Şili Orman İdaresi’ne 10.000 Dolar para cezası verdikten sonra sınır dışı edilir. İsrail ordusu mensuplarının bilinmemesi ve kendilerini gizlemesi maksadıyla bu STK kurulmuştur. Bu hadiseden ötürü İsrail’den tazminat davası sonuçsuz kalır. Bu tür hadiseler eksilmez. Yine 2014 ve 2017’de Sırt Çantalı Gezginler mensubu İsrailliler aynı park bölgesinde ateş yakma nedeniyle sınır dışı edilirler. 2017’deki raporlarda, 2012’den beri buradan sınır dışı edilen 36 vakanın 23’ü doğrudan İsraillidir.
Sosyal medyaya düşen görsellerde, yerli halkın uyarılarına karşın İsrailli bir kişinin ormanı yakmaya devam ettiği ve yangın yerinden uzaklaşma zahmetine dahi girmediğine şahit olunmaktadır. İsrail ordusu mensuplarının Arjantin ve Şili’ye “turist” adıyla gönderildiği, bölgenin topografyasını alıp haritalandırdıkları, ayrıca beraberinde askeri mühimmat ile uydu haberleşme cihazlarını taşıdıklarına işaret edilmektedir. Patagonya’daki orman yangınlarına İsraillilerin karışması yeni bir vakıa değildir. Bununla ilgili dünya basınında çıkan bazı haber başlıkları:
-“Patagonya’daki büyük yangın nedeniyle İsrailli turist yakalandı”, New York Post, 31 Aralık 2011.
- “Şili’nin dikkati Patagonya'yı kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle İsrailli turistlerin üzerinde,” ’de; Taipesi Times, 2.1.2011.
- Şili: İsrailliler, ateş çıkardıkları gerekçesiyle milli parktan çıkarıldılar,” Ynetnews 21.1.2014.
- “Şili'nin güneyinde yangınlar şiddetle devam ediyor; İsrailli bir sırt çantalı gezgin suçlanıyor,” The World from PRX, 13.5.2017.
- İsrailliler Şili’de orman yangını çıkartmaya ara vermiyorlar. CNN Chile’de 15 Ocak’ta yer alan haberde “Bir İsrail vatandaşının Torres del Paine Parkı’nda yangın çıkarttığı için gözaltına alındığını” bildirmektedir.
Kendisini “anarşist kapitalist” diye tanımlayan Javier Milei, ABD ve İsrail tarafından desteklenen aşırı bir Siyonisttir. 2023 yılında başa gelen Milei, bu felaketleri önleyebilecek kurumları ve yasaları da ortadan kaldırdı. Kamuda kesinti adı altında çevre bütçesinde %84,5 oranında kesintiye gitti. Bu da orman yangınlarına müdaheleyi mefluç hale getirdi. Keza 2024 Ekim’indeki kararnameyle ormanların korunma fonu tamamen ortadan kaldırıldı. Elan ülke çapındaki beş milyon hektardan fazla ormanı korumak için sadece 350-391 itfaiyeci kadrosu kalmıştır.
Bu yangınlardan en fazla zarar görenler yerli Mapuche halkıdır. Atalarının toprakları yakılırken, kültürel alanları tehdit altındadır ve yerinden edilme sorunu daha da artmıştır. Bu yöntem yabancı ve aşina olunmayan bir üsul değildir. Bu süreç, Filistin halkının İngiliz mandası altında topraklarının gasbı ve Siyonist idareyle bunun zirve yapmasını akla getiriyor. Nitekim Milei hükümeti topraklarını ve tabiatı korumaya çalışan bu insanlara “terörist” yaftası vurmuştur.
Mitinglerinde İsrail bayraklarını taşımaktan imtina etmeyen Milei, 2023 seçim galibiyetinin ardından Netanyahu’yla görüşmeye koşar. Ağlama Duvarı’na yaptığı ziyaret tam bir Siyonist propaganda malzemesidir. Kipayla burada ağlarken yanında protokoldan hiç bir devlet görevlisinin olmaması ve hahamlar tarafından sarmaş dolaş pozlar vermesi bir devlet başkanından ziyade “bir tarikat mensubunun devinimlerini” yansıtıyordu. Milei Latin Amerika’yı İsrail’e bağlamak maksadıyla İbrahim Anlaşmaları’nı taklitle, Genesis Ödülü ve “İshak Anlaşmaları”nı başlatır. Uruguay, Panama ve Kosta Rika’dan başlayarak teknoloji, güvenlik, ticaret ve kültürel bağları geliştirir ve bunu Brezilya, Kolombiya ile Şili’ye de yaymayı hedefler. Bazıları onun gizlice Yahudiliğe girdiğini ve İsrail’in Buenos Aires Büyükelçisi Haham Shimon Axel Wahnish’in öğrencisi olduğunu öne sürmektedir. Milei ekonomik çöküşün ortasında iktidarını güçlendirmek maksadıyla Siyonizmin desteğine daha fazla sarılıyor: Mekorot’un yerel su kaynaklarını sömüren su anlaşmalarından Eduardo Elsztain ve Joe Lewis gibi Siyonistlerin büyük arazi alımlarına kadar.
“Güney Amerika’nın en zengin Yahudisi” denilen ve George Soros’un sermayesiyle büyüyen Arjantinli Siyonist iş adamı Eduardo Elsztain kurduğu IRSA emlak devi şirketiyle ormansızlaştırmayı tetiklemekte ve Patagonya’nın San Carlos de Bariloche yakınındaki 100.000 hektarın üzerindeki devasa kişisel arazileriyle göze çarpmaktadır. Hasidik Yahudilerin müntesip olduğu kuruluşu 1775’e dayanan Chabad-Lubavitch hareketinin faal üyesi olan Elsztain, Dünya Yahudi Kongresi’nin muhasibi/hazinedarı olarak görev yapmış, İsrail’deki IDB Holding’in sahibi ve Milei’nin Ortodoks Yahudi ağlarının sorumlusudur. Kuraklığın vurduğu Mendoza’daki beş dev su kuyusu da dahil olmak üzere onun yaptığı arazi gaspları, Siyonist sömürgeciliğin ve kolonizasyonun teorilerini körüklemektedir. Bunları Milei’nin omuz vermesiyle yapabilmiştir.
Güney Arjantin’i bir Siyonist karakola dönüştürme gayretindeki başka bir iş insanı İngiliz asıllı Joe Leweis’tir. Bu da her ne hikmetse George Soros’un himmetiyle büyümüş, ulusal güvenlik nedeniyle yabancıların arazi satın almaları yasaklanan göl bölgesindeki muazzam arazileriyle devletin denetiminden uzak ve halkı bölgeye yaklaştırmayan adeta özel bir orduya sahiptir.
Bölge halkı “komplo teorileri mi, yoksa Patagonya’yı ciddi ciddi işgal mi ediyorlar” başlıklı haberlerle seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadır. El Bolson’dan bir kişi, yaklaşık 20 yıldır bölgede çok sayıda İsraillinin olduğunu, ordudan ayrılıp Lago Puelo civarında arazi satın aldıklarını, her şeyi koordine ettikleri bir tür komün hayatı yaşadıklarını, orman yangınlarından sonra Milei’nin kararnamesiyle imar için onay aldıklarını açıklarken; bir pansiyon çalışanı ise ormanda uzun menzilli telsiz ve uydu telefonlarını taşıyan bir grup İsrailli ile karşılaştığını eklemiştir.
Siyonistlerin her zamanki gibi temelsiz bir antisemitik komplo teorisi olarak reddettikleri, ancak ürkütücü biçimde uygulamaya koydukları Andinia planıyla karşı karşıyayız. Tarihsel kökeni Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’e dayanmaktadır. O 1896 yılında yayınladığı Der Judenstaat / Yahudi Devleti kitapçığında, Arjantin’i Filistin’e ciddi bir alternatif olarak değerlendirdi. Ülkenin geniş açık arazilere, verimli topraklara, düşük nüfus yoğunluğu ve Arjantin hükümetlerinin göçmen dostu olmaları hasebiyle burayı önermişti.[1] Herzl’in nihai hedefi Filistin ise de Arjantin seçeneği marjinal olmayıp dönemin Siyonist çevrelerince ciddi bir şekilde tartışılmıştır. Bunun bir göstergesi olarak Yahudiler Osmanlı Döneminde Filistin’de 1.453 hektara sahipken 1882-1900 yılları arasındaki mülkleri 11.858 hektara baliğ olmuştur. Yahudiler 1891 öncesinde Arjantin’de sadece 2.735 hektarlık araziye sahipken, 1891-1896 yılları arasındaki alımlarla bunu 101.175 hektara yükseltmeleri buraya ağırlık verdiklerine işaret etmektedir.
Yahudilerin Arjantin’e yerleştirilmesini Yahudi Kolonizasyon Derneği (The Jewish Colonisation Association / JCA) üstlenmiştir. Yahudi Kolonizasyon Derneği (JCA), 11 Eylül 1891'de Baron Maurice de Hirsch tarafından kuruldu.[2] JCA'nın en önemli faaliyeti, Doğu Avrupa'dan gelen Yahudileri, komite tarafından satın alınan topraklarda, özellikle Kuzey Amerika (Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri) ve Güney Amerika'da (Arjantin ve Brezilya) tarım kolonilerine yerleştirmekti. Bu örgütün tarihsel arka planı şöyle özetlenebilir: 1897'de, İngiliz hükümetinin talebi üzerine JCA, 33 Rus mülteci aileyi İngiltere'den Kıbrıs'a nakleder ve orada üç küçük koloni kurar. Bu girişim başarısız olunca birkaç yıl sonra yerleşimciler yeniden göç eder. 1891'de JCA, Türkiye'de İzmir yakınlarında arazi satın alır ve 1902 yılına kadar toplam 3.000 hektarlık bir alanda Or Yehudah adlı bir tarım eğitim merkezini işletir. Çeşitli zorluklar nedeniyle merkez 1926 yılında kapatılır. XX. yüzyılın başlarında JCA, Anadolu'daki bir grup Romen Yahudisine yardım eder ve küçük çaplı bir Rus göçü, JCA'nın 1910 yılında İstanbul’da bir göç bürosu kurmasına sebebiyet verir. JCA ayrıca Anadolu ve Trakya'da arazi satın alır ve Mesillah Ḥadashah ile birkaç yüz aile için iki başka tarım yerleşim yeri kurar. I. Dünya Savaşı sırasında yerleşimciler ayrılmak zorunda kaldığında 1928'de koloniler fiilen tasfiye edilir, sadece İsrail'e geçiş yapan göçmenlere yardım etmek için göçmen bürosu kalır.[3] JCA bu bağlamda sadece Arjantin’de 600.000 hektarın üzerinde devasa araziler satın alır ve çoğunluğu Entre Rios, Santa Fe, Buenos Aires, La Pampa ve Corrientes gibi verimli Pampas eyaletlerinde olmak üzere 20’den fazla koloni inşa eder.

1890-1930 yılları arasındaki Yahudi kolonileri.
Günümüzde Patagonya’nın güneyinde (Arjantin ve Şili) ikinci bir İsrail devleti kurma planının var olduğuna dair göndermeler 1970’lerde aşırı sağ kesimde görülür. Aşırı sağcı ekonomist Prof. Walter Beveraggi Allende, Siyonistlerin Arjantin egemenliğini baltalamak ve “Andinia (Andler – Patagonya’nın birleşimi)” kurmak için gizlice toprak satın alındığını ifşa eden broşürleri ve Cabi gibi dergilerdeki makaleleri aracılığıyla bunu gündeme getirdi ve bunun bilinmesine ön ayak oldu. 1976-1983 yılları arasındaki askeri diktatörlük sırasında Yahudi mahkumların (gazeteci Jacobo Timerman dahil) İsrail ordusunun Patagonya’yı işgal planları hakkında sorgulandığı iddiası şuyu buldu.[4]
Keza dönemin(2003-2005) Kara Kuvvetleri Komutanı General Roberto Bendini, İsrail’in “Patagonya’yı ele geçirme” niyetinde olduğunu ve bunu turizm ile STK faaliyetleri kılığına giren gizli operasyonlarla yürüttüğüne ilişkin konuşması büyük bir yankı uyandırır. Bendini’nin bu sözleri Harp Akademisi’nde verdiği bir derste ve askeri birlik ziyaretleri sırasında dile getirdiği belirtilir. Ancak general daha sonra Savunma Bakanı José Pampuro’ya bu ifadeleri kullandığını reddeder. Buna rağmen tartışma sona ermez. Savunma Bakanlığı soruşturma başlattığını açıklar. Yahudi kuruluşları endişelerini dile getirirler. Ve gerçekte ne söylendiği ve neden bu kadar hassas bir noktaya dokunduğu konusunda soru işaretleri varlığını korumaktadır. General Bendini, dönemin Devlet Başkanı Néstor Kirchner’in güvendiği bir müttefikiydi ve üst düzey askeri kadrolarda yapılan büyük bir tasfiyenin ardından göreve yeni gelmişti.[5]
Keza İngiltere’den yayın yapan Islam Channel TV, 2021 Şubatı’ndaki The Andinia Plan başlıklı bir saatlik belgeselinde Arjantin ve Şili’yi kapsayan Patagonya’da yeni bir Yahudi devleti kurmak için Siyonistlerin faal biçimde çalıştıklarını gündeme getirdi. Belgeselde Herzl’den günümüze kadar gelen tarihsel süreç ele alındı. Ancak inkar makinesi burada da devreye girdi. Kanal antisemitik ve Nazi söyleminde bulunduğu gerekçesiyle 26 Şubat 2023’te 40.000 Sterlin para cezasına çarptırılırken, canlı yayında özür dilemek zorunda bırakıldı.
Rahibe Milagros Juarez 18 Haziran 2025’te Diario UNO gazetesinde yayınlanan Plan Andinia yazısında özetle: Yıllar öncesine kadar, “Andinia Planı”nın çılgın, anti-Semitik bir komplo teorisi olduğunun söylendiğini; ancak Milei'nin teşvik ettiği olayların ardından, bunun bir kurgu değil, Güney Amerika'yı tehlikeye atan bir gerçek olduğunun ortaya çıktığını; bu planla Patagonya'da “yeni bir İsrail” kurulduktan sonra, komşu ülkeler olarak gelecekte İran veya Suriye gibi, savaşın eşiğinde kendilerini göreceklerini; ancak Arjantin’in, Filistin'de bir sorun çıkması durumunda Yahudi devleti kurmak için ikinci seçenek olarak kaldığını, Yahudiliğe geçen Javier Milei'nin başkanlık görevini üstlenmesinin ardından, Andinia Planı uyarınca, İsrailli işadamlarının Patagonya'da çok düşük fiyatlarla büyük miktarda arazi satın aldığını, ayrıca yok pahasına değerli kaynakların bu ülkeye verildiğini ve Tel Aviv'den direkt uçuşların da sağlandığını; son olarak, geçen Cuma, İsrail'in İran'a saldırmasından sadece birkaç saat önce Milei'nin Netanyahu ile poz vererek Arjantin'e taşınan Yahudilerin sosyal yardım ve sigorta haklarının tanınması için ikili anlaşmaları yürürlüğe soktuğunu; Milei’nin, saldırıdan birkaç saat önce, İsrail'in İran'a karşı savaşı kaybetmesi durumunda kitlesel bir göçün son rötuşlarını mı yaptığını? Güney Amerika’nın işgal edilmeye çalışıldığını; kıtanın buna kesin bir “Hayır!” demesini, Hıristiyan olduklarını ve İspanyolca konuştuklarını, başka bir kıtadan gelen herhangi bir göçü kabul edilmemesini, Venezuela'dan gelen göçün etkisinden henüz kurtulamadıklarını; Tanrı’dan Güney Amerika'nın yerli liderlerine ve tüm halkına, Filistin gibi işgal edilmeye izin vermemeleri için güç vermesini dilediğini; korunması gereken aileler, yok olmaması gereken kadim mirasının olduğunu, çünkü Siyonizmin dokunduğu her şeyi yok ettiğini savunmaktadır.[6]
Netanyahu’nun Milei ile 2025 ‘teki görüşmesinde Patagonya’yı merkeze alan bir haritanın masada olmasına ilişkin görsel de dikkati cezbetmiştir. Bölgede asılan Antartica Constructora ve Antartica Sur gibi şirketlerin tabelalarındaki Davut Yıldızı da tesadüf olmasa gerek. Bunlar coğrafi hırsı haykıran, madencilik ve konut gibi inşaat patlamalarına ön ayak olmaktadırlar.[7]
Filistin halkına karşı ırkçılık ve insan hakları ihlalleriyle bilinen, Batı Şeria’da çıkarttığı sudan bölge halkını mahrum bırakan İsrail Devlet Su İşleri mesabesindeki Mekorot, Arjantin'in birçok eyaletiyle “su yönetimi ve altyapısı için uzmanlık ve planlama” sağlamak üzere teknik işbirliği anlaşmaları imzalamıştır.[8] Mekorot ilk defa Federal yatırım Konseyi (CFI) ile yaptığı anlaşmada 4.11.2024 tarihinden itibaren Buenos Aires merkezi ve Büyük Şehri’nin 26 bölgesinde su ve atık su konusunda danışmanlık yapmaya başlamıştır. İsrailli şirket İçişleri eski Bakanı Wado de Pedro’nun ısrarıyla Mendoza, San Juan, La Rioja, Catamarca, Formosa, Rio Negro ve Santa Cruz şehirleriyle 2022 yılında su anlaşmalarını deruhte etmiştir. Bu kervana Jujuy, Neuquen ve Chubut kentleri de 2024’te katılır. Şirketle / Kurumla sözleşmeler ihaleye gidilmeden adrese teslim yapılmıştır. “Teknik yardım” adı altında suyu özelleştirme ve sömürüye zemin hazırlayan bu girişimlerden halk su kıtlığıyla karşı karşıya gelirken, madencilik ve tarım oligarkları bundan istifade etmektedir. Takriben Arjantin’in yarısının suyuna hükmeden Mekorot’un, küresel su sıkıntısı ortamında Patagonya buzullarını ve akiferlerini ihracata göz diktiğini de çevreciler ifade etmektedir.
Hollywood yıldızı Mel Gibson’ın Netanyahu’nun 3’ncü Dünya Savaşı öncesi Arjantin’in “Büyük İsrail”e dönüştürdüğüne dair kanıtları sızdırdığı, yakınlarına ve çalışanlarına Netanyahu’nun Deccal olduğunu ve Yeni Dünya Düzeni tarafından kurulacak tek dünya hükümetinin gelecekteki yöneticisi olacağını söylediği öne sürülmüştür.[9]
Sonuç:
Siyonizme yeni bir ivme kazandıran Herzl, akıl ve sermaye açısından zengin olan Yahudilerin, zaman içinde ırklarına karşı aidiyet hissini kaybettiğini yazarak bu akıma destek vermeyen dindaşlarını eleştirmekten kendini alıkoymaz. Yahudi meselesinin Ortaçağdan kalma, bugünkü medeni ulusların sırtlarından silkip atmaya uğraştıkları, ancak atmayı beceremedikleri bir yük diye niteler. “Artık, bahtsız Yahudilerin göç edeceği yerler var ve her nasılsa gitmek için istekleri ve bir toprak buluncaya kadar yürümek için hevesleri, en azından bazı yerlerden kaçmak için iradeleri var.” betimlemesinde bulunur. Sultan Abdülhamid tarafından Mayıs 1901, Ocak 1902 ve Ağustos 1902’de görüşen Herzl, “Sultan hazretleri bize Filistin’i verseydi, biz Türkiye’nin bütün maliyesini yeni baştan düzenleme görevini üstlenebilirdik. Biz Türkiye’de Asya’dan gelen barbarlığa karşı koyan bir sınır karakolu, bir kale oluşturabilirdik.” der.[10]
Siyonistlerin günümüzde ikinci bir İsrail oluşturmak istedikleri, bunu ilk önce Ukrayna ile denediklerini, lakin Rusya’nın karşı çıktığı söylemi de sosyal medyada kendine yer bulmuştur.[11] Nitekim bazı görsellerde, savaştan kaçan Ukraynalıların evlerine Siyonistlerin yerleştiği ifade edilmektedir.
Siyonizme karşı olan dindar Yahudiler ise Siyonizmin Yahudilerin İsrail dışında barış ve huzur içerisinde yaşamalarına fırsat vermediğini, zira bunun olması halinde ideolojilerinin çökeceğini; amaçlarının panik ve istikrarsızlık oluşturduktan sonra “antisemitizm” var iddiasıyla Yahudileri İsrail’i desteklemek için kullanmak olduğunu ve bu yöntemin geçmişinin Siyonizm kadar eskiye dayandığını; en baştan beri Yahudi halkının Siyonizmin satranç tahtasında sadece bir piyon olduğunu savunurlar.[12]
Filistin’de İsrail’in kurulmasından sonra duraksatılan Andinia planına, Gazze soykırımından sonra B planı olarak yeniden ivme kazandırıldığı anlaşılmaktadır.[13] Patagonya’daki alevler sadece ormanları yakmakla kalmıyor, Herzl’in Arjantin’i vatan yedeği olarak gösteren tablosunu da adeta aydınlatıyor.
Ana akım tarihçiler ve akademisyenler, Andinia Planı’nı komplo terorisi ve kanıt sunmadan antisemitik propaganda yaftasıyla nitelendirmekle meşgulken, bu konudaki deliller oldukça ziyadeleşmeye başladı. İsrailli Sırt Çantalı Gezginler’in 2010’larda Patagonya’da yangın çıkartmaları ve şimdi 2025-2026’da Milei’nin İsrail yanlısı politikaları, Siyonist bağlantılı kişilerin büyük çaplı arazi alımları ve “kalkınma” için koruma altındaki ormanları temizleyen yangınlar arasında yeniden ortaya çıkmıştır.
Dünyanın tepkisini çekmemek için Siyonist çevrelerin buna yaklaşımı ise her zamanki gibi önce inkar etmek, önemsizleştirmek, “antisemitik komplo” olarak yaftalamak, ta ki topraklar çitle çevrilene, sular başka yere yönlendirilene, ormanlar yok olana ve yeni alt yapılar kurulana kadar. O zaman bu durum fikirden kuvveye tahvil eden sahadaki gerçeklik olur ve tersine çevirmek artık imkansız hale gelir. Bu filmi daha önce Filistin’de görmemiş miydik? Bu yazının kaleme alındığı vakitte Şili’nin Penco bölgesinde yeni yangın haberleri gelmeye devam ediyordu.
Arjantin XX’nci asra girdiğinde ABD seviyesine yakın bir zenginliği yaşarken, bugün dünya ekonomisinde 50’nci sıraya düşmüş; namütenahi kaynaklarının özelleştirmelerle halkın isitifadesinden yoksun bırakılması, askeri dikatörlükler ve yoksul kesimlere dayanmayan iktidarlar marifetiyle bu raddeye getirilmiştir. Mesela Arjantin ve Kanada, doğal kaynakları ihraç edip sermaye malları ithal ederek sanayileşme süreçlerine birlikte başlamışlardır. Bu iki ülke nüfus bakımından seyrek yerleşik olmakla birlikte, XIX’ncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa'dan önemli miktarda göçmen akınına uğramıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar, her iki ekonominin kişi başına düşen GSYİH'si benzer seviyelerdeydi. Ancak, kişi başına düşen GSYİH arasındaki fark artmaya başlamış ve yüzyıl boyunca giderek genişlemiştir. Her iki ekonomi arasındaki farklılaşma sürecinin temel belirleyicisi Kanada'nın daha büyük ve tamamlayıcı bir ekonomiye komşuluk etmesiyle başarılı bir yola girerken, Arjantin'in ise “temel ürün tuzağına” düşmesidir.[14]
Patagonya’daki Andinia huruc hareketi, ikinci defa ısırılmamak, halkın güvenliğini ve coğrafyanın istikrarını temin eden güçlü, milletinden ilham ve kuvvet alan bir devletin ne denli hayati bir öneme haiz olduğunu, takatsız kaldığında yer üstü ve yer altı kaynaklarının doymak bilmeyen sömürücülerin kabaran iştahlarıyla coğrafyanın nasıl Cehenneme dönüştürüldüğünün sayısız misallerinden birini teşkil etmektedir.
[1] Theodor Herzl, A Jewish State, (trn. J. De Haas), New York: The Maccabean Publishing 1904, s.27-28.
[2] Herzl, A Jewish State, s.vi.
[3] https://portal.ehri-project.eu/units/us-005578-irn545933 (18.1.2026)
[6] https://ddgeopolitics.substack.com/p/unmasking-the-flames-israels-shadow?r=2qtdmf&utm_medium=ios&shareImageVariant=overlay&triedRedirect=true; https://www.facebook.com/hiddenamericans/posts/south-america-is-being-prepared-to-be-occupied-our-continent-must-say-a-resoundi/1467483688717274/
[7] https://ddgeopolitics.substack.com/p/unmasking-the-flames-israels-shadow?r=2qtdmf&utm_medium=ios&shareImageVariant=overlay&triedRedirect=true
[8] https://x.com/jakeg_official/status/2011568056863244297?s=48&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ (15.1.2026)
[10] Herzl, A Jewish State, s.xi, 3-4, 29.