Monroe Doktrini’nden Donroe Doktrini’ne

ABD Başkanı Donald Trump’ın Batı Yarımküre merkezli yeni dış politika yaklaşımı, 1823 tarihli Monroe Doktrini’nin güncellenmiş ve sertleştirilmiş bir versiyonu olarak “Donroe Doktrini” adıyla tartışılıyor. Washington’un Latin Amerika’da Çin, Rusya ve İran etkisini doğrudan müdahale gerekçesi sayması, küresel dengeleri yeniden şekillendiriyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Uluslararası siyasette son dönemde sıkça dile getirilen “Donroe Doktrini”, adını ABD Başkanı Donald Trump ve 1823’te ilan edilen Monroe Doktrini’nden alıyor. Resmî metinlerde “Trump Corollary” (Trump Eklemesi) olarak geçen bu yaklaşım, kamuoyunda Trump’ın ismiyle özdeşleşerek “Donroe” olarak anılmaya başlandı.

Klasik Monroe Doktrini, Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında sömürgecilik faaliyetlerini engellemeyi hedefleyen savunmacı bir çerçeve sunuyordu. Donroe Doktrini ise bu anlayışı aşarak, Batı Yarımküre’de rakip büyük güçlerin askerî olmayan nüfuzunu dahi ABD açısından meşru bir müdahale sebebi olarak tanımlıyor.

Batı Yarımküre’ye Dönüş

ABD, 2025 sonunda yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi ile dış politika odağını Orta Doğu ve Avrupa’dan Latin Amerika ve Karayipler’e kaydırdı. Trump yönetiminin bu stratejiyle verdiği mesaj net: “Küresel jandarmalık sona eriyor, ancak Amerika kıtasında tam hâkimiyet hedefleniyor.”

Bu yaklaşım, klasik anlamda bir içe kapanmadan ziyade, kıtasal hegemonya anlayışının güçlendirilmesi olarak yorumlanıyor.

Çin ve Rusya’ya karşı “Kırmızı Hat”

Donroe Doktrini’nin merkezinde Çin ve Rusya’nın Latin Amerika’daki varlığı yer alıyor. Washington, Çin’in bölgedeki kredi mekanizmalarını, liman ve altyapı yatırımlarını, 5G ve telekomünikasyon projelerini “yeni tip sömürgecilik” olarak tanımlıyor. Rusya’nın askerî iş birlikleri ve İran’ın siyasi nüfuzu da aynı çerçevede güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor.

Trump yönetimi bu dönemde ilk kez şu yaklaşımı açıkça dile getirdi: “Asker göndermesen bile, altyapı kuruyorsan tehdit sayılırsın.” Bu söylem, Monroe Doktrini’nin 21. yüzyıl uyarlaması olarak görülüyor.

Venezuela örneği: Sert gücün açık uygulaması

Ocak 2026’da Venezuela’da yaşanan gelişmeler, Donroe Doktrini’nin sahadaki en somut örneği oldu. Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD özel kuvvetlerince yakalanması operasyonu, Trump tarafından doğrudan bu doktrinin uygulanması olarak tanımlandı.

Washington, Venezuela krizinde yalnızca Maduro yönetimini değil, bu rejime destek veren Çin ve Rusya’yı da hedef aldı. “Batı Yarımküre’de rakip güç istemiyoruz” söylemi, ABD yönetimi tarafından açık biçimde dile getirildi.

Göç, narkoterörizm ve sembolik hamleler

Donroe Doktrini, göç ve uyuşturucu kartelleriyle mücadeleyi askerî müdahale gerekçesi kapsamına alıyor. ABD, göçü durdurmak için yalnızca sınır güvenliğini değil, Latin Amerika ülkelerinin iç süreçlerine doğrudan müdahaleyi savunuyor.

Bu yaklaşımın sembolik boyutları da dikkat çekiyor. Trump’ın “Meksika Körfezi” yerine “Amerikan Körfezi” ifadesini kullanması, eleştirmenler tarafından ABD’nin bölgesel hegemonya iddiasının sembolik yansıması olarak değerlendiriliyor.

NATO ve Avrupa Boyutu

Donroe Doktrini, ABD–Avrupa ilişkilerini de doğrudan etkiliyor. Trump yönetimi, NATO içinde Avrupa’nın savunma yükünü daha fazla üstlenmesi gerektiğini savunarak ABD askerî ve ekonomik kaynaklarını Batı Yarımküre’ye yönlendirmeyi hedefliyor.

Temmuz 2026’daki NATO Zirvesi, bu politika değişikliğinin ittifak üzerindeki etkilerinin netleşeceği kritik bir dönemeç olarak görülüyor.

Uzmanlara göre Donroe Doktrini resmî olarak ilan edilmiş bir doktrin değil, ancak fiilî bir devlet politikasıdır.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA