Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD YORUM - İlericilerin Pençesindeki Batı
Köksal Çiftçi
04 Mart 2019 10:27

Köksal Çiftçi / Paris

Modern düşünce ekolleri sayılan İlericilik, Muhafazakarlık ve Liberalizm, İnsanlığa yön verme ve rehber olma iddiasıyla karşımıza çıkılan ideolojilerin başında geliyor.

Batı düşünce sisteminde merkezi konuma sahip, bütün yargı değerlerine ana kaynak oluşturan “İlericilik” kavramına ve onun genelde Avrupa ve özellikle Fransa toplumun nereye taşıdığına bakalım.

Bir felsefe olarak, İlericilik, sosyal ilerlemeye dayanır.

Bilim, teknoloji, ekonomik kalkınma ve sosyal örgütlenme, insan yaşamını iyileştirebilmek için vazgeçilmez araçlar olarak görülür.

Muhafazakârlığa karşı gelişen İlericilik, reformlar ve gerektiğinde şiddet aracılığıyla, toplumsal ilerlemeyi tesis etme ya da dayatma isteğidir.

Oysa “hızlı ilericilerin” sayesinde iş o kadar “hızla” ve öyle “ileri” gitti ki son zamanlarda

“İlericilik Ütopyasının götüreceği nokta Cehennemdir” diyenlerin sayısı bayağı arttı.

(Robert Redeker, “İlericilik, son nokta?”)

Konuyla ilgi, çarpıcı olduğu için, aşağıdaki örneği de ekleyebiliriz.

“Aydınlık Çağında büyük bir heyecan içinde doğan İlericiliğin zamanla yeni bir Ortodoksluğa dönüştüğünü” vurgulayan Pierre Andre Taguieff şöyle devam ediyor:

“İlericilik, eleştirel bakıştan ve hoşgörüden yoksun bir ilerleme anlayışına kör imandır” diyerek aslında herşeyi özetliyor. (Pierre André Taguieff “Les Contre Reactionaires. Le Progressisme entre Illusion et Imposture.”)

Fransa’da, İlericilerin öncülüğünde, topluma dayatılan bazı tartışmalara bakarak yukarıdaki eleştirileri değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır.

Cinsellik ve Cinsiyet konusunda İlerici Yaklaşım:

1980’li yıllara kadar “hastalık” muamelesi gören eşcinselliğe günümüzde yaklaşımın çok değiştiğini herkes biliyor. Zaten “İlericilik” gereği öncelikle yıkılması gereken tabuydu eşcinselliğin kabullenilmesi, ardından meşrulaştırılması ve nihayet “trende” (moda davranış) dönüşmesi. Bu çağda, cinsel özgürlükler kapsamında ele alındığı için, kutsiyet kazanan bu tür eğimleri eleştirmek dahi yasal engele takılmaktadır.

Masum ve temel insan hakları çerçevesinde “sadece hoşgörü” istiyoruz diyenlerin talepleri gittikçe arttı ve François Hollande döneminde eşcinsellere evlilik ve çocuk edinme hakkı tanındı.

“Herkes İçin Evlilik” (Mariage Pour Tous”) yasası, “Herkes İçin Yürüyüş” (Manif Pour Tous) adıyla düzenlenen kitlesel gösterilere ve toplumsal itiraza rağmen, kabul edilmişti.

Topluma inat İlericilik olur mu demeyin.

Zira İlericililerin Demokrasisinin ölçüsü şöyle özetlenebilir:

Kendileri gibi düşünen Halk haklıdır ve Onun sözü olmalıdır;

Kendileri gibi düşünmeyen Halk eğitimsiz ve yetersizdir dolayısıyla vereceği karar isabetsiz ve geçersizdir.

Eşcinsel evlilik haddizatında buzdağının görünen kısmıydı.

Şimdilerde LGBT çatısı altında toplanan lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender (transeksüel) kesimlerin silahşörlüğüne sizce kimler soyunmuştur?

Elbette insan sever, hoşgörü abideleri, eşitlikçi vs.. İlerici arkadaşlar.

İnsan sever dedik, biraz eksik kaldı. Çünkü bunlar aynı zamanda ve aynı derecede hayvan severdir.

Efendim, insan hakları olurda, hayvan hakları olmaz mı?

Bu kabul edilemez durumu düzeltmenin yolu hayvan ile insanlara eşit hakların tanınmasından geçiyor.

Yani İlerici bir bakış açısıyla hayvanları insan kategorisine yükseltmek.

“Art niyetli gericiler” bunun aslında insanı hayvan kategorisine indirmek olarak değerlendire dursunlar!!

Zaten ilerici dünyada insan “konuşan hayvandır.”

İlericiler ve Çocuklara Bakış

Bir kere çağdaş görüşlü bir kişi şu gerçeği görmeli.

Erkeklerin egemen olduğu dünyada eşitsizlik kaçılmazdır ve bu her zaman kadınların aleyhine olmaktadır.

Bu işi kökten çözmenin yolunu İlerici kadroları şu şekilde tarif ediyorlar:

Cinsiyet bilincini çocukların belleğinden silersiniz bu iş biter.

Nasıl olur derseniz çok basit.

Erkek çocuklarına kız oyuncakları alırsınız, kız çocuklarına da erkek oyuncakları verirsiniz.

Yetmez ise ara sıra erkekleri kız elbisesi giymeye teşvik edilebilir, pembe renkle âşina olmaları sağlanabilir... vs.

Bu konuların bu tarzda ve bu ifadeleri ile tartışıldığını vurgulamakta fayda var...

Abartı yok, şaka yok.

Ciddi ciddi konuşulan ve sıcak gündem oluşturan bir diğer projeye değinelim.

Özü itibariyle eşcinsel çiftlerin çocuklarını ilgilendiren bir konu geneli kapsayacak bir uygulamaya dönüştü.

Okullarda ebeveynlerin doldurarak imzalaması gereken bir çok belge ve doküman çocukların eline veriliyor.

Bu belgelerde birisi “baba imzası” diğeri “anne imzası” diye iki hane bulunuyor.

İnce fikirli İlericiler, örneğin iki erkekli bir çift açısından, bu uygulamanın ne kadar “incitici” olabileceğini düşünmüşler.

Öyle ya erkeklerden birini anneye ayrınlar yere imza attırmak ne denli yaralayıcı olabilir siz düşünün!

Veya bir çocuğun:

“Buyurun “beyler” artık siz bilirsin hanginiz nereye atacaksanız attın imzayı.”

Çare üretme noktasında hiç çaresiz kalmayan ileri görüşlü aydınlar, Milli Eğitim belgelerinde bundan böyle, “Ebeveyn 1” ve “Ebeveyn 2” ibarelerinin kullanılabileceğini teklif ettiler ve bunu Meclisten geçirerek yasal hale getirdiler.

Bu örnekten görüldüğü gibi, hatırı sayılır bir lobi haline gelmiştir LGBT akımı.

Öyle ki geçtiğimiz hafta çıkan saygın bir derginin kapağında günümüzün yeni güç odaklarından birisi LGBT olarak gösterildi.

“Challenge 21/27 şubat 2019 sayı no 598”.

Biz toplumsal konulara yoğunlaştık bu yazıda.

Daha birçok alanda İlericilerden inci gibi çok parlak çıkışlar bulup dizmek mümkündür.

Adeta George Orwell sözünü ispatlar nitelikte

“Bazı fikirler o kadar saçmadırlar (absürt) ki onlara ancak aydınlar inanabilir.”

Yazıda bahsi geçen “İlericiler” tanımı biraz afaki gelebilir.

Ozan Arif’ten alalım bu muhtemel itirazın cevabını:

Bazınız belki der; `kim bunlar, nerde?`

Nerde deme nerde, bunlar her yerde;

Şehirde, kazada, hatta köylerde...

...Bunların içinde kim yok ki, oof, of!.

Kimisi medyatör, kimisi prof....”

Kiminiz, şairin bu sözleri Türkiye için geçerlidir diye düşünecektir.

Emin olun öyle değil, zira bizim kast ettiğimiz zümre “Sınır Tanımayan İlericiler” türünden.

Yani dünyanın her yerinde, kökünü geçmişten alan, milli ve manevi olan her şeyi gericilik olarak değerlendiren bir kesim.

O halde İlericilerin dikkatini şu hususa çekerek toparlayalım.

Fransa’da ilk olarak 1889 yılında Parlamentoda “İlerici Cumhuriyetçiler” (Republicains Progressistes) ismiyle literatürdeki yerini alıyor bu zihniyet.

O tarihten yaklaşık yirmi yıl önce ise “İlerici Alman Partisi” (Deutsche Fortschrittspartei) kurulmuştu.

Demek istediğimiz şudur:

En aşağı yüz elli yıllık bir geçmişe dayanıyor bu zihniyet.

Kendi ölçüleri esas alınırsa eğer “İlericilik” diye sunulan gerçekte bal gibi bir “gericilik” olmuyor mu?

Philippe Obrecht bir cümleye sığdırmış bunca lafı:

“Aydınlar var kış güneşine benzerler. Parlaktırlar ama ısıtmazlar.”