Haber Global ekranlarında önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Poyraz Gürson, Washington-Tahran mutabakatının arka planını ve küresel güç mücadelesini çarpıcı ifadelerle yorumladı. İran'ın kadim devlet aklıyla krizi sabırla bölgesel ve küresel bir boyuta taşıdığına dikkat çeken Gürson, dünya ticaretini ve Hürmüz Boğazı'nı kilitleyen bu stratejik hamlenin büyük kırılmalara yol açtığını belirtti:
"Dünya ticaretini engellediğinizde bir şekilde imparatorlukların da sonuna imza atmış olursunuz. Yaşadığımız süreç hem İsrail-ABD birlikteliğinin hem de ABD imparatorluğunun sonunu getirdi. Neden? Çünkü İran devlet aklıyla, stratejik bir hamleyle güç biriktirerek sabırla ilk saldırıdan itibaren savaşı bütün Körfez'e ve dünyaya yaydı."
ABD’nin Asıl Önceliği Arktik ve Uzay Savaşları
Mevcut işaretlerin ABD'nin Orta Doğu ve Körfez'den hızla ayrılacağını gösterdiğini ifade eden Gürson, Washington'ın küresel vizyonunun odağını çoktan değiştirdiğini ve asıl mücadelenin Çin'e karşı kutupsal eksende döndüğünü aktardı:
"ABD çırpınıyor, bölgeden gitmek zorunda. Grönland'ı eğer kaybederse, ki Alaska ile Kanada ile bu olmaz, Arktik'te, bu kutupsal yörüngedeki Grönland'ı kaybederse ABD uydu sistemleri ve uzay savaşını Çin'e karşı kaybeder. Yani dolayısıyla şu anda ABD'nin Ortadoğu'da olmak gibi bir niyeti yok. Bizim izlediğimiz savaş Pentagon ve CIA'nın Siyonizm’le savaşıydı."
Tahran ve İsrail’e "Türkosfer" Uyarısı
Saldırıların İran toplumunu domine ettiğini belirten Gürson, Tahran yönetiminin toprak bütünlüğünü koruyabilmesi için kendi içinde demokratik süreçleri güçlendirmesi ve proksi (vekil) örgütlerle olan ilişkisini yeniden tanımlaması gerektiğinin altını çizdi. Ankara merkezli küresel gerçeğe karşı durulamayacağını hatırlatan Prof. Dr. Gürson, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tahran'ın Ankara ile ilişkisini de yeniden gözden geçirmesi gereken bir döneme giriyoruz. Çünkü merkezde küresel etkileri güçlü bir Türkosfer var. Tahran ve İsrail Türkosfer'deki büyük hortum etkisine karşı aksi yönde dönmeye çalışırsa Newton'un etki tepki yasasına bakabilirler. Barışı arayan ve önceleyen, Atlas Okyanusu'ndan Malakka Boğazı'na kadar merkezde küresel etkili bir güç ortaya çıkmış vaziyette."
Türkiye'nin İber'den Çin'e kadar yeni bir güç merkezi oluşturduğunu ve zamanla bunu herkesin göreceğini dile getiren Gürson; savunma sanayindeki sert güç unsurlarını, zenginleştirilmiş katı yakıt teknolojisini ve S-400'e bile ihtiyaç bırakmayan SİPER gibi milli hava savunma sistemlerini bu caydırıcılığın temel taşı olarak gösterdi. Bu tablonun, 3 bin yıllık siyasi tarihin dayattığı Ankara merkezli bir barış atmosferini yaklaştırdığını ifade etti.
"Arz-ı Mevud Gerçeklikle Örtüşmüyor, Amerika Gidecek"
Tarihi perspektifte İsrail’in kuruluş misyonuna da değinen Prof. Dr. Poyraz Gürson, enerji arz güvenliği için bölgede Türkiye, Irak ve Suriye olmadan hiçbir denklemin kurulamayacağını belirtti. Yeni enerji hatlarının konuşulduğu bu dönemde İsrail'in aklıselim politikalara dönmesi gerektiğini söyleyen Gürson, çarpıcı tespitlerle analizi tamamladı:
"ABD buradan mutlaka gidecek, kalma lüksü yok. Kalmaya karar verirse bırakın kendi anakarasını savunmayı, ulusal birliğini bile sağlayamaz hale gelir. İsrail'in ise bu kadar nüfusla toprak genişletme çabası gerçekçi değil. Arz-ı Mevud gerçeklikle örtüşmüyor. Yarın bir gün Tevrat'ı şöyle eğip büktük diyerek 'Siyonizm Mars'ta da toprak istiyor' deseler bu kez bunun için mi savaşacaklar? Söylemler üst perdeden olabilir ama her şey güçle ilintilidir."
Türkiye'nin vazgeçilmez bir jeopolitik gerçeklik olduğunu ve kendi devlet aklıyla buna göre hamleler yaptığını belirten Gürson, Tahran yönetiminin de küresel sisteme entegre olabilmek adına bundan sonra Ankara ile çok daha iyi ve uyumlu ilişkiler geliştirmek zorunda olduğunu sözlerine ekledi.
Diğer İçerikler