MEE Yazdı: Türkiye, ABD-İran Arasındaki Krizi Nasıl Fırsata Çevirdi?

ABD-İran savaşının başlamasıyla ilk etapta saf dışı kalan Türkiye, üç ay içinde diplomatik ve askeri alanda önemli kazanımlar elde etti. Ankara, sınır güvenliğini korurken Kürt grupların silahlandırılmasını engelledi, Körfez ülkeleriyle savunma anlaşmaları yaptı ve ateşkes sürecinde arabulucu rolü üstlendi.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayı sonunda İran’a yönelik saldırı emri vermesiyle başlayan bölgesel kriz, Orta Doğu’daki dengeleri önemli ölçüde değiştirdi. Çatışmaların yarattığı güvenlik ve ekonomik risklere rağmen Türkiye, süreçten hem diplomatik hem de askeri açıdan güçlenerek çıkan ülkelerden biri oldu.

Middle East Eye’ın haberine göre Ankara, NATO ile ilişkilerini güçlendirirken Körfez ülkeleriyle yeni savunma anlaşmaları imzaladı ve ABD ile İran arasındaki diplomatik temaslarda önemli bir rol üstlendi. Geçtiğimiz günlerde Tahran ve Washington arasında sağlanan anlaşmayla kırılgan ateşkes 60 gün daha uzatıldı ve İran tarafından kapatılan Hürmüz Boğazı yeniden uluslararası deniz trafiğine açıldı. Türk yetkililer ise bu sürecin kalıcı barış için yalnızca ilk adım olduğunu vurguladı.

Savaşın ilk günlerinde Türkiye, İran’daki olası istikrarsızlığın yaratabileceği risklere karşı sınır güvenliğini artırdı ve acil durum planlarını devreye soktu. Özellikle olası bir mülteci akını ve İranlı Kürt grupların silahlandırılması ihtimali Ankara’nın en büyük kaygıları arasında yer aldı. Türk yetkililer, bu tür gelişmelerin hem sınır güvenliğini tehdit edebileceğini hem de PKK ile yürütülen barış sürecini olumsuz etkileyebileceğini değerlendirdi. Ancak Türkiye, diplomatik girişimleri sayesinde bu senaryoların hayata geçmesini büyük ölçüde engelledi.

Çatışmalar sırasında İran’ın Türkiye’ye doğru dört balistik füze fırlatması iki ülke arasında gerilime yol açtı. Füzelerin ABD bağlantılı askeri tesisleri hedef aldığı değerlendirilirken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Tahran yönetimine sert uyarılarda bulundu. Saldırıların sivil alanlara zarar vermemesi ve İran’ın hedeflerini sınırlı tutması, daha büyük bir krizin önüne geçti.

Kriz, Türkiye’nin savunma sanayisi açısından da yeni fırsatlar doğurdu. Körfez ülkelerinin artan güvenlik endişeleri nedeniyle hava savunma sistemlerine yönelik talebi yükselirken, Türkiye Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan ile yüz milyonlarca dolarlık savunma anlaşmaları imzaladı. Aynı zamanda ABD, Almanya ve İtalya’nın Türkiye’ye destek amacıyla anti-balistik füze savunma sistemleri konuşlandırması, Ankara’nın NATO içindeki stratejik önemini daha da artırdı.

Ekonomik açıdan ise savaşın Türkiye’ye maliyetleri oldu. Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar nedeniyle enerji fiyatları yükselirken, Türkiye’nin enerji faturasına yaklaşık 14 milyar dolarlık ek yük bindiği tahmin ediliyor. Buna rağmen Ankara, enerji ve lojistik alanlarında yeni projeler geliştirerek süreci fırsata çevirmeye çalışıyor. Hicaz Demiryolu’nun yeniden canlandırılması, Irak-Türkiye petrol boru hattının Basra’ya kadar uzatılması ve Katar-Türkiye doğalgaz boru hattı projeleri bu kapsamda öne çıkıyor.

Uzmanlara göre Türkiye, kriz sürecinde güvenlik risklerini kontrol altında tutarken diplomatik etkinliğini ve bölgesel nüfuzunu artırmayı başardı. Bir Avrupalı diplomatın ifadesiyle, “Türkiye krizleri fırsata çevirme ülkesi oldu.”

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA