Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Türkiye’nin Siyasi Hayatı Feroz Ahmad’dan Öğrenilirse

Tevfik ERDEM
31 Ağustos 2021 12:40
A-
A+

Feroz Ahmad, Türkiye’de siyasi tarih konusunda oldukça referans yapılan, hocası Bernard Lewis kadar popüler olmasa da yazdığı eserler üniversitelerde ders kitapları olarak okutulan bir isim. Osmanlı ve Türkiye tarihini aydınlanmacı bir perspektiften okuyan, yakın dönem siyasi hayat üzerine yaptığı çalışmalarda tarihi yapan kişilerle de yüzyüze gelen bir yazar. Haliyle birçok yazara nasip olmayan bir networke sahip olmuş biri. Az önceki cümlede kullandığım ‘aydınlanmacı perspektif’ nitelemesini tekrar kullanıyorum çünkü onun bu perspektif üzerinden yaptığı Osmanlı ve Türkiye cumhuriyeti okumaları hayli tarafgir. Oysa dışardan bakan bir göz olarak daha tarafsız bir gözle tarih okuması yapabilir diye düşünüyor insan, nitekim Eric J. Zürcher’de de Ermeni meselesi dışında modern Türkiye tarihine dair okumaların daha insaflı olduğunu hatta Bernard Lewis’in Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi okumalarını daha tarafsız olarak görebiliyor insan, en azından ben. Ancak Ahmad’da üstten aydınlanmacı tarz, özellikle Türk sağına ve muhafazakârlarına karşı oldukça nobran biçimde işliyor. 1960 ve 70’lerin siyasi dili düşünüldüğünde Ahmad’ı suçlamak fazla insafsızlık olabilir mi diye düşünmüyor değil insan. Ancak yine de sadece Ahmad’a yüklenmek için değil (ki bu satıların yazarı böyle bir yüklenme yapsa da yazarın derin bilgi ve tecrübesi küçümsenecek gibi değil)ancak Ahmad’ın yüklendiklerinin hakkını teslim etmek için bu tür bir yazı yazmış olmak daha anlamlı olabilir.

Ahmad, Türkiye’nin dış siyasetinde takip ettiği politikaları anlatırken Türkiye’yi işgalci ve kan döken bir ülke olarak tasvir etmektedir. Üstelik bunu Türkiye’nin en hassas ve hakkaniyet çerçevesinde hareket ettiği bir konuda dile getirmektedir: Kıbrıs konusunda. Türkiye’nin Kıbrıs Barış operasyonu Kıbrıs’ın işgali olarak tanımlanır Ahmad tarafından[1] (2012:210). Kıbrıs Barış Operasyonunun yapılmasına sebep olan Türklerin katliamlarından değil, adaya müdahale ederek kan döken bir Türk devletinden söz eder. … “Türkiye'nin Kıbrıs’a yaptığı müdahale, sadece kan dökülmesine yol açmakla kalmadı, ülke içinde de büyük bir siyasal etki yarattı…” (2012:196). Ahmad’ın Kıbrıslı Türklerin adada maruz kaldıkları taciz ve katliamlardan haberinin olmaması mümkün değildir. Öyleyse? Kitabı Amerika’da yazdığı için Amerikan kamuoyunun ya da en azından ABD’li okuyucunun rahatsız olmaması için böyle yazmıştır, diye düşünülebilir.

Ahmad, Türkiye’nin iç siyasetinde öylesine tarafgir bir dil kullanmaktadır ki bilimsel olma iddiasındaki bir eserin itham edici, tahkir edici dili nasıl bu kadar cömert kullandığına şaşırmamak elde değil. Yukarıda zikredildiği gibi kullanılan bu dil, dönemin siyasi kültürünü temsil etmek bakımından da anlamlıdır. Aynı dil (sözcük) kullanımı akademisyeninden askerine oradan gazetecisine kadar günlük kullanımı olan dildir. İlerici-gerici dikotomisi günlük siyasi ve toplumsal hayatın her alanına sirayet etmiştir. Solcu olmayan herkes faşisttir, gericidir. Dini değerleri vurgulayan herkes yobazdır, dinci’dir. Toplumu iki keskin fay hattıyla birbirinden ayıran bu dilde gri alan yoktur, aslında “ya benimsin ya toprağın” arabesk mantığının aydınlanmacı versiyonudur bu bakış açısı.

Ahmad, 1960 ve 70’li yıllardaki solcu olmayan tüm aktörleri gericilikle ve neo-faşistlikle suçlayan bir dil kullanır. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) onun eserinde “Neo-faşist parti” olarak nitelenir. Üstelik bu partinin üyeleri olan genç militanlar komando eğitiminden geçmiş, adeta Amerikan bilimkurgu filmlerinde seri üretimi yapılan katil cyborglardır. MHP’nin genç militanları, “Bozkurtların gerçekleştirdikleri terörün hedefi, CHP'yi destekleyen kitleyi yıldırarak bu partinin seçim potansiyelini tahrip etmek için, artık sosyal demokratlarla özdeşleşen solun ne kadar tehlikeli olduğunu göstermekti. Kendileri de şiddet eylemlerine katılan "Devrimci Sol" (Dev-Sol) ya da "Devrimci Yol" (Dev-Yol) gibi sol grupların tepkisi karışıklığı artırdı ve sağın görevini kolaylaştırdı” (2012:197). Yani Ahmad’a göre, şiddet neo-faşist olduklarını iddia ettiği Bozkurtlar tarafından başlatılmış ve Dev-sol ve Dev-yol adlı gençlik örgütleri bunların şiddet eylemlerine katılmak zorunda kalmışlardır. Sağcı neo-faşistler şiddet uygulayan militanlar, solcular ise onlara tepki vermek durumunda kalanlar olarak sunulmuştur. Eric J. Zürcher bu konuda daha insaflıdır, terör eylemlerinin öncelikle üniversitedeki solcu gruplar tarafından başlatıldığının altını çizer.

Sağcılar hakkında söylenen her şey adeta yerçekimi kanunu gibi mutlak ve kesin iken solcular hakkında dile getirilen her şey “iddia”dır. Örneğin “Polis iki sendika arasında bölünmüştü. Bunlardan biri neo-faşistleri, yasaları tam olarak uygulayıp uygulamadığı kestirilemeyen, diğerinin ise solu desteklediği iddia edilen…” (Ahmad 2012:203) ifadesinde olduğu gibi.  Sağcı sendikaya üye olan polisler yani neo-faşist polislerin yasalara uyup uymadığı belli değildir oysa solcu sendikaya üye polislerin yasalara uymadığı kesin değildir bu sadece bir iddia olarak dile getirilebilir. Bu durum sadece polisler için değil sol ve sağın tüm izdüşümleri için geçerlidir. Örneğin Türkiye’de “terörizm, MHP'nin oynadığı rol açığa çıkarılmadan önlenemiyordu. Ancak bu rolün açığa çıkarılması koalisyonun dağılması demekti ve Demirel bunu düşünmek bile istemiyordu” (2012:199), derken Ahmad siyasi koalisyonun devamının MHP ile ilişkilendirilen terör eylemlerinin sürdürücüsü olduğunu ima etmektedir. Oysa aynı döneme ait MHP’nin yaptığı açıklamalarda ise[2], terörü besleyen ve destekleyen partinin CHP olduğu belirtilerek somut örneklerle, isimlerle durum açıklanmaktadır.

Solculara terörist ya da militanlığı yakıştırmayan dil, onlarla anılan olayları sadece “iddia” olarak niteler. MHP’li Bozkurtlar yani neo-faşistlerin yaptıkları düşünülen ne varsa gerçektir. Üstelik onların yaptıkları her şey sebepsiz yere onların saldırganlığı, ırkçılığı ve iflah olmaz saldırganlığı yüzünden gerçekleşir. Onların yaptığı söyleniyorsa yapılmıştır diğerlerinin ‘yaptığı düşünülenler’ ise “iddia”dır. Örneğin, “Devrimci Yol" grubundan solcuların işgal ettikleri iddia edilen Karadeniz kıyısındaki Fatsa'yı kurtarmak için askeri birlikler gönderilir (Ahmad 2012:208). Ahmad, davulla zurnayla Fatsa’da komün ilan eden Terzi Fikri’yi mahcup ederek, onun yaptıklarının sadece iddia düzeyinde kaldığının altını çizer. Ama en azından diğerleri gibi Fatsa’daki komün denemesinin Paris Komünü sonrası Türkiye’nin yüzakı (!) bir eylemlilik olduğunu belirtmemiştir.

Ahmad iddialarına dönemin komutanlarının görüşleriyle destek verir.  Örneğin 12 Eylül 1980 askeri darbesine doğru giden süreçte günde 20 kişi terör saldırılarında hayatını kaybederken terörün sadece neo-faşistlerden geldiğini iddia eden Ahmad, sağcı hükümet ve komutanların komünizm tehdidine karşı devletin yanında yer aldıklarını düşündüklerini belirtir. Günde 20 kişinin öldüğü dönemlerde “hükümet ve komutanlar, terörist tehdidin sadece soldan geldiği ve Bozkurtların aslında komünizme karşı mücadelede devletin yanında yer aldıkları konusunda anlaşmaya vardılar” (Ahmad 2012:208) demektedir. Aslında böyle bir uzlaşma yoktur çünkü komutanların bir kısmı böyle düşünürken bir kısmı da sol örgütlere doğrudan ya da dolaylı destek vermektedirler. Öyle ki dönemi anlatan komutanların günlüklerinde poliste olduğu gibi asker içinde de siyasi bölünme ve çatışma olasılığından endişe duyulduğunun altı çizilmektedir.

Ahmad’ın sol ve sağ hakkında yaptığı bilim dışı ve tamamen indi olan değerlendirmeleri neden bu kadar önemli? Önemli, çünkü Türkiye’nin siyasi tarihini birçok kişi özellikle üniversite öğrencileri, yazarlar, gazeteciler vb. buradan öğrenmektedir. Sağcı-muhafazakâr akademisyenler dahi derslerde onun kitabını ana ya da yardımcı kaynak olarak okutmaktadırlar. Bu yüzden de ana kaynak olarak görülen bu eser üzerinden öğrenilen bilgiler bir süre sonra değişmez ve karşı konulmaz bilimsel kanunlar olarak görülmekte ve referanslar yapılmaktadır.


[1] Ahmad, Feroz (2012), Modern Türkiye’nin Oluşumu, 11. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul.

[2] Turhan, Metin (2020), Türk Demokrasi Tarihine Milliyetçi Hareket Partisi, Polietika, Ankara, s. 398-402.