Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Türkiye (Çok Şükür) Amerika Değil: “Geceyarısı Expresi” Sezonu Bitti

Tevfik ERDEM
27 Eylül 2020 17:54
A-
A+

Amerikan çıkarları partiler üstü olduğu için Cumhuriyetçilerin ya da demokratların iktidarda olması dış politikasında bir değişiklik meydana getirmez. Biden ya da Trump’ın izleyeceği Türkiye politikası da bunun bir izdüşümüdür. Biden’ın Türkiye’de iktidar değişikliği için muhalefetin desteklenmesi gerektiğine dair açıklamaları Trump ve bürokratlarının izlediklerinden çok da farklı değil. Türkiye için izlenecek politikalar ve Türkiye’ye bakışta bir homojenlik vardır. Örnek, Temsilciler Meclisi’nin demokrat başkanı Nancy Pelosi’nin, Trump’ın sonradan espri olduğunu belirttiği, seçimleri kaybederse görevi barışçıl şekilde teslim edip etmeyeceğiyle ilgili soruya verdiği kaçamak cevaba binaen, Amerika’nın Türkiye, Kuzey Kore, Suudi Arabistan veya Rusya olmadığı şeklindeki cevabıdır. Bu cevap Türkiye’yi monarşi ve otoriter rejimlerle eş değer gördüğü için itibarsızlaştıran bir açıklamadır.

Nancy Pelosi bildiğimiz bir sima, Trump’ın müzmin muhalifi, ona yönelik sert bakışları haberlere konu olan bir siyasetçi, onun sadece başkanlıktan azledilmesi için değil tutuklanması için de gayret eden bir demokrat. Ancak Trump’la yaşadığı bu gerilimli dönemde, Paris’te gazetecilerin ABD başkanı ile ilgili sorduğu soruya “prensip gereği ülkemin dışındayken başkan hakkında konuşmuyorum[1]”  cevabını vererek, ülke içi meseleleri yurt dışında yabancılarla konuşmadığını söyledi.

Türkiye’de de hükümet eleştirilebilir ancak bu eleştiriler ülkeyi jurnallemek şeklinde olmamalıdır. Aynı şekilde Türkiye’de demokratik seçimle işbaşına gelmiş hükümet(ler)i dışarıdan ekonomik ve siyasi baskılarla değiştirmenin uygun bir yol olmadığı bunun için de bu tür girişimlere karşı çıkılarak yekvücut olunması gerektiği açıktır.

Türkiye demokrasiyle yönetilen bir ülkedir bu ülkede ne muhalefet liderleri zehirlenir ne de muhalifler can güvenliği endişesi yaşarlar. Pelosi’nin Türkiye ile ilgili bilgi kanalları virüslü olduğu için var olan Türkiye’yi değil ya görmek istediği ya da ona gösterilmek istenen Türkiye’den söz ettiği açıktır. Gerçeklerle örtüşmeyen bu açıklamalara karşılık Türkiye’de iktidar ancak demokratik seçimlerle değişir. Demokratik muhalefet, seçim yarışına demokratik zeminde verdiği mücadele kapsamında katıldığı sürece iktidarı ele geçirme şansı ve olasılığı her zaman vardır. Yani demokrasinin olmazsa olmazı olan muhalefet, Türkiye’de demokratik mücadele imkânına sahiptir. Bu yüzden Pelosi’nin Türkiye hakkındaki bilgisi, yaşına vererek “Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express)[2]” filminin etkisi ile açıklanabilir.

Pelosi Amerika’da demokrasi olduğunu belirtip, Trump’a “Türkiye’de değilsiniz” diyerek aslında bize bir hususun tekrar hatırlatılması gerektiğini gösterdi: Amerikan demokrasisi.   Dikkat! Amerika’da demokrasi değil çünkü Amerika’da demokrasi deyince aklımıza hemen Alexis de Tocqueville’in (1805-1859) meşhur eseri “Amerika’da Demokrasi” geliyor değil mi? Bir de farklı cepheden bakalım Amerika’ya hiç bu esere girmeden yoksa eserin değeri ya da Amerikan orta sınıflarının demokrasiye katkısını yok sayan bir hamaset değil yapılmak istenen.

Amerika demokrasi havarisidir, dünyanın her yerine demokrasi götürmek ister tıpkı Irak’ta yaptığı gibi. Ancak bu demokrasi Amerikan şirketlerinin menfaatine yarayan bir demokrasidir. Chomsky’nin tabiriyle “ABD’de diktatörlere karşı antipati; demokrasiye karşı sempati yoktur[3]

Amerika’nın Şili’de demokratik seçimle işbaşına gelen Allende’ye, İran’da demokratik seçimle iktidara gelen Musaddık’a karşı gerçekleştirdiği darbeler şunu göstermektedir, Amerika’nın çıkarları aleyhine meydana gelen demokratik süreç, gerçekte demokrasiyi yok eden süreç olarak görülür.

Yine Amerika’nın demokrasi ihraç ettiği(!) Irak’ta meydana getirdiği yıkımları unutmak mümkün değildir. Türkiye’nin DAEŞ ve YPG gibi terör örgütlerine yönelik gerçekleştirdiği harekâtlar sonrası bölgede yaşayan sivillerin ve yerleşim yerlerinin harekât sonrası halleri Türkiye ile ABD arasındaki farkı ortaya koyar. Türkiye yaşatmak için ABD yıkmak için bölgededir. Türkiye, bölgenin enerji kaynaklarını bölge halkının kullanması için oradadır, ABD kendi şirketlerinin faydalanması için. ABD’nin bölgede gerçekleştirdiği yıkım sadece askeri güç değil ekonomik güç uygulayarak da yüzbinlerce insanın hayatına mal oldu. 1990 yılında Irak’a yönelik ambargonun başlamasıyla bir türlü değişmek istemeyen (ABD’nin isteklerini yerine getirmeyen, çıkarlarını onaylamayan) Irak halkı, büyük bedeller ödemeyi hak etmiş olarak görüldü. Bu ambargoyla ilgili olarak, “1996 Mayıs ayında CBS televizyonunda, ABD dışişleri Bakanı Madeleine Albright’a yarım milyondan fazla çocuğun ölümünün ödemeye değer bir bedel olup olmadığı sorulmuştu. Albright buna açık bir dille,  “Bizce bu bedele değer,” cevabını vermişti[4].” Ölen Iraklı çocukların zavallı birer kurban  oldukları hatırlatıldığında Albright “Iraklı çocuklar konusunda ben de bu odadaki herkes kadar kaygılıyım…Ama ülkesinin kaderini elinde tutan kişi Saddam Hüseyin’dir. Çocukların açlıktan ölmelerinin sorumlusu odur, Amerika Birleşik Devletleri değil[5]”(19) cevabını vermiştir. Iraklı çocuklar, Irak halkının Saddam Hüseyin’in yönetimine rıza gösterdikleri için ölümü adeta hak ediyor görünmektedirler. İşte Amerikan tarzı demokrasi ihracının sonuçlarından biri. Irak’a uygulanan ambargo, ilaç sıkıntısından yüzbinlerce çocuğun ölmesine neden olmuştur ama suç Irak halkındadır. Küresel salgının etkisini yoğun biçimde hissettirdiği Türkiye’de ilaç konusunda yapılan bu tür bir açıklama muhalefetin elini güçlendirdiği gibi halkın kulağına kar suyu kaçıran bir açıklama olmuştur.

Amerika’nın ekonomik gücünü (iktidarını) tam da iktidar tanımına uygun biçimde aktörlerin (ülke, birey, parti vb.) davranışlarını değiştirmek için kullanmasının bir örneği de Türkiye’ye yönelik bu tür medyatik açıklamalardır. Türkiye ekonomisini alt üst etmeye kadar giden açık tehditler bu gücün nasıl kullanıldığının bir örneğidir. ABD`nin Ankara Büyükelçisi David M. Satterfield’in, Türkiye'nin ABD'li ilaç şirketlerine borcunu ödememesi durumunda şirketlerin Türkiye'ye ilaç satmayı durdurabileceğine dair açıklaması da sadece ekonomik gerekçeleri ihtiva eden bir açıklama olarak görülmemeli. Çünkü bu açıklamalarda F35’den Ankara'nın Rusya'dan hava savunma sistemi almasına ve oradan sosyal medya yasasına gösterilen tepkiye[6] kadar birçok şeyi konuşuyor Satterfield.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi David M. Satterfield’in açıklamalarının elbette ki ekonomik bir yönü var çünkü Türkiye'nin yabancı ilaç şirketlerine borcu bir yıl içinde 230 milyon dolardan 2,3 milyar dolara çıkmıştır. Ancak bu açıklamalar bir yandan kredi notu düşürülen bir yandan çevre ülkelerde ABD’nin terör örgütleriyle işbirliği içinde hareket ederek Türkiye’yi hem uluslararası alanda hem de iç politikada zor durumda bırakmasıyla pekişmektedir. Akdeniz’de meydana gelen gelişmeler de buna eklenince yeni-Osmanlı hayali içinde olduğu iddia edilen Türkiye iyice köşeye sıkıştırılmak istenmektedir. Türkiye’nin artık sınıfın haylaz, söz dinlemeyen çocuğu olarak görülmesi diğer yandan askeri açıdan ve enerji kaynakları açısından kendi ayakları üzerinde durma yönündeki gayretleri, merkez-çevre ve bağımlılık teorilerini zorlayan bir sürecin başladığının işareti olarak okunmakta bu yüzden de Türkiye’nin eski Batıya bağımlı konumunu kaybetmesi istenmemektedir.

Hükümet eleştirilebilir, yaptıkları yanlışlık varsa eleştirilmelidir bu demokrasinin ve özgürlüğün doğasında içkindir ancak bu eleştiri, eleştirinin ruhunu aşacak bir hüviyet kazanmamalıdır. Hükümeti eleştireceğiz diye devletin (ve milletin) yüce menfaatlerini yok edecek açıklamalar yapmak hükümeti yaralamakla kalmaz hepimizin koruyucusu ve kollayıcısı olup,  milletin menfaati ve iyiliği için çalışan devlete de zarar verir.

 


 

 

[1] https://www.sde.org.tr/tevfik-erdem/genel/pelosi-ilkesi-kose-yazisi-13262

[2] http://www.beyazperde.com/filmler/film-243/

[3] Chomsky,  Noam (1995), Demokrasi Gerçek ve Hayal, Pınar Yayınları, İstanbul, s.191.

[4] Pilger, John; “Yan Hasarlar”, Kuşatma Altında Irak, (der. Anthony Arnove), Everest Yayınları (çev: Mehmet Harmancı),  İstanbul. 2001, s. 71.

[5] Kelly, Kathy; “Yükselen Sesler (Iraklı Çocuklar, 1990-1999)”, Kuşatma Altında Irak, (der. Anthony Arnove), Everest Yayınları, (çev: Mehmet Harmancı), İstanbul. 2001, s. 143.

[6] https://tr.euronews.com/2020/09/24/abd-li-buyukelcisi-turkiye-nin-ilac-borcu-2-3-milyar-dolara-yukseldi-sirketler-sat-s-durdu