Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Tecrübeli Siyasetçi Cemil Çiçek’ten Siyaset Dersi

Tevfik ERDEM
13 Mart 2020 14:33
A-
A+

SDE’nin her Cumartesi günü düzenlediği geleneksel kahvaltılı sohbet toplantısına 8 Şubat 2020 tarihinde, 1983 yılından beri vekil olarak girdiği TBMM’de birçok faklı statüde görev yapan Eski TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek katıldı. Aslında Sayın Çiçek, sadece bu unvanıyla tanınmaz aynı zamanda 46. hükumette Aileden Sorumlu Devlet Bakanı, 58 ve 59. hükumetlerde Adalet Bakanı, 60 hükumet döneminde Başbakan yardımcısı, 2011-2015 yılları arasında ise TBMM Başkanı olarak görev almıştır.

SDE’nin bu geleneksel kahvaltılı sohbet toplantıları kayıtdışı bir toplantı olarak bilinir bu yüzden oldukça samimi bir ortam oluşur. Sohbet dediysek bu sıradan bir sohbetten çok dinleyicilerin, o günkü misafirin bilgi bombardımanıyla karşı karşıya kalması ya da bir sözlü tarihe (oral history) şahit olması anlamına gelir.

Sayın Çiçek ile yapılan sohbeti de böyle düşünmek gerek çünkü bir yandan tecrübe ve bilgi paylaşımı olurken diğer yandan siyasi tarihimizin tam kalbinde yer alan tecrübeli bir siyasetçinin ağzından sözlü tarih bilgisi alıyorsunuz.  Cemil Çiçek Türk siyasi hayatına e-muhtıra olarak geçen 27 Nisan 2007 tarihli askeri e-bildirgeye dönemin Ak Parti hükümet sözcüsü olarak verdiği bilgece cevapla da aklımızda kalmıştır. Hiç akıllardan çıkmayan ve Türk siyasi tarihinde siyasetçilerin asker karşısında takındığı geleneksel tutumu yansıtmayan bu yüzden de pek de alışık olunmayan bir durumdur onun yaptığı. Ancak etkileri belki de 15 Temmuz’da kitleye güç ve cesaret verecek olan bu çıkışı yaparak darbe-muhtıra düşüncesi olanlara şu net cevabı verdi “Öncelikle söylemek isteriz ki, Başbakan’a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez.” Bu cevap aslında siyasetçilerin siyaset gömleğini giymelerini yani siyasetçinin siyaset yaparken ölümü göze aldığını gösteriyordu (bu noktada siyaset gömleğinin kefeni ima ettiğini gözden kaçırmamak gerekir). Sayın Çiçek çok net bir hususun altını çizerek Türkiye’nin demokratik kültürüne katkı sundu: “Genelkurmay Başkanı resmi olarak Başbakan'a bağlıdır ve görevleri itibarıyla Başbakan'a karşı sorumludur.” Türk siyasi tarihine böylesine damga vuran tecrübeli siyasetçi adeta “Siyaset Bilimine Giriş” dersinin birinci haftasını bol örnekli olarak anlatıyor gibiydi.

Çiçek’ e göre Türkiye’de siyaset şu anlamlarda kullanılır; İlk olarak siyaset “Particilik” demektir. İkinci olarak, siyasette gri alanın olmaması yani “siyah beyaz keskinliği”ni anlatır siyaset. Bu ifade siyaset bilimci Andrew Heywood’un bahsettiği uzlaşmanın önemini hatırlatır. Çiçek, akılla yapılması gereken siyasetin siyah beyaz karşıtlığı yerine uzlaşı ile yürütülmesi gerektiğini belirtir. Üçüncü olarak, “bilgiye dayalı tenkidin hakaret olarak algılanması”ndan söz eder Sayın Çiçek. Tenkit yapmanın zorluğu, siyasetin toleransa çok da açık olmadığını ima ediyor gibidir. Dördüncü olarak, sorunlara parti çerçevesinden bakılmasını, partiler üstü bir bakış açısı eksikliğini vurgulayan Çiçek bu durumu “Tilkinin kırk türküsü var, kırkı da tavuk ya da kümes üzerinedir” diyerek bir nükteyle tatlandırır.

Öyleyse doğru bir siyaset nasıl yapılır? Sorusunun cevabı ise gayet açıktır: “Siyasetin yol haritası tecrübedir!” Ayrıca siyasetçi tarihi (en azından yakın siyasi tarihi) bilmelidir. Tarihe bakarken de “Biz nerede hata yaptık?” sorusunu sormalıdır.

Sayın Çiçek’i tecrübeli siyasetçi olarak nitelendirmenin anlamı ve karşılığı sadece 27 Nisan e-bildirgesi ile ilgili değil siyasi kültürümüze kattığı özgün terminoloji ile de ilgilidir. “Siyasi obruk” bu terminolojik izahlardan biridir. Siyasi obrukların ortaya çıkmasının nedeni, bir yandan siyasi tarih bilmeme eksikliğinden diğer yandan önceki yol haritalarından ve tecrübelerden ders alınmamasındandır. Siyaseten karşılaşılan vakaları gerçeklikle bağdaşmayan yollarla izah etmek doğru tarih okuması olmadığı için siyasetçileri siyasi obruklarla baş başa bırakır.

Tarihi ve siyasi vakalara doğru bir tarih okumasıyla yaklaşmamak bir sorun iken diğer bir sorun alanı, siyasetin en zayıf noktası olan hamaset üzerinden yürütülmesidir. Hamaset üzerinden yürütülen siyaset belki geçici olarak insanların ilgisini çekebilir ancak uzun soluklu ve yapıcı, üretici siyasi hedefler için daha gerçekçi olunması gerekir.

Sayın Çiçek, siyasi obruk gibi, kayıt dışı ekonomiye nazire yaparak “kayıt dışı siyaset” ya da “kayıt dışı din” kavramlarından söz eder. Mevzuatta siyasetin kim tarafından yapılacağı belli olmasına rağmen görevi siyaset olmadığı halde siyaset yapanların durumudur kayıt dışı siyaset. Bu kavram bazen yargının siyasallaşmasını ifade eder. Yargının görevi siyasi denetim değil hukuki denetimdir. Yargı bazen şu bazen bu grubun etkisinde kalırsa yaptığı “kayıt dışı siyaset” haline dönüşür aynı şey Ordu için de geçerlidir.

Çiçek, kayıt dışı siyaset gibi “kayıt dışı din” ya da “merdiven altı din” ifadesini de kullanır. Bu tür bir din, koli basili ürettiği için bağırsaklara zarar verir. Örneğin Fetö’nün 184 milyar Dolarlık bir tasarrufundan söz ederek bu paranın Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yıllık ihracatı olduğunu belirtir. Böyle bir din anlayışı yani merdiven altı din anlayışı topluma zarar veren koli basili üreten bir dindir ve meydana getirdiği tahribat açıktır.

Son olarak siyasette yapılan hataların geri dönüşü olmadığını belirten Sayın Çiçek, bunu da yine akıcı üslubuyla şöyle vurgular: “Siyasetin sehiv secdesi yoktur!”

Siyaset Sayın Çiçek’in vurguladığı gibi bir yandan kuramsal bilgi ama diğer yandan da bir tecrübe işidir. Siyasetin içinde kalarak tecrübe kazanma, tüm siyasetçileri değil ama en azından bazı siyasetçileri adeta bir retorik ustasına dönüştürmektedir. Siyaseti sadece kitaplardan kuramsal yüzüyle öğrenen ve öğreten, öğrenci ve hocaların tecrübeli siyasetçilerle buluşmasının ne kadar elzem ve faydalı olduğu Cemil Çiçek gibi yıllarını siyasetin sıcak sahasında geçirmiş biriyle tanıştıktan sonra çok daha anlamlı bir hal alıyor. Dileğimiz bu tür karşılaşma ve kaynaşmaların daha çok gerçekleşmesi.