Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

“Resimdeki Gözyaşları”: HDP, Gericilik ve Ortak Aday

Tevfik ERDEM
14 Şubat 2022 17:57
A-
A+

Mutabık oldukları tek konu güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş olmasına rağmen altı muhalefet partisi liderinin yuvarlak masa toplantısında bir araya gelmesi yeni bir milat gibi gösterilmeye çalışıldı. Bir araya gelenler kabaca CHP ve DP geleneğinin mirasçıları, bunu sadece toplantıya katılan ama ismi bile bilinmeyen mevcut DP’nin başkanı için söylemiyorum. Bir özel TV kanalı muhalefetin sözcülerinden biri olarak DP’li vekili ekrana çıkartmasa kimsenin artık adını duymadığı bir parti. Bu arada masadaki partilerin seçmenlerinin Tanrı Dağları’ndaki girişiminden dolayı alaya aldıkları biri bu vekil. Mesele masadakilerin geçmişte birbirlerine dair söyledikleri değil geleceğe dair uzlaşı hedefleri, nitekim siyaset için dün dündür bugün bugündür.

CHP ve DP (yani kısaca sol ve sağın) mirasını paylaşan parti koalisyonları Türkiye için hoş anıları hatırlatmaz. Muhalefette bir araya gelmek kolay olabilir, görüş ayrılıkları, politik tercih farklılıkları tolere edilebilir ancak iktidara gelince izlenecek politikalar konusunda nasıl bir yol izlenecek net değil. Örneğin nasıl bir ekonomik politika izlenecek partilerin ekonomik kurmayları bu konuda ne diyor? Dış politikada nasıl bir yol izlenecek? geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin durumu ne olacak? Kürt meselesinde nasıl bir yol takip edilecek? Türkiye’nin Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetleri ne olacak? Terörle mücadelede nasıl bir politika takip edilecek?... gibi sorulara dair net bir cevap yok. Görünen o ki partilerin sistem (Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve güçlendirilmiş parlamenter sistem) dışında bir şey konuştuğu da yok. Evet, ama iş o noktaya gelmedi, denilebilir, lakin burada yöntem konusunda bir sorunun olduğu açık tıpkı çözüm sürecinde yapılan yöntem hatası burada da yapılıyor gibi. Şu iktidar bir indirilsin aşağı! Devrimci jargonuyla, her şey sosyalist bir devrim sonrasına tehir edilmiş gibi. İktidar devrilecek ve sihirli el her şeyi düzeltecek. Tüm sorunların kaynağı mevcut iktidar olduğu için onun gitmesi tüm sorunların çözümünü sağlayacak. 

Yukarıda yazılanlara şöyle bir eleştiri gelebilir: Türkiye’de siyasi kültür değişti, artık siyasi partiler eleştiriye açık, işbirliği içinde hareket etmeye doğru bir eğilim var. Dolayısıyla bu uzlaşmacı kültür sadece muhalefetteyken değil iktidardayken de varlığını sürdürecektir. Doğrusu siyaset uzlaşıyı içerir ancak iktidara sahip olmak ve onun nimetlerinden faydalanmak bu kadar parçalı aktörler topluluğunu (partiyi) bir arada tutmaya muktedir olur mu? Hiç sanmıyorum çünkü bir arada resim vermenin seçmenin oyuna karşılık gelecek bir yönü olmaması bir yana iktidarı alaşağı etme birlikteliği dışında ortak bir politika izleyeceklerine ya da uyum içinde çalışabileceklerine dair bir öngörüm yok. Böyle bir ittifakın Türkiye’ye iktidar iken değil muhalefette iken daha fazla katkı sağlayabileceğini düşünüyorum. Demokrasi nihayetinde muhalefetle kaim.

Bir de bu resimde olmayan ve resimde olanların yarısından fazlasının oy oranına sahip bir parti var. Bu ittifakın bir içinde bir dışında ama resim çektirme anında hep dışarda. Parti eşbaşkanları bu durumdan defalarca yakınmalarına rağmen durum bu. CHP diğer ortakları üzmemek adına bu ilişkiyi böyle sürdürmek durumunda, bu tür resimlerin hep dışında kalan HDP’de buna alıştı. Cem Karaca’nın Resimdeki Gözyaşları şarkısı tam da bu duruma uygun: Benden sana son kalan / Bir küçük resim şimdi / Cevap veremez ama / Ağlar yalnızlığına…

Bu yalnızlık rahatsız edici bir yalnızlık ancak partinin seçmeninin gözünde anlamlı: “HDP bir yana düzen partileri bir yana.” Bu yüzden bu yalnızlık bir yandan özgünlüğün altının çizildiği, bir yandan yakınılan diğer yandan da Türkiyelileşmek uğruna katlanılan bir yalnızlık gibi görülüyor. HDP’nin hatası belki de hep gerillacı soldan Türkiyelileşmeye çalışması. Bu soldan Türkiyelileşme 1960’lı yılların sonuna tıkanmış ve bir türlü kendini aşamamış bir bakışın ürünü zaten diyalektiğe de aykırı olan bu. HDP zaman zaman 3. İttifak arayışlarını (CHP’nin gizli onayı ile) sürdürse de, bu aşk-ı memnu ikisi için de derin anlamlara sahip. CHP seçmeni daha “ilerici” ve “devrimci” olduğunu düşündüğü HDP seçmenine İyi Parti seçmeninden daha yakın. HDP’de, “düzen partileri”nin arasına girerek kendisini beyazlaştırmanın yolunun CHP’den geçtiğini biliyor. Kılıçdaroğlu’nun, “demokrasinin yolunun Diyarbakır’dan geçer” sözünün HDP cenahındaki yankısı da burada gizli: “Beyazlaşmanın, bütünleşmenin yolu CHP’den geçer!” CHP, HDP ilişkisini eğer Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren alırsanız bu ifadeyi bir Stockholm Sendromu şeklinde okursunuz ancak hikâye bu kadar basit değil çünkü CHP’nin ya da onun 12 Eylül sonrası hallerinin, HDP’nin öncülü HEP gibi sol bir partiyle ittifakı, CHP’nin nasıl ideolojik gömlek değiştirdiğini ya da değiştirebildiğini gösterir. 

Bu açıdan CHP’nin sosyal demokratlığı değil ama Kemalistliği sorgulanabilir. Partinin Ortanın Solu’ndan biraz daha sola kaydığını düşünen İsmet İnönü’nün tavrını düşününce bu husus (Kemalist ideolojiden kopma) daha da netleşir. Ancak oğul İnönü ODTÜ tecrübesiyle (!) olsa gerek partiyi daha da sola kaydırır, HEP ile ittifak da böyle gerçekleşir lakin Paris’teki Kürt Konferansına katılım ittifakın sonunu getirir. Bugün CHP ve HDP arasındaki gizli ittifak yeni bir şey değildir ve 1990’lı yıllara uzayan bir geçmişi vardır. İdeolojik kökleri de 1960’lı yılların sonlarına dayanır. Ancak dediğim gibi bu aşk-ı memnu, her iki tarafın da büyük çoğunluğunun istediği birliktelik, kırık bir aşk hikâyesi olarak gelgitlerle doludur. İlişki muhtemelen “elbet bir gün buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak” şeklindeki muhayyer kurdi makamındaki sanat müziği eşliğinde devam edecektir. 

Resimde olsa da olmasa da HDP’nin de mevcut iktidarı değiştirme konusunda masadaki ya da resimdeki 6 parti ile hemfikir olduğu malum. Zaten eski eşbaşkan Demirtaş’ın siyasete damga vuran “seni başkan yaptırmayacağız” sözündeki amacın ne olduğu açıkça ortaya konmuştu. Masada kendisine yer ayrılmasa da HDP’nin mevcut eşbaşkanı M. Sancar, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday belirlendiği takdirde oy verebileceklerini uzun zamandır söylüyor, yuvarlak masa toplantısı sonrasında da masada olmamalarına sitem etse de, önceki söylediklerinden farklı bir şey söylemedi. 

Şimdi objektifi HDP’ye biraz daha yaklaştıralım ve adeta çok homojen gibi görünen bu partide bile farklılıkların olduğunu görelim. Partiden daha önce noter aracılığı ile ayrılan Altan Tan ve yakın dönemde ayrılarak ayrı bir parti kuracağını belirten Ayhan Bilgen gibi muhafazakâr kimliğiyle bilinen siyasetçilerin dışında ilahiyat profesöründen emekli müftüye kadar birçok kişinin bu ya da öncülü partilerde yer aldığı bilinmektedir. Örgütün dindar Kürtleri de kazanma adına kurdurduğu çeşitli sivil görünümlü örgütlenmeler ve etno-dini kimliğin etkisi ile Kürt-İslamcı kimliğe sahip insanlar uzun zamandan beridir HDP içindeler. Bu arada dindar Kürtlerin neden HDP’ye yöneldiği de ayrı bir tartışma konusu mesele sadece etno-politik eğilimle açıklanmayacak kadar girift. HDP 1970’li ve 90’lı yılların seküler Kürt hareketlerinin devamı da olsa genişleme adına bu tür kişilerin partide yer almasına imkân sağlandı. Demirtaş, Diyarbakır mitinglerinde yanında bir mele ile çıkarken Tunceli (Dersim) mitinginde “aydınlanmış, çağdaş bir Türkiye” söylemini dillendirdi. Parti her zaman aydınlanmacı-jakoben bir siyasi dili benimsedi, hazret-i peygambere yapılan hakaretlere Altan Tan gibi muhafazakarlar tepki gösterdi ama hemen partiden de ayrılmadılar. Sadece din değil malum sorunun çözüm yöntemine kadar farklı görüşe sahip klikler var görünüyor partide. Muhalefet olmalarına rağmen partide zaman zaman özellikle din etrafında bir iç tartışma meydana geliyor. Daha muhalefette iken meydana gelen tartışmalar parti yapılarının büyüdüğü, partiler yumağı olan bir iktidarın parçası haline geldikleri zaman ortadan kalacak mıdır? Muhtemelen hayır, belki daha da büyüyecektir ama ortadan kalkmayacaktır. Bu açıklamayı yapma sebebim bu hafta içinde HDP’de bu tür bir tartışmanın yaşanmış olması. Buradan hareketle tamam işte bu, HDP’de karmaşa… falan demek istemiyorum. Bu kısa vadede mümkün değil çünkü HDP görünüşte radikal demokrasinin mükemmel örneği oysa partinin adaylarının bile özgürce seçilmediği bir arka planda ne kadar güçlü bir kontrol ve baskı ağının olduğunu öngörmek mümkün.

5 Şubat 2022 tarihinde HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy Meclis'te yaptığı konuşmada AK Partililere hitaben, "Size neden gerici diyoruz biliyor musunuz? Çünkü sizler 500 yıl geride kalmış Osmanlı'yı, 1500 yıl geride kalmış din esaslı toplum düzenini yeniden hortlatmaya çalışıyorsunuz. Biz kadınlar özgür olabileceğimizi öğrendik ve ne 500 yıl ne de 1500 yıl öncesine gitmeye niyetimiz yok. Götüremezsiniz" dedi. CHP ve HDP’yi birleştiren hususlardan biri din (İslam) ve Osmanlı karşıtlığı. Dine (İslam’a) doğrudan karşı çıkılmıyor ancak dini olan gericilikle ilişkilendirildiği için doğrudan değil ama dolaylı olarak İslam’a karşı bir tavrın varlığı inkâr edilmiyor. Her ikisi de Aydınlanmacı bir zihniyet ve arka plana sahip olduğu için bir başka ortak noktaları daha görülüyor. 

Bu arada HDP’li Ersoy’un mantığıyla gidersek Aydınlanma çağı 18. yüzyıla ait bir düşünce yapısı, yani üçyüz yıl geriye ait. Aynı mantıkla modern Batı medeniyetinin kökleri olan Roma ve Antik Yunan’ın hangi döneme ait olduğunu da merak eden araştırsın. 

HDP’li Ersoy aslında doğrudan İslam’a saldıramadığı için bu işi dolaylı olarak yapıyor, CHP’nin, bizim İslam’la bir derdimiz yok, bizim derdimiz gericilikle dediği gibi. Tabii HDP homojen değil dedik, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Twitter'da bu sözlere “…'gericilik' salt din ile ilişkili değildir İdeolojik gericilik, mezhepsel gericilik vd. de toplumların bir gerçekliğidir" şeklinde bir tepki verdi. CHP’nin dindarlara yönelik yobaz nitelemesi için, rahmetli Mahir Kaynak, “yobazlık sadece dindarlara özgü bir tutum değildir”, derdi. Hüda Kaya da ancak bunu söyleyebiliyor, anlayana.

Şimdi objektifimizi tekrar yuvarlak masa toplantısına doğru çevirelim. Fotoğraftaki partilerin yarısını toplasanız HDP’nin oyu etmeyen bir resmin oya tahvili nasıl olur, bilinmez ancak muhalefetin şu anda bir kurtarıcıya ihtiyacı var. HDP yedekte sahaya girmeyi bekliyor, oyuna çok istekli, sürekli ısınıyor ama maç kurallarına uymayıp, kırmızı kart gördüğü için akıbeti belli değil. CHP cephesinde anlaşılan o ki her akşam bir şeyler açıklayıp, gündem belirlemeye çalışarak inşa edilmeye çalışılan “Gandi Kemal” karizması geniş halk kitlelerinde Cumhurbaşkanlığı adaylığı için tam bir karşılık bulmuyor, yelkenin biraz daha rüzgâr doldurması lazım ama bazı rüzgâr bükücüler var, zaman zaman tatile çıksalar da daha fazla sempatiye sahip görünerek işi zorlaştırıyorlar. Sahi ortak aday meselesi ne olacak?