Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Perinçek Geliyor, Ver Mehteri!

Tevfik ERDEM
13 Ocak 2020 14:41

Son dönemlerde yıldızı parlayan biri Doğu Perinçek, partisinin adını değiştirmek (ayrılıkçılıktan kapatılan Sosyalist Parti’den İşçi Partisi’ne oradan Vatan Partisi’ne) dışında Türk soluna özgü jakobenciliği ve kendine özgü Çin sempatizanlığını hiç terk etmeyerek Çin’in yerli mümessilliğini gururla yaptı. Çok sık TV ekranlarında ve kendisi ile çok zıt ideolojik kutuplarda yer alan insanlar tarafından gole çevrilecek fırsatlar veriliyor. Golün kimin hanesine yazıldığı şimdilik pek hesap edilemese de Perinçek’in bundan ziyadesiyle faydalandığı açık. Partisinin il toplantısına gittiği Bursa’da Ak Partili BB tarafından mehterle karşılanması çok konuşuldu. Yine Ulusal Kanal’da totaliter Çin devletinin Uygurlara yaptığı zulümleri adeta meşru ve haklı gören programlar yaptı.

Perinçek özellikle 1989’da Öcalan’la Bekaa’da yaptığı görüşme ve bu görüşmede Öcalan’la güllü fotoğrafı yüzünden her TV programında eleştirildi ve bir damga gibi yüzüne yapıştı bu fotoğraf.

Onun Öcalan tarafından tören mangasıyla karşılanması da yıllar sonra kendisi tarafından “MİT’in bir komplosu” olarak tanımlanır.  Hatta o kadar ileri gider ki, Perinçek’e göre, Öcalan’la MİT onu zor durumda bırakmak için anlaşarak bu komployu kurmuşlardır (https://www.youtube.com/watch?v=JzvwtoggeC4).

Şimdi çok sert eleştiriler yönelttiği PKK ve diğer temsilcileriyle olan ilişkileri ve onlara yönelik üslubu üzerinde durulduğunda durumun ne olduğu hiçbir yorum yapılmaksızın kuyucuya bırakılacak şekilde küçük notlarla aktarılacaktır.

Perinçek, Öcalan ile 1989 yılında görüşür, görüşme önce 2000’e Doğru dergisinde dizi şeklinde sonradan kitap olarak basılır (Abdullah Öcalan ile Görüşme, Kaynak Y. İstanbul 1992). Perinçek bu görüşmeyi bugün anlatırken ya da diğer gazeteciler kendisine hatırlatırken sık sık şunu tekrar eder: “O dönem her kalburüstü gazeteci gibi ben de gittim. Öcalan ile görüştüm ama ben CİA aracılığıyla görüşmedim.” Yani CİA aracılığıyla ve Türkiye’nin aleyhine, ABD’nin menfaatine bir görüşme değildir onun görüşmesi.

Görüşmeyi, PKK Genel Sekreteri Öcalan ile 23-25 Eylül 1989’da Şam’da yaptığını belirten Perinçek, “PKK Genel Sekreteri Öcalan’ın yayınla ilgili bir itirazı, bir düzeltmesi olmadı” (1992:11) demektedir ki deşifre edilen metni Öcalan’ın gördüğü anlamındadır bu ifade. Perinçek bu üslupla adeta PKK’yı meşru bir siyasi örgüt ve onun Genel Sekreteri’ni de gayet meşru bir lider olarak görmektedir. Yani MİT’in kendisiyle anlaşıp komplo kurduğu biri değildir muhatabı, ona bir meşruluk sunmaktadır adeta. Zaten Öcalan Perinçek aracılığıyla Türkiye’nin aydınlarına, devrimci güçlerine, öncü ve ilerici kesimlerine bir rapor sunmaktadır.

Perinçek ve Orwelci dil oyunları

Rapor Perinçek’in (önceden muhatabıyla kararlaştırıldığı anlaşılan) soru tarzıyla Orwelci bir dil oyununa dönüşmektedir. Örneğin daha ilk soru, okuyucunun karşısına bir kanaat önderi Öcalan ve demokratik baskı grubu olmanın ötesinde daha yumuşak bir dille PKK’yı STK’ya dönüştürmektedir: “… Bu gündeme sadece kan ve gözyaşı mı getirmek istiyorsunuz? Türkiye’nin demokrasi sürecini nasıl ve ne yönde etkileyeceksiniz?” (1992:15). Sanki şapkadan tavşan değil de aslan çıkartmak için zorlayan biriyle karşı karşıya kalıyor okuyucu. Bu soru bir terör örgütünden demokrasi üretmeye çalışmaktadır. Belki bunun için de soruyu soranı zor durumda bırakmak için sorular daha önceden belirlenmiş ve bunların sorulması gerektiği birileri tarafından dayatılmıştır, denilebilir, inandırıcı olmasa da. 1989 ve 1990’lı yılların başında yani terör örgütü PKK ile çatışmaların en yoğun olduğu yıllarda 2000’e Doğru Dergisi ve Perinçek Türkiye’de şöyle bir Orwelci dil kullanmıştır:

PKK: Türkiye demokrasisinin çıtasını yükselten, önünü açan STK

Öcalan: Kanaat önderi

Terör kampı: Üniversite kampüsü

Terörist: Öğrenci (ya da gerilla)

Öcalan bu görüşmede gerillayı Türkiye’de demokrasiye gidişin simgesi ve aracı olarak gördüğünü belirtirken yukarıdaki dil oyununun nasıl işlediğini örneklendirmiş olur.

Görüşmede Öcalan esas olarak kendilerini Türk solunun bir parçası olarak gördüklerini, milliyet ya da Kürt milliyetçiliği gibi ya da kendi tabiriyle kendilerinde Kürt aşkının olmadığını belirtir. Bu ifadeler elbette ki kozmopolit temel üzerine oturan Türk solunun her rengi için sahiplenilecek bir ifadedir, görüşmecinin olduğu gibi.

Bu dönemin ruhu sadece bu mülakatta değil bir başka mülakatta da görülür. 2000’e Doğru dergisinin 11. sayısında “Kürtler kendi Rönesans’ını yaşıyor” başlığıyla verilen haberde İsmail Beşikçi’nin kurduğu Yukarı Mezopotamya Kültür Derneği’nin kuruluşu (1991) ile ilgili bir haber yapılır. Bu haber bugün bölücülük ya da ayrılıkçılık olarak değerlendirilebilecekken o gün 2000’e Doğru dergisi bu girişimi Rönesans olarak tanımlamaktadır. 10 Temmuz 1992’de bölücülükten kapatılacak olan Sosyalist Parti’nin, 1988’den itibaren başkanı olan Ferit İlsever’in ve 1991’de parti başkanlığını teslim ettiği Perinçek’in bu dönemdeki temel jargonları sosyalist söylemin ezilme, sömürü, gerilla, halkların kardeşliği ekseninde seyretmekte gibidir.  Yukarı Mezopotamya Kültür Derneği’nin kurucusu İsmail Beşikçi, bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını hedefleyen ve Türkiye Cumhuriyeti devletini işgalci güç olarak tanımlayan biridir. Haliyle bu gün Vatan Partisi grubu tarafından CIA’nın Türkiye’deki uzantısı ya da onun etkisi altında hareket eden biri olarak tanımlanacak iken o zamanlar dergi bu girişimi Kürt Rönesansı olarak tanımlamaktadır. Hakkını teslim etmek lazım yıllar sonra iktidara geldiğinde PKK’nın siyasi uzantısı olarak görülen HDP’yi iktidara geldiklerinde yasaklayacağını ilan eder.

Perinçek’ten sonra aynı grubun aynı çerçevede ve hedefte ikinci bir görüşmesi daha olur. 15 Mart 1992 tarihli 2000’e doğru dergisinin 11. sayısında genel yayın yönetmeni Ferit İlsever’e açıklamalar yaptığı belirtilen kişi, derginin kapak resminde görüşmecisiyle gülerken fotoğrafı görülen Öcalan’dır. İlsever’in görüşmeyle ilgili notu şöyledir: “PKK’nin Lübnan’ın Bekaa Vadisindeki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde Abdullah Öcalan ile...” Bir sonraki cümlede Öcalan PKK Genel Sekreteri olarak tanıtılır, meşru bir siyasal örgütlenmenin meşru bir lideri edasıyla.

İlsever’in Öcalan’la görüşmesi için yapılan niteleme de aynen şöyledir: “İlsever Öcalan’la röportajını Bekaa Kampındaki “Ahmet Tekme eğitim devresi” öğrencilerinin önünde yaptı”.  Tabii okuyucu, dinleyicilerden öğrenci diye söz edildiğini ve sayının da üçyüz olduğunu duyunca Bekaa’nın bir üniversite adı, kampın da kampüs olduğunu düşünür. Ahmet Tekme ‘de olsa olsa üniversiteyi yaptıran hayırseverin adıdır.  Oysa Bekaa Vadisi, Öcalan’ın 1979’da Türkiye’den kaçtıktan sonra yerleştiği ve buradaki diğer marxist örgütlerle kaynaşıp onlardan gerilla eğitimi aldığı, teröristleri Türkiye’ye saldırı için göndermeden önce eğittikleri yerin adıdır. Ancak İlsever bunları terörist olarak değil gerilla - öğrenci olarak tanımlamaktadır.

PKK: Türkiye’de demokrasinin kapısını açan STK

Öcalan’ın Perinçek’e verdiği demokrasi ayarı İlsever’de de görülür. PKK’nın mükemmel PR’ı demokrasi ve Sivil Toplum Kuruluşu olma(!) özelliği üzerinden işlenmeye devam eder. PKK izlediği eylem planları (çok demokratik ve meşru alanda gerçekleşen eylemler, yürüyüşler, gösteriler, kamuoyu oluşturan diğer etkinlikler(!) aracılığıyla), Türkiye’deki tüm iktidarların arkasındaki güç odaklarını ortaya çıkarmıştır, Öcalan’ın tabiriyle, “bu da Türkiye halkına yapabileceğimiz en büyük demokratik dayanışma görevidir. Biz bunu sağladık. Biz Türkiye’de biraz demokrasinin yolunu aralamaya çalıştık. Eylemlerimiz içinde hatalısı yanlışı da olabilir. Esas itibariyle demokrasiye doğru giden yolda özellikle 15 Ağustos atılımı sonrası…” (2000’e Doğru, sayı:11, 1992:11). Öcalan terör eylemlerinin başlangıç tarihini (15 Ağustos 1984) Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açan bir “atılım” olarak görürken, 2000’e Doğru Dergisinin genel yayın yönetmeni onun bu görüşüne katılmış olacak ki,  bu konuşmayı “DEMOKRATİK GELİŞMELERDE PKK’NİN KATKISI” başlığıyla vermektedir. Tıpkı Perinçek gibi İlsever de PKK’nın Türkiye’de demokrasinin gelişimine katkı sağladığına inanmakta ya da bunu önemsemektedir ki ana başlık olarak vermektedir.

Öcalan’ın Türkiye’deki devrimci ve demokratik güçlere mesajı

Öcalan, kendisiyle görüşen tüm gazetecilere verdiği mesajlarda, Türkiye halkıyla ortak hareket ettiklerini, ortak menfaatleri için çalıştıklarını, bu menfaate zarar vermek isteyen dış güçler ve onların yerli işbirlikçileri (kompradorlar) ile mücadele ettiklerini belirtir ki bu görüşmede de aynı reklamı tekrarlar Öcalan. Zaten İlsever’in de daha önceden anlaşmalı olarak sorulan sorulara ne tür bir cevap verileceğini bildiği ve ona göre de soruların nereye kayacağını bildiği görülür: İlsever Öcalan’a şunları söyletme fırsatı verir: “…Türkiye halkına dayatmak istedikleri bir şoven hava vardır. Bu şovenist havaya karşı da Türkiye’nin devrimci, demokratik güçlerine her düzeyde destek ve dayanışmayı arttıracağımızı söyledik.” Öcalan’ın söyledikleri aslında sol terör örgütlerinin içine sol kamuoyunu da dahil etmek istedikleri klasik faşizme karşı birleşik cephe sloganından başka bir şey değildir.

Tabii okuyucu bu durumda şunu soracak, peki ne oldu da bugün eski “Sosyalist Parti” adını önce “İşçi Partisi” sonra da “Vatan Partisi” olarak değiştirdi ve ne oldu da Perinçek ile PKK’nın arası açıldı? Aslında bu en son sorulması gereken soru çünkü arada başka sorular da var.