Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Dini ya da Seküler ama Kutsal Devlet’e Doğru

Tevfik ERDEM
01 Haziran 2021 09:33
A-
A+

Theodor Herzl’in Kutsal Yahudi devleti ideali üzerinden işleyen Siyonizm, bugünkü Filistin sorununu anlamak için çok önemli bir uğraktır. 19. Yüzyılın özgürleştirici milliyetçilik ideolojisi üzerinden genişleyen Siyonizm, Yahudi milliyetçiliğinin ulusal ideolojisidir. Burada kafaları karıştıran husus, Yahudi milliyetçiliği yani dini temelli bir milliyetçilikle, bir dine mensup homojen kitlenin seküler ulusal ideolojisi olarak var olan ancak amacına ulaşmak için gıdasını dinden alan, aynı şekilde dinin de büyük ölçüde bu ideoloji (Siyonizm) üzerinden vücut bulup semirmesiyle somutlaşan simbiyotik ilişkinin varlığıdır. Çünkü Siyonizm, Yahudi milliyetçiliğinin mit ve tarihe dayanan bohçasının seküler ana yama ideolojisidir. Siyonizm din konusunda tam bir pragmatik tavır takip eder. Bu pragmatik tavır, siyasi siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in eseri “Yahudi Devleti”nde altı çizilen bir husustur: “ Din adamları, Devletin yönetimine de, kendi danışmanlıkları dışında karışmamalı, sadece kendi alanları içinde, içerideki ve dışarıdaki sorunları hatırlatmalılar.[1]” Din adamları yönetime kendi alanları dışında karışmayacaklardır ama örneğin Yahudilerin Kutsal Devlet’e doğru yapacakları göçte onlara önemli görevler düşecektir: “Her grubun seyahat ederken cemaatiyle birlikte bir hahamı olacak. Yerel gruplar, sonradan gönüllü bir haham oluşturacak ve her yerin ruhani bir lideri olacak. Hahamlarımız enerjilerini ülkümüzün hizmetine adayacaklar ve kürsüden cemaatine vaazlarla ilham verecek[2].” Herzl’in hedeflediği devlet olan İsrail’in 1948’de kurulmasında sonra da yöneticilerin aynı pragmatizmi sergiledikleri görülür. 1956 yılında İsrail’in ilk başbakanı Ben Gurion, ateist olmasına ve Yahudi dininin emirlerine burun kıvırmasına rağmen, İsrail'in Süveyş Savaşı'na girmesinin gerçek nedeninin, Kutsal Kitab'ın çizmiş olduğu sınırlar içinde "Davud ve Süleyman'ın krallıklarını yeniden kurmak" olduğunu ilan eder[3]. Hülasa Siyonizmin din konusundaki tavrının tamamen amaca ulaşma (kutsal devleti kurma) yolunda kullanışlı bir aparat olduğu düşünülebilir. Ancak dini sadece bir aparat olarak önemsizleştirmek de Siyonizmin özüne sinmiş kadim mitolojik esasları ihmal etmeye sebep olabilir. Oysa din ve dinin mitleri ile vaatleri Siyonizmin ana motivasyon kaynağıdır. Bu nedenle Siyonizmi tam da modern milliyetçiliklerle anlayıp, kuramsal pozisyonunu belirlemek mümkündür çünkü Siyonizm, 19. yüzyılda Yahudilerin ezilme ve dışlanmalarına tepki olarak geliştirdikleri milli kimlik olup, dinden feyiz alan ancak din üzerinden toplumun sekülerleşmesine katkı sunan bir ideoloji olarak okunmalıdır.

Siyonizm Nedir?

Kuramsal sınırlarını çizmekte zorlanılan Siyonizm’in kısaca, seçilmiş bir halk olarak Yahudilerin Filistin üzerindeki tarihi sahip olma hakkı(!)nı ifade ettiği görülür. Bu anlamda Yahudiliğin ulusal birliği ve kimliğini sağlayan, pekiştiren ulusal ideolojisidir Siyonizm. Bir başka tanım onu ulusal bir hareket olarak niteler: “Siyonizm, Yahudi halkının politik olarak özerk bir varlık ve bir ulus-devlet oluşturmak amacıyla, başlangıçtaki yurtları olan "İsrail Toprağı"na dönmesini hedefleyen ulusal bir harekettir[4].”

Siyonizm, Arap ve Türk milliyetçilikleri gibi 20. yüzyıla değil 19. yüzyıla ait bir ulusal hareket olarak Fransız Devrimi’nin izlerini taşır. Bu anlamda da devrimin ilkesel izdüşümü olan Yahudilerin kendi kendilerini yönetmelerinin önünü açmayı hedefler.

Siyonizm kelimesini ilk kez 1891'de, Selbstemancipation (Özkurtuluş) gazetesi redaktörü Nathan Birnbaum, Kudüs’e hakim bir mevkide bulunan İsrail ülkesinin tümünü tanımlayan Kudüs çevresindeki Siyon Dağı'na gönderme yaparak kullanır. 23 Ocak 1892'de “Les principes du sionisme - Siyonizmin İlkeleri” üzerine verdiği bir konferansta, ilk kez ifade etmiş olduğu kavramı şöyle tanımlar[5]: Siyonizm, Siyon sözcüğünden türer. Eski zamanlardan beri Kudüs’teki bir tepenin adı olan Siyon, aynı zamanda Kudüs kentinin şiirsel adlandırması olarak kullanılmıştır. Çünkü bu kent Yahudi Devletinin merkezi olmuş, bu ad da Filistin'deki Yahudi ülkelerini belirtmiştir.

Bağımsızlığın Roma tarafından sona erdirilmesi ve İ.S. 70'de II. Tapınağın (Süleyman Mabedi) yıkılması, Yahudilerin Filistin'deki politik özerkliğinin sonunu temsil eder. Bu tarihten itibaren de bu topraklar, "kurtu­luş"a duyulan ulusal özlemi ve diriliş umudunu temsil etmiştir. Siyon'a geri dönüş ilkesi olarak Siyonizm, iki bin yıllık sürgün ve acılar boyunca Yahudi halkının ülküsü olmuştur.

Siyonizm, Fransız Devrimi sonrası Avrupa toplumuna uyum sağlamaya çalışan Yahudilerin bu süreçte beklentilerinin karşılanmayacağı düşüncesinin yerleşmesiyle güç kazanmıştır. Siyonizmin iddiasına göre, Yahudilerin özgürlük içinde yaşayabilecekleri tek yer Filistin’dir.

Atalarının yaşadıkları topraklara yani Tanrı tarafından kendilerine vaad edilmiş olduğu iddia edilen topraklara dönüş hayali, onlar için özgür yaşamın gerçekleşmesini sağlayacaktır. Bu düşünce, Yahudi tarihi, dini ve kültürünün bir parçasıdır. Ancak siyonizmin siyasi bir hareket ve ideoloji olarak ortaya çıkması 19. Yy da Herzl ile birlikte başlar. Herzl, Kutsal Devlet adlı eserinde, kendi devlet kurma düşüncesinin bir hayal olarak görülüp kınanacağını, bunun bir rüya olarak görülebileceğini ancak bu gün bu düşüncenin hayata geçmesinin, gerçekleşmesinin mümkün olacağını belirtir.

Politik Siyonizme giden yol: Emansipasyon ve Asimiliasyon

Yahudi milliyetçiliğinin ortaya çıkmasını sağlayan gelişme Fransız Devrimi iken, paradoksal olarak onun gelişmesini engelleyen de aynı devrimdir çünkü devrimin dayandığı milliyet düşüncesi, milletin üyelerinin o millete bağlılığını etnik temel üzerinden değil vatandaşlık bağı üzerinden sağlayan bir anlayışı üretmiştir. Artık Yahudiler sürekli horlandıkları, dışlandıkları, küçümsendikleri toplulukların eşit birer üyesi olarak yaşadıkları topluma içerileceklerdir. Bu nedenle Yahudilerin hangi toplumda yaşıyorlarsa o topluma asimile olmaları gerektiği, bu şekilde onun onurlu ve eşit üyesi olabileceği düşünülür, tıpkı Aydınlanma ve Fransız Devrimi’nin özne-bireyleri özgürleştirmesinden Yahudilerin de faydalandığı gibi. Ancak Yahudi karşıtlığı (antisemit) hareketlere karşı asimilasyon (özümsenme) ya da emansipasyon (Yahudi bireylerin Aydınlanmacı ilkeler bağlamında tıpkı diğer Avrupalı özne- bireyler gibi özgürleşmesi) gerçekte bir çözüm üretemeyince çözüm yeni bir ulusal ideoloji olarak Siyonizm olarak ortaya çıkar[6]. Bu nedenle özgürleşme ve asimilasyon ile Siyonizm arasındaki ilişki aynı zamanda doğrudan bir ilişkidir.

19. Yüzyılda yani Aydınlanma Çağının bir yüzyıl sonrasında Yahudilerin kendi Aydınlanması yani Haskala (Yahudi Aydınlanması) hareketi ile başlayan süreç, Aydınlanmanın doğal sonucu olarak özgürleşmeyi ve kaçınılmaz biçimde de Yahudilerin asimilasyonunu sağlayacaktır. Yahudilerin yaşadıkları toplumlardaki asimilasyonları ise, “İsrail Ülkesi ile Yahudiler arasındaki birliği bozuyor gibi görünse de gerçekte Siyon'a bağlılığı ve geri dönüş arzusunu politik bir tasarının içine yerleştirerek, Siyonizmi -ileride- mümkün kılacaktır[7].”

Fransız Devrimi ile birlikte, ülkeye bağlılığın hukuki bir eşitliği sağlayan yurttaşlık üzerinden gerçekleşmesi Yahudileri eski dezavantajlı pozisyonlarından kurtarmıştır. "Özgürleşen" Yahudiler diğerleri gibi tüm haklara sahip yurttaşlar olmuşlar, yüzyıllardır süren zulümden sonra, politik ve sivil eşitliğe bağlı özgürlüğün sunduğu tüm nimetlere sahip hale gelmişlerdir. Ancak bu özgürleşme kollektif-dini bir özgürleşme değildi çünkü Aydınlanmanın kendisi zaten dini (ister Hristiyanlık isterse Yahudilik olsun), geleneksel bir otorite biçimi olarak görüyor ve dinin insanları bağladığı zincirlerden kurtarma iddiasını taşıyordu. Öyleyse özgürleşme dini-cemaatvari-kollektif değil ancak bireysel düzeyde gerçekleşebilirdi. Bu durumda ise Hristiyanlığa karşı kazanılan zafer Yahudiliğe karşı da kazanılmış oluyordu ya da Hristiyanlığın Aydınlanmacı özgürlük karşısındaki yenilgisi Yahudiliğin de yenilgisi anlamına geliyordu. Batı Avrupa'da eskiden aşağılanan Yahudiler "özgürleşme"yi (emansipasyon) coşkuyla karşılayıp tamamen kabul etmişler, asimile olmuşlar, kusursuz yurtseverler haline gelerek ulusal ve geleneksel Yahudiliği terklerini haklı çıkarmaya çalışmışlardır[8]. Yahudilerin eşit ve özgür vatandaşlar olarak özgürleşmeleri asimilasyon sürecini hızlandırırken asimilasyon da yaşanılan topluma ve devlete sadakati bundan dolayı da vaad edilmiş topraklara dönüş hayalinden vazgeçilmesini gerektiriyor ve hatta ondan vazgeçilmesine meşruiyet zemini hazırlıyordu.

Haskala ya da "Özgürleşme" hareketini benimseyen yani asimilasyon taraftarı Yahudiler, bilimsel faaliyet alanından, edebiyat, resim, müzik alanlarına kadar bir kaynaşma içine girdiklerinde, kendi cemaatlerinin geleceğine dair bir tartışmayı da başlatmış olurlar. Artık onlar yaşadıkları toplumun orta sınıf özgür özneleridirler. Bilim adamlarından liberal ve sosyalist düşünürlere kadar geniş bir kesim asimilasyonun faydalarından söz eder ancak aydınlanmış Avrupa henüz bu bütünleşmenin gerçekleşeceği bir coğrafya gibi görünmemektedir. Aslında sadece Avrupa değil uzun zamandır Yahudilerin dini kimliklerinden dolayı çeşitli dışlanmalar ve zulüm yaşadığı Rusya’da durum çok farklı değildir. “Pogromların şiddetini en çok arttırdığı 1882'de siyasal Siyonizm tarihinde bir tez ortaya çıkar. Leo Pinsker (ö.1891) tarafından yazılan ve Autoemancipation adını taşıyan risalede, yasalar azatlık konusunda ne derlerse desinler, anti-Semitizmin Avrupa toplumunda derinlerde gömülü olduğu ve Yahudilerin asla eşitler olarak kabul edilmeyecekleri iddia ediliyordu. Bu sürekli yabancı statülerini değiştirmek için Yahudiler, Batı toplumunun değişmesini beklememeliydiler; kendi kaderlerini kendileri çizmeli ve bağımsız bir Yahudi devleti kurmalıydılar. Pinsker, dinden ziyade milli kimlik konularıyla ilgilendiği için Yahudi devletinin Filistin'de kurulmasında ısrar etmiyordu. Ancak bu eylem çağrısı, genç Rus Yahudilerine çekici geldi ve 1890'larda hepsi de Yahudi kimliği ve zulüm sorunlarına kendi çözümü olan çeşitli Siyonist örgütler kurdular[9]. Siyasi siyonizme giden yol asimilasyonun başarısızlığı ve özgürleşememe sorunudur. Rusya’daki pogromlar ve Fransa’daki Dreyfus Davası gibi vakalar başlangıçta asimilasyon taraftarı iken artık ona inanmayan Herzl gibi politik Siyonizmin öncülerini de ortaya çıkaracaktır.

[1] Herzl, Theodor (2007), Yahudi Devleti, çev. S. Demir, 2. Baskı, Ataç Yayınları, İstanbul, s.93

[2] Herzl 2007:71

[3] Shahak, Israel (2004)  Yahudi Tarihi, Yahudi Dini, Anka yayınları, 3. Baskı, İstanbul, s. 30

[4] Boyer, Alain (1992), Siyonizmin Kökenleri, İletişim Yayınları, İstanbul, s.7

[5] Boyer 1992:79.

[6] Boyer, 1992:8

[7] Boyer, 1992:23

[8] Boyer 1992:23-24

[9] Cleveland, William L. (2008), Modern Ortadoğu Tarihi, Türkçesi, M. Harmancı, Agora Kitaplığı, İstanbul, 268