Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Corona’nın Sosyolojisi

Tevfik ERDEM
16 Mart 2020 13:53
A-
A+

Sosyolojinin medyatik kullanımına karşı çıkan birinin bu tür bir başlığı atması yadırgatıcı gibi görünmekle birlikte, niyetimin panik davranışının sosyolojik izahını Corona salgını üzerinden izah etmek olduğunu belirteyim.

Coronavirüs’ün (covid 19) Çin’de başlayıp dünyanın diğer ülkelerine yayılmaya başlamasıyla birlikte televizyon ekranlarında, sadece bir grup enfekte insanın değil şehirlerin hatta adeta (İtalya gibi) ülkelerin karantina altına alınması küresel bir panik dalgası meydana getirdi. Görsel medyanın etkisi enformasyonun kontrol edilmeden denetlenmeden piyasaya sürüldüğü sosyal medya kanalları ile desteklenince etki gücü daha da arttı. Bu süreç tam da Marshall McLuhan’ın kitle iletişim araçları aracılığıyla oluştuğunu söylediği, dünyanın küresel köy haline gelmesinin örneği oldu. Üstüne üstlük ülke çapında yayın yapan tüm TV kanallarının neredeyse 24 saat boyunca virüs salgını hakkında haber yapması paniğin müzmin (süreğen) hâl almasına neden oldu. İnsanlar (ki sınıfsal pozisyonları sorgulanmalı ve göz önünde bulundurulmalı!) bir anda marketlere hücum ederek temizlik ve bakliyat ürünlerini “yağmaladılar”. Ancak dikkat çeken bir başka yağma öznesi, siyasetin ana tartışma malzemelerinden “makarna” idi. “Makarna” ve toplumsal “sınıf” ilişkisi bu yüzden irdelenmesi gereken bir konu olmalı.

Küresel bir tehdit olarak görülen Corona virüs salgını yazıyı yazmaya başladığımda (15.3.2019) öğlen itibariyle 159.751 idi, akşama doğru 161.982 kişiye bulaşmıştı. Aynı şekilde meydana getirdiği ölümlerle ki hâlihazırda resmi rakamlara göre 5800 idi, makale bittiğinde bu sayı 5962 oldu. Enfekte sayısı ve ölü sayısı tüm dünyada bu kadar ancak diğer benzer hastalıklara göre az olmasına rağmen küresel bir panik üretti. Oysa sayısal olarak çok daha öldürücü vakalarla karşılaşılmasına rağmen Coronavirüs büyük bir panik üretti. 1981 yılından bu güne kadar 35 milyondan fazla insanın ölümüne ve 36 milyon insanın hasta olarak tanımlanmasına rağmen Covid 19 çok daha büyük bir küresel tepki verilmesine neden oldu. Bunun en belirgin nedeni, bir yandan hastalığın yayılma hızı iken diğer yandan hastalığın insanların gözündeki algısıdır. Diğer hastalıklara göre (şimdilik) daha az ölüme sebep olmasına rağmen yüksek risk algısına sahip olması, toplumun hastalığa yüklediği anlamla ilişkilidir. Bu aslında sadece Türkiye’ye ve Türk toplumuna özgü bir durum değil, küresel toplum için de geçerlidir. Hastalık (Covid 19), vakanın kendisinden çok, vakanın algılanış biçimi-anlamı üzerinden bir algı üretmektedir. Bu algı da doğrudan doğruya hastalığın ürettiği paniğin çapı ile alakalıdır.

Panik, insanların gerçek ya da hayali bir tehditle karşı karşıya kaldıklarında ya da kaldıklarını düşündüklerinde bu tehditten kaçışı ya da tehdit karşısında alınan (biraz da irrasyonel) eylem biçimlerini ifade eder. Eylemin irrasyonel olması paniğin meydana getirebileceği zararı da anlatır. Aynı şekilde tehdidin, gerçek olması yanında hayali bir tehdit de olabileceği düşünülmelidir.

Panik davranışı temelde mantıksızlığı (makarna stoklamayı), çılgınlığı (market yağmalamayı) ve bazen de kendi kendine zarar verebilecek (hasta olmadığı halde virüsün bulaşmasına engel de olmayan ancak bireye virüs bulaşmasına neden olabilen maske takma) eylemini gerçekleştirmesine sebep olabilir.

Panik davranışına sebep olan, ölüm sayısının sürekli artması, hastalığın bulaşma ihtimalinin yüksek olması iken bu virüsü diğerlerinden farklı kılan, virüsün çok hızla tüm dünyada yayılıyor olmasıdır. Yukarıda belirtilen rakamlar bir gün içinde hastalık bulaşan kişi sayısının birkaç bin kişi, ölü sayısının ise birkaç yüz kişi arttığını gösteriyor. Etkiyi arttıran bir başka etken ise, tüm medya unsurları tarafından sorunun öncelikli gündem maddesi haline getirilerek tüm gün boyunca işlenmesidir. Ölümler, karantina uygulamalarının sürekli işlenmesi ve kamusal gösterimi yetkili ya da konunun otoritesi tarafından yapılan (ki bunların birçoğu da sağduyulu olma sınırını aşmaktadır)sağduyulu açıklamaları etkisiz hale getirmektedir. Ayrıca virüse karşı henüz bir aşının geliştirilememiş olması insanların belirsizlik karşısında daha fazla panik davranışı sergilemelerine neden olmaktadır.

Ancak panik davranışının artmasına neden olan ana etkenin esas olarak medya olduğunu unutmamak gerekir. Medya “alıcısına istediğini satma” gibi tamamen ticari bir ilke ile hareket ederek, insanların sağlık (ve ölüm) eksenli kaygı ve korkularını suiistimale varan biçimde işleyerek paniği diri tutmaktadır. Toplumun normalleşmesi için “medyanın paniği diri tutma virüsü”nden kurtarılması gerekir. Medya, toplumu kamusal bir görev çerçevesinde bilgilendirmelidir ancak 24 saatlik bir yayının tamamını bu konuya hasretmek, amaca hizmet etmekten çok paniğin sürekliliğine sebep olmaktadır. Sağlık Bakanlığının ya da Milli Eğitim Bakanlığı gibi bakanlıkların aldığı kararların elbette ki sorumluluk ve kamu menfaati gözetilerek verildiği düşünülmelidir.

“Çin üzerinde bir hayalet dolaşıyor Koronavirüs (Covid 19) hayaleti!”

Coronavirüs (Covid 19), dünya üzerinde bir daha her şeyin eskisi olmayacağı bir süreci başlatmıştır. Sürecin ekonomik etkileri aynı zamanda sosyolojik izdüşüme de sahiptir. Bu etkilerden biri Çin ekonomisinin uzun vadede düzelmesi mümkün olmayan Çin ürünlerine yönelik şüpheli bakışın insanların hafızasına yerleşmesidir. Bu yüzden Çin yüksek olasılıkla bilgi-yoğun üretim teknolojilerine yaptığı yatırımı daha fazla arttırmak zorunda kalacaktır. Çin’in teknoloji dışında kalan tüm ürünlerinin pazarda yer bulma ümidi yakın gelecekte mümkün görünmemektedir. Bu durum da 400-600 milyon civarındaki orta sınıfını 800 milyona çıkarmaya çalışan Çin’in bu hedefini gerçekleştirmesinin çok da mümkün olmadığına işaret etmektedir. Haliyle 20. yüzyılın Amerikan Yüzyılı olarak anılması gibi 21. yüzyılın da Çin Yüzyılı olarak anılması artık mümkün değil. Eğer Marx’ın Engels’le birlikte yazdığı Komunist Manifesto’ya nazire yaparsak, “Tüm Çin üzerinde bir hayalet dolaşıyor Koronavirüs (covid 19) hayaleti!”

Virüsten etkilenen bir başka ülke İran, keskin Batı karşıtı politikasında bir değişiklik yoluna gitti. Küresel sorun yerel ideolojilerin keskinliklerini törpüledi. İran Dışişleri Bakanı Javad Zarif İran Merkez Bankası’nın IMF’den 5 milyar dolarlık acil mali yardım talebinde bulunduğunu belirtti (12 Mart 2020).

İtalya örneğinde, salgının sadece İtalyan ekonomisinde değil tüm dünya ekonomisi üzerinde nasıl bir kriz ortaya çıkaracağı görülecektir. İtalya 2019 yılı itibariyle 64.6 milyon turist ağırlamıştır yani ülke kendi nüfusundan daha fazla turist çekmiştir. Ancak şu anda ülke olarak karantina altında bulunması İtalya’nın çok önemli turizm gelirinden mahrum olacağı anlamına gelmektedir. Bu durumun küresel okuması ise daha ağırdır: Salgın tüm dünya üzerinde turistik, bilimsel vb. seyahatleri azaltacağı hatta bıçak gibi keseceğinden ve kestiğinden dolayı tüm dünya üzerinde 50 milyon turizm sektörü çalışanının işini kaybedeceği öngörülmektedir. Bu sektörün meydana getirdiği krizin nasıl telafi edileceği açık değildir.

Salgın, dünyanın adeta tek bir insanlık ideali (virüsle mücadele) etrafında birleşmesine sebep olduğu için küreselleşmenin bir başka tanımlanma biçim olan, “dünyalı olma bilinci”ni bir kez daha hatırlatmış oldu. Artık tüm insanlık ortak bir sorunla mücadele ediyor: Covid 19. Bu ortak mücadele, Amerikan filmlerinde dünyayı istila etmeye çalışan uzaylılara karşı dünyalıların (aslında ABD ve SSCB’nin) verdiği ortak bir mücadele olarak sunuluyordu. Şimdi mücadele edilen ortak düşman gerçek ve acımasız, ancak küresel işbirliği filmlerde olduğu düzeyde değil. Virüsün dünyaya yayılmasına neden olan virüs kaynağı Çin, dünyayı virüsten kurtaracak ülke gibi hareket ediyor. İtalya’da ölü sayısının bini aşmasından sonra Çin’in İtalya’ya yardım heyeti göndermesi bunun işareti olarak okunabilir.

Okulların, kütüphanelerin (Türkiye için) geçici olarak tatil edilmesi ve diğer kapalı mekânların tercih edilmemesi insanların zaten gün içinde çok sık kullandıkları sosyal medyayı cep telefonları üzerinden daha fazla kullanmalarına sebep olmaktadır. Bunun kötü tarafı gündemin virüs üzerinden işlemesinden dolayı panik halini diri tutacak iletişim ağının sürdürülmesini sağlamasıdır. Ayrıca online oyunlar ve dizi film kanalları veya siteleri insanların yoğunlaştıkları alanlar olmaktadır. Nitekim Çin’deki karantinanın ilk günlerinde Çinlilerin oyun sitelerini çökerttikleri haberi bu yoğunlaşmanın gücünü göstermektedir.

Okulların geçici olarak tatil edilmesi ve yeni bir eğitim yöntemi olarak uzaktan eğitim tekniğinin devreye sokulacağı yönündeki açıklamalar aslında dünyanın eğitim alanında nasıl bir yol izleyeceğini gösteriyor. Bu tür virüs salgınlarının yaygınlaşacağına dair varsayım, eğitim ve sosyalleşme alanında nasıl bir gelecekle (sanal sosyalleşme ve sanal eğitim) karşı karşıya kalınabileceği konusunda yeni teorilere işaret etmekte gibidir.

Sadece eğitim alanında değil alışveriş-ticaret alanında da giderek hacmi genişleyen sanal alışveriş, sanal ticaret kendisine özgü birçok yeni sorunla birlikte giderek daha da genişleyecektir. Şimdiden bu oranın çok yüksek oranlarda arttığı çeşitli şirketler tarafından açıklanmaktadır.

Coronavirüs bize eski alışkanlıklarımızı, geleneklerimizi bir kez daha hatırlatmış ve onların canlanasına sebep olmuştur: Misafiri kolonya ile karşılamak. Gelenek, bizim gibi modernlik kavramının etrafında tavaf eden toplumlar için bazen küçümseyici ya da aşağılayıcı bir kavram olmaktan öteye gidememiştir. Oysa gelenekler muhafazakâr ideolojiye göre, atalarımızın kullandıkları ve kullanımında yarar gördükleri bunun için de bize miras bıraktıkları, onların onay süzgecinden geçen tutum ve davranışları ifade eder. Eskiden eve gelen misafire hane büyüklerinin yönlendirmesiyle küçükler tarafından ikram edilen ya da “tutulan” kolonyanın- ki eylem, ‘kolonya tutmak’ olarak tanımlanır- ne kadar işlevsel bir öneme sahip olduğu ve kolonya tutmanın ne kadar sıhhi bir davranış olduğu ortaya çıkmıştır. Hülasa kolonya tekrar evlerimizin baş tacı olmuştur (tabii bu kolonya kıtlığında sahip olabilenler için:). Sadece evlerimizin değil aynı zamanda ofislerimizin de. Kolonya kültürümüzün önemli bir unsuruydu, şehirlerarası otobüs yolculukları muavinin kolonya ikramıyla başlardı. Bayram öncesi buzlu camlı kolonya şişesine bayramlık kolonya doldurmak için sıra beklemek benim gibi orta yaş üzeri insanların çocukluk hatıralarının bir parçasıdır. Ancak görünen o ki, artık yeni kuşaklar da restoranlarda, kafeteryalarda kolonya ikramıyla karşılaşacak gibi. 

Sadece ekonomi, sağlık değil din kurumu da bu süreçten etkilenmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı, "Corona virüs görülen ülkelerde yüksek risk grubundaki Müslümanlar, Cuma namazı yerine evlerinde öğle namazı kılabilir" açıklamasıyla, risk grubuna giren Müslümanların topluca kılınan Cuma namazı yerine öğlen namazı kılabileceklerini belirterek mazereti olanları rahatlatacak sorumlu bir açıklama yapmıştır.

Herkesin sorumlu konuşma konusunda hassas olması gereken bir dönemde olduğumuzu hatırlatan bir örnekle yazıyı bitirelim:

“1973’lerin sonlarında Wisconsin’den bir meclis üyesi basına yaptığı bir açıklamada, bürokratik yetkililerin hükümet binalarında kullanılacak tuvalet kâğıdı için gerekli alım sözleşmelerini yapmadıklarını anlattı. Bunun ardından 19 Aralık’ta Tonight Show adlı televizyon programının sunucusu Johnny Carson genel olarak yurtta bir tuvalet kâğıdı kıtlığı yaşanırsa buna şaşırmamak gerektiğini söyledi. Milyonlarca insan bu espriyi ciddiye aldı ve bir daha bulamayacaklarından korkarak hemen tuvalet kâğıdı stoklamaya başladı. Bu çılgınlığın bir sonucu olarak ülkede gerçekten de tuvalet kâğıdı kıtlığı oluştu. Kıtlığın etkileri 1974’te bile hissedildi[1]


 

[1] Malcolm 1974: Money 1987’den aktaran Schaefer, Richard T (2013) Sosyoloji, Palme, Ankara, s. 480