Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Amerika’nın Kürtlere Yönelik Dış Politikasındaki Altı Aşama: 2

Tevfik ERDEM
24 Ekim 2019 15:37

Irak Kürtleri, Türkiye’de PKK terör örgütü veya Kürt hareketini temsil eden diğer legal ya da illegal örgütlenmeler ortaya çıkmadan önce Kürt milliyetçilerinin temel odak noktasıydı. Hamit Bozaslan Kürt milliyetçiliğinin ortaya çıkış sürecinde Türkiye’den önce Barzani ailesiyle birlikte bu sürecin Türkiye dışında başlayıp, Türkiye’yi de etkilediğini belirtir. Özellikle 1960’ların sonunda. Kürt milliyetçiliğinin ve Kürt hareketinin önemli bir simgesi olarak Molla Mustafa Barzani hareketinin ABD ve İran tarafından, Irak’ta yüzüstü bırakılması (1975) büyük bir umutla ortaya çıkan Kürt hareketinin birdenbire sona ermesine neden olmuştur. ABD tarafından önce ümitlendirilip desteklenen sonra da savunmasız biçimde bırakılan Barzani’ tarihsel misyonunu kaybeder. ABD’nin bu ihaneti Kürtler tarafından unutulmayacaktır ancak Bir Kürt devleti kurmanın yolu da ABD’den geçtiği için Kürtler her defasında ABD’ye dönmekte bir sakınca görmemektedirler, her defasında…

ABD’nin Irak Kürtlerine yönelik politikasındaki çıkmaz

ABD’nin Kürtlere karşı izlediği politikada onu bir çıkmaza sokan durum Kürtler dışındaki aktörlerin (bölgedeki diğer dört devletin) pozisyonudur. Gunter (2011) ABD’nin bu durumuna dair şunları belirtir: Kürtler her biri kendine özgü biçimde ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken dört farklı ülkede (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) bulunurken, Birleşik Devletler ’in Kürtlere ilişkin her bir devlet özelinde belirgin bir siyasi politikası yoktur. Dahası Kürtlerin yaşadığı ülkeler ABD’nin dış politikası için Kürtlerin kendilerinden daha önemlidir. Ayrıca Birleşik Devletler bu daha önemli ülkeler ile ilgilenirken Kürtlerin sorun çıkarması işin içinden çıkmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca Gunter, ABD’nin Ortadoğu dengesine verdiği önemi tamamen insan hakları ve demokrasi ekseninde açıklayıp (petrol gibi önemsiz! olguları bir kenara bırakıp)  ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik ilgisini, insan hakları ve Ortadoğu dengesine verdiği önem ile ilişkilendirip, Kürtlere belirli bir miktar ilgi ve hatta koruma borçlu olduğunu kabullenmiştir. Ancak üçüncü aşamada işler biraz daha karmaşık bir hal almaktadır. Özellikle 2003 Irak işgalindeki savaşta Türkiye ve diğer ülkeler ABD’yi desteklemezken Iraklı Kürtler, Saddam Hüseyin’e karşı ABD’yi desteklemiştir. Gunter’e göre, bu minnettarlığa rağmen yine de Birleşik Devletler, Irak’ın bölünmesine ve dağılmasına neden olacağı ve böylece Ortadoğu'da daha büyük bir dengesizlik ortaya çıkacağı endişesiyle Iraklı Kürtlerin bağımsızlığına karşı koymuştur. Birleşik Devletler’in bu noktadaki konumu, Kürt bağımsızlığını kendi ülkesel bütünlüklerine karşı bir tehdit olarak algılayıp karşı koyan Türkiye ve bölgedeki diğer devletlerin tutumu göz önüne alındığında gittikçe katılaşmaktadır. Birleşik Devletler Irak’ın siyasi bütünlüğünü sürdürmek ve Kürtleri tatmin etmek için bir yol olarak Bölgesel Kürt Devleti’ni temkinli bir biçimde desteklemektedir. Bu konu elbette doğal olarak çelişkilidir ve başarılı bir şekilde yerine getirildiğinde Gunter bunun oldukça iyi bir siyasi çizgi olduğunu belirtir. ABD’nin Kürtlere yönelik bu tutumu Iraklı Kürtlerin bu tarihten sonra Amerikalılara yönelik sempati ve sevgilerini arttıracaktır. Kürtler ilki 1975’te ve sonra tekrar 1991’de olmak üzere iki defa Birleşik Devletler tarafından ihanete uğradıklarını hatırlamakta ve bu yüzden bir kez daha başlarına aynı şeyin gelebileceğini tahmin etmektedirler.   

Üçüncü aşama: “Kürdistan Bölgesel Yönetimi”

Olson ABD’nin Kürtlere yönelik dış politikasının üçüncü aşamasını “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” dönemi olarak tanımlar. Üçüncü aşama Körfez Savaşı (1991) ile yani ABD’nin Irak’ı birinci işgali ile başlar, Mart 2003’teki Irak saldırısı yani ikinci işgal ile biter. Bu dönemde Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) veya Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin ortaya çıkmasıyla birlikte, modern dönemde Kürtlerin bağımsız bir Kürt devletine en çok yaklaştıkları dönem başlamış olur.

Körfez Savaşı

2 Aralık 1990 tarihinde Irak askerleri Kuveyt’i işgal ettiğinde, Saddam bu hareketinin kendi sonunu getireceğini tahmin edemezdi. Irak’ın yenilmesi ve askeri gücünün ABD ve müttefikler tarafından Kuveyt dışına atılmasından sonra ABD Başkanı George H. W. Bush Kürtleri cesaretlendirir. Bush, 2 Mart 1991’deki ateşkesten sonra Saddam Hüseyin’in iktidardan çekilmesi gerektiği ve Irak halkının kendi sorununu kendisinin çözmesi gerektiğini belirtir. Saddam Hüseyin’in kenara çekilmesi için onu zorlar ancak amacına ulaşamaz Saddam hâlâ iktidardadır. Ateşkes sonrası Şiilerin ve Kürtlerin ayaklanmalarına ve ilk başarılara rağmen ne Kürtler ne de Şiiler Saddam’ın güçlü ordusu ile başa çıkamaz. Saddam iki Kürt liderinin Mesut Barzani'nin KDP'si (Kürdistan Demokratik Partisi) ve Celal Talabani’nin KYB'sinin (Kürdistan Yurtseverler Birliği) isyanını bastırır. Bu yenilgi sonrası Kürtler,  Saddam’ın acımasız diktatörlüğüne karşı kendilerini teşvik edip cesaretlendiren Bush’tan yardım isterler. ABD başlangıçta Irak’ın iç çatışmasına müdahale etmek istemez. Gunter’e göre (2011) bunun nedeni ABD’nin uzun süreli işgali istememesidir. Irak’ın Lübnanlaşması tehlikesi ve bir dış operasyon olarak Kore Savaşı’nın kamuoyundaki etkisi ayrıca Vietnam macerası Amerika’nın düşüncesini etkiler. Kürtlerle Saddam arasındaki savaşı Saddam kazandığında ona karşı Kürtleri desteklemek kalıcı bir Amerikan taahhüdü gerektirebilirdi ve Kürtlerin Irak’taki başarısı Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtleri provoke edebilirdi. Yani buradaki gelişmeler Türkiye’de de bir Kürt ayaklanmasına neden olabilirdi. Ancak Irak ordusunun ayaklanan Kürtleri -ki sayısı 500 bin ila 2 milyon arasında belirtilir- İran ve Türkiye sınırına sürmesi büyük bir sığınmacı-mülteci sorunu ortaya çıkarır. Bu mülteci sorunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nun  (BMGK) 5 Nisan 1991 yılında 688 sayılı kararı almasına neden olur. Bu kararla Kuzey Irak’ta yani 36. Paralel’in Kuzeyine uçuş yasağı konur. Amaç Saddam’ın saldırıları karşısında mülteci Kürtleri korumaktır.

Huzur Operasyonu (17 Nisan 1991) ve Çekiç Güç

Göçmen krizinin sonrasında 5 Nisan 1991’de BMGK tarafından alınan karardan 12 gün sonra ABD, 36. Paralel ’in Kuzeyini uçuşa yasak bölge ilan ederek geri dönüşü hızlandıracak Huzur Operasyonu’nu başlattı. Kuzey Irak’taki bu bölge mülteci Kürtlerin güven içinde dönmeleri anlamına geliyordu. Bu operasyonu yürütecek olan askeri personel Çekiç Güç’ü oluşturacaktı ki bunların karargâhı İncirlik ve Zaho’daydı.

Bu tedbirler Kürtlerin Kuzey Irak’taki evlerine dönmelerini sağladığında, yakında fiilen hükümet olan KBY (Kürdistan Bölgesel Yönetimi ya da Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi) tecrübesi ortaya çıktı. Huzur operasyonu süresinin uzatılması Türkiye’de temel bir politik sorun oldu, birçok Türk, otorite boşluğu olduğunu ve PKK’nın orada barınmasına fırsat sağlandığına inanıyordu. Hatta huzur operasyonunun yeni bir Sevr Antlaşması salvosu açtığı iddia ediliyordu. 1. Dünya Savaşı’nın sonunda Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti yaratmaya yaklaşması gibi şimdi de Irak Kürtleri ikinci kez yeni bir devlet yaratmaya yaklaşmışlardı (Gunter 2011:97). Bunu da Amerika’nın bölgedeki askeri varlığı olan Çekiç Güç olarak bilinen unsurları aracılığıyla yapıyorlardı.

1988 tarihinde Irak’taki birçok farklı Kürt siyasi hareketinin oluşturduğu Kürt cephesi 19 Mayıs 1992 tarihinde Kuzey Irak’ta (Erbil’de) Ulusal Meclisi kurdular. Bölgesel meclis                                                                                   4 Ekim 1992’de kendini Irak içindeki Kürdistan bölgesinde federal bir devlet ilan etti (Aziz 2013:127). Bu durum Kürt milli kimliği ve bilinci için önemli bir gelişmeydi ancak ne bu seçimler ne de bundan sonrakiler Irak yönetimi ve bölgedeki diğer ülkeler (olan Türkiye, İran ve Suriye) tarafından kabul edilmedi.

1 Mart 2003 Tezkeresi ve üçüncü aşamanın sonu

ABD’nin 20 Mart 2003 tarihinde başlatacağı İkinci Irak İşgali öncesinde askerlerini (62 bin ABD askeri) Türkiye üzerinden Irak’a sokmak için TBMM’ye getirilen tezkere, 1 Mart tarihinde geçmedi. Tezkere aynı zamanda “yaklaşık 45 bin Türk askerinin de işgalde Amerikalılara katılmasını öngörmekteydi” (Olson 2008:35). Tezkere’nin TBMM’den geçmemesi Amerikan hükümetinin Türkiye aleyhine daha kışkırtıcı hareketlerde bulunmasına neden olur ki bunlardan biri, Süleymaniye’de 11 Türk özel kuvvet personelinin tutuklandığı 2 Temmuz 2003’deki “çuval” olayıdır. Türklerin Amerikalılar gözündeki bu itibar kaybına karşılık Kürtler bu süreçte ABD’nin önemli bir müttefiki halini alır. Zira ABD’nin yanında yer alarak Kerkük, Tikrit ve Musul’un alınması Kürtlerin pozisyonlarını güçlendirir. Ayrıca Türk özel kuvvetlerine Amerikalıların saygısız davranışları karşısında Türk tarafından gelen cılız sesler Kuzeyden bir müdahale ihtimalinin azaldığı düşüncesinin oluşmasına yol açar. Kuzey Irak’ta Kürtler ABD’nin desteği ile defacto bir yönetim oluşturmuşlar ve hem Arap hem Fars ve hem de Türklere karşı bir garantöre sahip olmuşlardı, artık uçuşa yasak bölge fiilen kaldırılabilirdi ki 19 Mart 2003’de bu yasak son erdi.

“İyi ve kötü Kürtler” arasında ABD

Çekiç Güç ve uçuşa yasak bölge olan 36. Paralelin kuzeyi, Türkiye’deki sıradan bir vatandaş için ABD’nin PKK’yı desteklediği, besleyip büyüttüğü bir alan olarak görülür. Bu alan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi olarak tanımlanır ancak Irak devletinin işgalden kaynaklanan iktidar boşluğu nedeniyle merkezi devletin egemenliğini pek de onaylamayan yapı olarak var olur. Bölgedeki tüm Kürtlerin sözcülüğünü yapmak adına PKK ile girişilen rekabet-çatışma dışında muhalefetin ya da düşmanın kim olduğu zaman zaman değişir ancak değişmeyen ve kaybedilmek istenmeyen Amerikan desteğidir. Amerika, ikinci Irak işgali (Mart 2003) sonrası kendisi için savaşmaya hazır ve bunun karşılığında sadece diğer ülkelere karşı uluslararası tanınma ve ABD garantörlüğü isteyen iki müttefik bulacaktır: İyi Kürtler (Barzani-KDP ve Talabani-KYB) ve kötü Kürtler (PKK sonra YPG ya da terörden arındırılmış ismiyle SDG: Suriye Demokratik Güçleri). Özellikle ikinci müttefik (PKK ve uzantısı YPG), ABD’nin 10 Ağustos 1997 tarihinden beri terör listesinde yer almaktadır. Ancak buna rağmen muhatabına terör örgütü muamelesi yapmamaktadır. Tıpkı Olson’un (2008:43-44) belirttiği gibi:

“ABD yönetimi, Amerika ve/ya KDP ile KYB’nin PKK/Kongra Gel’e karşı harekete geçmediğini soran Türkiye’ye karşı sağırları oynadı. Türkler için, özellikle hem açıkça hem de gizli gizlice dünyanın her tarafında “terörizme” karşı savaş yürüten ABD’nin …2004-2005 yılları boyunca PKK “terörist”lerine karşı harekete geçmemesi acı bir durumdu.”


 

Kaynakça

Aziz, Mahir A. (2013) Irak Kürtleri (çev. Z. Kılıç), Kitap Yayınevi) İstanbul.

Michael Gunter’in (2011) “The Five Stages of American Foreign Policy towards the Kurds”, Insight Turkey, vol. 13/no:2, pp.93-106

Olson, Robert (2008) Koyun ve Kasap, Irak İşgalinden Bu Yana Kürdistan-Irak’ta Milliyetçilik ve Devlet Oluşumu, (çev. M. Ataman), Orion, Ankara.