Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Ali Haydar Kaytan’ın Ölümü Neyi İfade Ediyor?

Tevfik ERDEM
22 Kasım 2021 11:31
A-
A+

Murat Karayılan, Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Duran Kalkan ve Ali Haydar Kaytan gibi PKK’nın kurucu isimleri bir dönem TV ekranlarının vazgeçilmez yüzleri gibiydi. Bunlar kurucu kadro ama gerçekte örgütün kuruluşunda yer almakla birlikte daha sonra görünürlüğü-bilinirliği olmayanlar da var.  Örgütün kuruluşunda yer alan ancak daha sonra ya Öcalan tarafından tasfiye edilen ya da farklı zamanlarda öldürülen kurucu isimler arasında Rıza Altun, Mazlum Doğan, Hayri Durmuş, Karer Kardeşler, Kemal Pir vb gibi. Son sayılan isimler bugün unutuldu ancak ilk sayılanlar artık toplumsal hafızamıza hep kötü anılar bırakan isimler olarak kaldılar. Bir de bu Türkiye (Ankara) ekibinin dışında Suriye’de eklemlenen Ferhat Abdi Şahin gibi Ahmet Arif’in tabiriyle dünkü çocuklar ve Bahoz Erdal gibi isimler var. İlk isimlerin birçoğu Dikmen’den Lice’ye kadar terör örgütünün kuruluş sürecinin her aşamasına şahit olan isimler ve bu zamana kadar da adeta dağın itaatkâr feodalleri olarak yaşlandılar. Eğer prostat kanserinden ölmezlerse başlarına bir şey gelmeyeceği düşünülen kişiler olarak görüldüler.

Terör örgütü PKK ile mücadele bu zamana kadar çoğunlukla örgütün değişen strateji anlayışına bağlı olarak değişti. Örgütün küçük gruplarla başlattığı yıpratma savaşı ona alan hakimiyeti sağlıyor ve  sonra birkaç yüz kişilik gruplarla yaptığı karakol saldırıları adeta kurtarılmış bölgeler oluşturmasını mümkün hale getiriyor gibiydi. Ancak örgütün askeri alanda geliştirdiği her strateji karşısında çok daha güçlü ve değişen şartlar ve stratejilere karşı uyum sağlayan buna göre de kendi stratejisini geliştiren ve kurumsal yapısını ona göre yenileyen bir devlet teşkilatıyla karşı karşıya kalması askeri mücadelenin birkaç kez ateşkes önerisiyle yön değiştirmesine neden oldu. Örgütün sadece stratejik bir amaç olarak kullandığı görülen ateşkes yalepleri ve kır gerillacılığının kent gerillacılığına dönüşü ile birlikte kentlerin sivil siyasetle eklemlenip halkın işi içine katılmasıyla birlikte çatışmalar çok daha farklı ve karmaşık bir hale dönüşür. Bu dönüşümün birkaç sonucu var:

 İlk olarak, PKK gibi Marksist ve seküler temelli bir hareket dindar ya da seküler ya da laik tüm Kürtler için özerklikten bağımsızlığa bir sempati kaynağı oluşturdu.

İkinci olarak, sivil siyasetle eklemlenen yasadışı hareket, silah gücünün ve bu zamana kadar devlet karşısında yok olmamanın verdiği güçle sivil siyaset üzerinde güç oluşturmaya başladı.

Üçüncü olarak, örgütün sivil siyaset üzerinde oluşturduğu güç ve 1990’lı yıllardan itibaren sadece bağımsız milletvekilleriyle yer aldığı siyaset sahnesinde yerel yönetimler üzerinden sahip olduğu lojistik destek, bölge üzerinde diğer partilerin eridiği-törpülendiği yeni bir hakimiyet alanını doğurdu.

Öcalan’ın 1999’da yakalanması örgütün etkinlik alanı ve gücünü sarssa da Ak Parti iktidarı ile birlikte başlayan yumuşama, AB sürecinin istenilen neticeyi verememesi, Öcalan’ın sorgulanma sürecinde belki de terörle mücadelede başarının Ak Parti hanesine yazılmasının istenmemesi ve örgütün gücünü tekrar hissettirerek Öcalan’a yönelik politikaları etkilemek istemesi 2000’li yılların başındaki sessizliğin aynı onyılın ortasında bozulmasına neden oldu. Sonrası malum “iyi şeyler olacak” ile başlayan çözüm süreci, 22 Temmuz 2015 sonrası ise sürecin rafa-buzdolabına kaldırılması. Örgütün bir kez daha askeri yenilgisi sonrası Cemil Bayık’ın, devletin bu kadar acımasız hareket edeceğini beklemiyorduk, açıklaması. Örgüt saha da kaybettiği gücü ve itibarı tam da bir terör örgütüne uygun olarak yeniden tesis etmekte zaman kaybetmedi, intihar saldırıları bu kez kentlerde kitlesel ölümleri sivillerle tanıştırdı, hem dağdakiler hem de sivil siyasetçiler Cizre’nin Bodrum’dan farkı olmadığına dair açıklamalar yaptılar. Artık tam anlamıyla bir korku ortamı oluşturulmuştu: Her an her yerde bir bombalama olabilir. Sivil Kürtlerin Edi Bese ( artık yeter) hareketi bu tedhiş ortamının sona erdirilmesi için başlamıştı ancak terör örgütleri de yaptıkları eylemler ve eylemlerde hayatını kaybeden insanlar ya da eylemin etki gücü kadar önemli olduklarını ve prestij kazandıklarını düşünüyorlardı. Ne hendek çatışmalarıyla ne de intihar eylemleriyle istediği sonuca ulaşamayan terör örgütüne nefes aldıracak gelişme Suriye’de meydana geldi. 2011’den itibaren Suriye’de meydana gelen iç savaş ülkeyi adeta farklı etnik ve ideolojik grupların hakimiyet mücadelesi verdikleri bir alana dönüştürürken KCK’nın Suriye kolu PYD ve onun askeri kanadı olan YPG, rejimle hiçbir çatışmaya girmeksizin kendi hakimiyet alanlarını oluşturdular. Tabii bu arada DEAŞ’a karşı mücadele verdiği iddiasıyla ABD’nin lojistik desteğinin, bir yandan Rojava tabir edilen bölgede devletleşmeye (Pankürdistan) doğru gidişi sağladığı düşünülürken diğer yandan Kobane (Ayn-el Arap) üzerinden Kürt milliyetçiliğini konsolide ettiği görülecektir.

Suriye’deki bu değişim Türkiye’nin terörle mücadelesinde de bir değişiklik anlamına gelecektir. Örgütün elemanlarını Suriye bölgesine göndermesi zaten giderek ülke içinde güç kaybeden örgütün daha fazla güç kaybetmesini hızlandırırken hem ülke içinde hem de dışında terör örgütüyle verilen mücadelenin aralıksız biçimde sürdürülmesi, örgütü hareket edemez hale getirdi. Bunda sadece operasyonlar değil bu operasyonlar için elde edilen istihbari bilginin de ne kadar hayati öneme sahip olduğu açıktır. Bir de son dönemlerde Türkiye’nin giderek daha fazla adını duyurduğu İHA/SİHA teknolojisinde katettiği mesafe... Bu teknolojik hamle hem terör örgütünün hem de bu tür terör örgütleriyle Türkiye’yi dizayn etmeye çalışan ülkelerin bütün planlarını altüst etti.

Görünen o ki artık terör örgütünün yaşlı ve itaatkar feodallerinin prostat kanserinden ölümü beklenmeyecek. Ali Haydar Kaytan’ın öldürülmesinin bu tür psikolojik bir anlamı var. Belirsizlik insanı rahatsız eder. Nerede olursa olsun her an bir saldırıya uğrama endişesi örgüt liderlerini daha da saldırgan bir hale getirecektir ancak görünen o ki değişen teknoloji örgütü giderek daha da güçsüz hale getirecek. Gerçekte PKK’da birkaç kez drone saldırısı gerçekleştirmek istedi ancak başarılı olamadı, olamadığı gibi gelişen teknoloji, dağda 1960 ve 70’li yılların gerillacı romantizmini yaşayan kuşaklar için ne takip edilecek ne de anlaşılacak gibi görünmüyor. Bu noktada eğer imdada ABD gibi bir devlet gelmezse sonuç daha da rahatsız edici görünüyor.

Ali Haydar Kaytan’ın (Fuat) ölümü kurucu kadro için psikolojik bir yıkımın başlangıcı çünkü öldürülen sonradan devşirilen biri değil sistemin kurucu unsurlarından biri ve örgütün hafıza depolarından biri. Öcalan’ın koşulsuz hizmetkarı, İmralı görüşmelerinde Öcalan’ın sık sık ziyaretçilerine sağlığını sorduğu biri Kaytan (Fuat). Aynı zamanda Selim Çürükkaya’ya göre, örgütün kuruluş yıllarında Bekaa’daki kamplarda işkence işlerine bakanlardan biri.

Örgütün kurucu isimlerinden olan ancak daha sonra ayrılan ve örgüt içi işleyişi ve Öcalan’ın örgüt içindeki pozisyonunu anlatan APO’nun Ayetleri[1] adlı eseri yazan kişi Çürükkaya. Bugün Almanya’da yaşıyor. PKK’nın kurucu ideolojisinden değil ama Öcalan’ın örgüt içi hakimiyetinden şikayet eden ve bunu farklı platformlarda dillendirmeye çalışan biri Selim Çürükkaya. Aşağıda onun PKK’nın kurucu isimlerini tek tek analiz ettiği yazı dizisinden 125. İsim olan Kaytan ile ilgili bölümü alıyorum, hiç müdahale etmeksizin[2]:

125 - Ali Haydar Kaytan: Dersim Doğumludur. Ankara’da Üniversite de öğrenciyken, Kürdistan devrimcileri grubuna katıldı. Grup aşamasında çok duygusal bir insandı. Karınca incitmez cinsindendi. Ajite çekerken ağlar, dinleyenleri de ağlatırdı. Kuru biri değil, gerçekten duygu yüklüydü. Daha doğrusu şair ruhlu biriydi. 1977 Yılında arkadaşı Haki Karer Antep’te öldürüldüğünde “Ben bir insandım” adlı unutulmaz şiirini yazdı. 1978 Yılında örgütün Kararıyla Cemile Merkit ile evlendirildi. Bu aşamadan sonra Öcalan onu kara deftere aldı. Onunla Cemile’nin evliliği kendilerine karşı silah olarak kullanıldı. Derler ki şansı yaver gitmedi, Cemile hamile kaldı, doğacak olan çocuk da onlara karşı eleştiri konusu yapıldı, hatta derler ki,  “Çocuk doğar doğmaz Ali Haydar bebeyi kapıp yanan kızgın sobaya atmış ve kül olup gitmiştir.” Şair ruhlu birine, doğan bebeğini yaktırırsanız, artık adam, o adam değildir. Şairi öldürmüş, katil ruhlu birini yaratmışsınız demektir. Ali Haydar içindeki şairi öldürülürken, ne acılar çekti, onu kendisi bilir! Ardından öyle bir noktaya geldi ki; eşine bile sahip çıkamadı. Bütün gemilerini yaktı, gitti Öcalan’a taptı. Kendisini bazen “PKK nin köpeği”  bazen de “caminin kapısına bırakılan piç” olarak ilan etti. Öcalan’ın ise peygamber olduğunu televizyonların ekranlarında milyonlara söyledi. Kendi bebeğini yakıp kül ettikten sonra, PKK de hiç bir annenin oğluna ve kızına acımadı, sayısı bilinmeyecek kadar genci bizzat kendisi imha etti. Şairden katil Nasıl yaratılır? Sorusunun cevabını bulmak istiyorsanız Ali Haydar Kaytan’ ı tanımak gerektiğine inanıyorum.

Soba ve işkence ifadeleri bir tarafa Öcalan hakkında söylediklerini bir kere daha dinlemek mümkün. Arşiv kayıtlarımda Kaytan’ın 4.4.2013’de NUÇE TV’de yaptığı bir konuşma var. PKK’nın İnançlara ve Azınlıklara Yaklaşımı başlıklı konuşmasında Kaytan, Öcalan’ın kutsal topraklarda (Şanlıurfa) İbrahimi geleneğin devamcısı olduğunu söylüyor. Öcalan’a yönelik bu tür yakıştırmalar Duran Kalkan’ın dağdaki ders notlarında sık sık yer alıyor. PKK’nın tektipleştirdiği kişilik tüm yoldaşların Öcalan hakkında aynı hisleri beslemesini mümkün kılar. Kaytan’ın Öcalan için söyledikleri örgütün lider kültünü nasıl inşa ettiğini göstermesi açısındna anlamlıdır[3]: “Bana vatan kavramını kavratan, ulusal kimliğimi gösteren Başkan'dı. Gözlerimi Başkan'la insanlığa açtım. Bu benim için yeniden doğuştu. Bu nedenle doğum tarihimin 1972 yılı olduğunu tekrarlamaktan hep gurur duydum ve bunun gerçeğin kendisi olduğuna içtenlikle inandım.” Lideri putlaştırma tavrı Bayık’tan Kalkan’a kadar vardır bu yüzden Selim Çürükkaya PKK içinde Öcalan’ın tanrılaştırıldığını söyleyerek örgütün nasıl dönüştüğünü Öcalan üzerinden anlatır. Aslında görünen geleneksel yapılı toplum üyelerinin seküler bir örgüt liderini yeni bir tapınma nesnesi haline getirip putlaştırırken üyelerinin zihinlerindeki mirasın son kırıntılarını da lidere tapınmaya tahvil etmeleridir.  


[1] https://www.kitapyurdu.com/kitap/aponun-ayetleri-amp-beyrut-gunlugu/68857.html

[2] http://madiya.net/dizi-yazilar/pkk-yi-kimler-kurdu/ (erişim tarihi 26 Mart 2012)

[3] Ali Haydar Kaytan, Serxwebun 1995 sayı:162