Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

AK Parti’nin Oyları Neden -Keskin- Bir Düşüş Yaşamıyor?

Tevfik ERDEM
13 Haziran 2022 10:50
A-
A+

Ak Parti mevcut ekonomik krizi küresel bir ekonomik kriz ile ilişkilendirerek açıklasa da muhalefet tarafından durum çok da böyle açıklanmıyor. Muhalefet, krizin asıl müsebbibinin Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunun altını çiziyor. Bazı araştırma şirketleri, Ak Partili seçmenler tarafından da krizin sebebinin kendi partilerinden kaynaklandığına dair veriler olduğunu belirtiyorlar ancak buna rağmen Ak Partinin oylarında keskin bir düşüş yaşanmıyor. Yani seçmen krizi kendi oy verdiği partiyle ilişkilendiriyor lakin onu cezalandırma yoluna gitmiyor. Anket şirketleri için açıklanması kolay bir durum değil. Çünkü seçmen davranışı, sosyo-ekonomik değişken tarafından ciddi biçimde belirlenir. 2001 Ekonomik krizin faturası 2002 seçimlerinde mevcut koalisyon hükümetinin partilerine sert biçimde fatura edilmişti. DSP’nin oylarını %22.19’dan %1.22’ye düşüren ana sebep ekonomik sorunlardı. Ekonomik krizler iktidardaki partilerin oylarını güneşin altındaki buz kalıbı gibi eritir. “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur!” der, Demirel. Ak Partinin oylarında birden bire olmasa da aşama aşama erimenin olduğu görülebilir. Özellikle son bir iki ayda geçen yıla bakarak ciddi bir erimenin olduğu görülebilir. Şu anda anketlerdeki en düşük oy oranı %28’lerde seyrediyor. Tabii aynı zaman diliminde yapılan anketlerden oyların %34 olduğunu gösterenlerin olduğunu da bir kenarda tutmak gerekiyor.

Aşağıdaki tabloda bazı araştırma şirketlerinin 2023 seçimleri için yaptıkları anket sonuçlarından hazırlanan veriler sunulmuştur. Görüldüğü gibi araştırma şirketlerinin verileri arasında çok büyük bir oran farklılığı var. Anketler bize bir tahmin sunmaya çalışır, bunu yaparken de evrenin tamamını (yani seçmenlerin tamamının görüşlerini) temsil edecek bir örneklemden hareket eder. Veri farklılığını kötü örneklem seçimi açıklamak mümkün bu teknik gerekçenin yanında bazen sonuçların operasyonel nitelikte olduğunu yani kamuoyunu yönlendirme amacı taşıdığını da bir kenarda tutmak gerekir. Belirtildiği gibi şirketlerin örneklem seçiminde her zaman başarılı olduklarını söylemek mümkün değil ancak bize yine de ciddi bir veri sunduklarını da ihmal etmemek gerekir. Çünkü bazı şirketlerin çok küçük sapmalarla sandık sonuçlarını tahmin ettiğine daha önce şahit olduk.

Aşağıdaki tabloda anket sonuçlarının bir kısmı Ak Parti’nin oylarının özellikle Mayıs ayı içinde %30’ların altına düştüğünü göstermekte yani ekonomik krizin kendini daha fazla hissettirdiği dövizin hızla yükseldiği Mayıs ayı içerisinde Ak Parti’nin oylarının da %30’ların altına düşmeye başladığı görülmekte.

   2023 Seçimleri için Anket Sonuçları-2021-22

  ŞİRKET  AK PARTİ MHP CHP İYİ PARTİ HDP   DİĞER
ARALIK 2021   ORC  30.3  8.8  25.5  15.9  8.1  10
 EYLÜL 2021  KONDA  32.7  8.9  24.8  19.3  11.7  2.6
 ARALIK 2021-OCAK 2022  SOSYOPOLİTİK  28.9  6.1  26.1  10.7  9.6  
 NİSAN 2022  METROPOLL  32.1  7.3  22.4  18.6  12.3  
 NİSAN  YÖNEYLEM  31  8  29  15  8.4  
 MAYIS  YÖNEYLEM  31.2  7.4  29.4  12.3  10.3  
 NİSAN-MAYIS  AVRASYA  30.5  5.7  29.5  12.6 9.9  
 MAYIS  ORC  28  7.2  24.1  18.4 8.7  11
 MAYIS  MAK  28.5  6.6  27.1  16.1  7.8  10
 MAYIS  ARTIBİR  29.7  6.2  27.2  14.2  12.06  10
MAYIS OPTİMAR 36.2 10.1 26.6 10.6 10.2  
MAYIS ADASURVEY 36.9 10.1 25.1 11.8 9.4  

(Diğer seçeneğini boş bıraktım çünkü bazı partileri işlediğim tablo buraya sığmadığı için onları alamadım. Yüze (100) tamamlamak için diğerlerini hesaba katmak lazım)

Ak Parti'nin yani iktidar partisinin azalan oylarının ana muhalefet partisi CHP’ye doğru gittiğini söylemek mümkün mü? Bazı şirketlerde evet çoğunda ise hayır. İktidar partisinin oylarında bir azalma var ancak bu kayış diğer partilere, muhtemelen kendisinden ayrılan partiler başta olmak üzere İyi Parti’ye doğru gidiyor. CHP, oyunu sabit tutma konusunda çok istikrarlı. Burada da partiden kopmalar oldu, M. Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi (TDP) ve M. İnce’nin Memleket Partisi var denilebilir. Ancak her  iki partinin de anketlerdeki oranı, kendi lehleri yönünde bir halk hareketi başlatamadıklarını gösteriyor haliyle CHP’deki oy oranının artmamasını bu şekilde açıklamak mümkün değil. CHP’nin seçimlerdeki en büyük umudu “Z Kuşağı” anketlere çok fazla yansımasa da, ‘umut yoksulun ekmeği’ diyordu rahmetli Cem Karaca, CHP’nin hala bir beklentisi var bu kuşaktan.

Bundan 5 ay önce (29.1.2022) Kemal Kılıçdaroğlu, Ak Parti’nin oylarının neden düşmediğini “güven” kavramına gönderme yaparak şu şekilde açıklıyor: “Düşecek, düşecek. Samimi söylemek gerekirse bizim de topluma güven vermemiz lazım. Biz 6 lider bir araya geldiğimizde, ortak bir fotoğraf verdiğimizde bu güven pekişecektir[1].”

Altı lider birkaç kez bir araya gelip resim verse de, altı ayda çok şiddetli bir krizin varlığına rağmen en uç anketlerde Ak Partinin oy oranı iki puan düştü (%30’dan 28’e). Demek ki bu iş bir araya gelip gülen yüzlerin var olduğu resim çektirmekle ilgili değil. Muhalefetin hangi temel konularda nasıl bir birliktelik ve uyum içinde olduğu belli değil. Temel çözümlerin sosyalist devrim sonrasına ihale edildiği, tüm sorunların kapitalist sisteme yüklendiği indirgemeci Marksist yaklaşımın bir izdüşümü gibi altılı masa. “Her şey Tayyip indirildikten sonra çözülecek!” anlayışının seçmenin çoğunda bir karşılığı ve uyandıracağı güven yok gibi.

Ak Partinin oylarının hem iktidar yorgunluğu hem de iktisadi krizden dolayı azalacağı beklentisi gerçekleşmiyor. Bu durumun analitik izahını iç ve dış sebepler üzerinden giderek şu şekilde ele almak mümkün.

1- İç sebepler:

A- Ak Parti’nin kendisinden kaynaklanan nedenler:

 a-Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmatik özelliğinin hala rutinleşmediğini düşünen partiye gönül veren ciddi bir kesimin varlığı. Erdoğan karizması,  kriz döneminde İslami kesimlerin kurtarıcı figürü olarak ortaya çıktığında karizma da pekişmeye başlamıştı. Weber’in belirttiği gibi karizmaların kaçınılmaz sonu onun rutinleşmesidir. Ancak görünen o ki, hâlihazırdaki siyasi hegemonya krizi Erdoğan’ın karizmasının rutinleşmesini ciddi bir biçimde içine Z Kuşağından üyeleri de alacak biçimde engelliyor. Ancak kopmaların olmadığını söylemek de mümkün değil.

 b- Ak Parti sadakatinin yüksek olduğu kemikleşmiş bir kesimin varlığı. Bunlar, daha dindar ve dini kazanımlarının örneğin üniversitede başörtüsü serbestisinden daha rahat bir dini hayatın varlığını partiye bağlılığı ile gerekçelendiren aynı zamanda ve diğer taraftan sosyal yardımlardan faydalanan ve bu yardımların hükümetin değişmesi durumunda kesilebileceği endişesini taşıyan kesimlerden oluşuyor.

 c- Sosyal yardımlardan faydalanan kırsal kesimin ve kentlerde yaşayan alt gelir diliminde yaşayan insanların aldıkları sosyal yardımlar da Ak Parti için önemli bir oy oranının ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

 d- Savunma sanayiine yönelik yatırımlar. Bu yatırımlar Türkiye’nin hem terörle mücadelesinde hem bölgesel bir güç olmasında (Libya ve Qarabağ Savaşlarında) hem de küresel bir oyuncu olarak ortaya çıkmasında (Ukrayna’da) etkili oluyor.

 e- Daha iddialı bir dış politika takibi: Her ne kadar Yeni-Osmanlıcı bir politika olarak tanıtılsa da bu politikanın en katıksız Cumhuriyetçiler ve Kemalistlerin hatırı sayılır bir kısmı tarafından da içten içe benimsenen politikalar olduğunu söylemek mümkün.

 f- Terörle mücadelede izlenen politikanın cazibesi: Yarım yüzyıldır Türkiye’yi uğraştıran terör örgütü karşısında verilen mücadele ciddi bir takdir ve karşılık görmekte, özellikle milliyetçi seçmen tarafından. Ayrıca 37. Paralelde verilen mücadelenin de aynı çevreler tarafından beğenildiğini belirtmeye gerek yok.

 g- İHA ve SİHA’ların yanında TOGG gibi marka değeri olma ihtimali olan yatırımların da seçmen tarafından bir cazibesi olduğu düşünülebilir.

 B- Muhalefetten kaynaklanan nedenler:

 a- Muhalefetin dış politikada nasıl bir yol takip edeceğinin belirsizliği. Ak Parti (Cumhur İttifakı) ile daha bağımsız ve ülke çıkarlarına yönelik bir politika izlendiğine dair kanaat. Bu kanaat muhalefet milletvekilleri ve bazı belediye başkanlarının icraatlarından kaynaklandı. Örneğin ana muhalefet partili bir vekilin, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın terör öğütlerine destek verdiği sürece NATO’ya girmesine karşı koyduğu rezerve yönelik yaptığı eleştiri, ülke menfaatlerinden çok batılı ülkelere yaranmaya çalışan ve sadece bu amaçla iktidarı yıpratmaya ve bu gerekçe üzerinden ülke menfaatlerine zarar veren açıklamalar olarak okundu ve görüldü.

 b- Libya ile yapılan MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) Anlaşması, Doğu Akdeniz de petrol ve doğal gaz arama çalışmaları gibi faaliyetler konusunda muhalefetin güven telkin etmeyen açıklamaları. Muhalefetin Akdeniz’de ya da Qarabağ’da ne işimiz var? türünden açıklamaları

2- Dış sebepler:

 a- Türkiye’nin içinde bulunduğu konjonktür ve dönemsel sorun ve gelişmeler

 b- Ak Parti’nin izlediği dış politika: Daha aktif, milliyetçi ruhu okşayan, ülke menfaatlerini daha iyi temsil ettiğine inanılan bir politik tercih olarak görülüyor.

 c- Türkiye’nin Ukrayna işgalinde izlediği tarafsız politika. Örneğin bu politikanın Meral Akşener tarafından sert biçimde eleştirildiği ve Türkiye’yi taraf tutmaya zorlayan açıklamaları Ak Parti’nin ne kadar doğru hareket ettiğini gösterdi. Kaldı ki, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtan ABD Başkanı Biden’ın son yaptığı açıklamalar, Ukrayna Devlet Başkanı V. Zelenski’yi suçlar nitelikte ve bu sorun karşısında taraflı hareket etmenin Türkiye’yi nasıl bir sıkıntıya sokacağı çok açık.

 d- Türkiye’nin Libya, Qarabağ ve Ukrayna’da izlediği başarılı dış politika Türkiye’yi sadece bölgesel olmayan bir aktör haline getirmekle kalmadı vekalet savaşlarında Türkiye’nin başarılı bir performans ortaya koyduğunu da ispatladı.

 e- Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arama çalışmaları ve bu konuda Akdeniz ülkeleri ile sınırlı kalmayan bir hak arama mücadelesi içinde olması.

Ak Parti’nin oyları daha aşağıya doğru iner mi? ne olur? Bunu öngörmek zor ancak bir tahminde bulunmak da mümkün. Ak Parti’nin eski ihtişamlı günlerini yaşama konusundaki isteğinin gerçekleşebilmesi için önündeki bazı sorunları çözebilmesi gerekiyor. Bu sorun alanlarını şu şekilde sıralamak mümkün:

Ekonomik sorunlar: Hayat pahalılığı, enflasyon ve ekonomik kriz başlığı altında toplanabilecek sorunlar. Yüksek enflasyon, alım gücünün düşmesi, her gün bir zam haberinin paylaşılması… Ak Parti’nin oy deposu olan alt ve ortanın altı gelir diliminde yer alan insanlar için bıçağın kemiğe dayanmasıdır. Ekonomik sorunların giderek daha fazla kendisini hissettirmesi muhalefetten çok daha fazla olumsuz etki yapacak ve oyların azalmasına neden olacaktır. Bu yüzden hayat pahalılığı ana muhalefet partisi olarak tanımlanmakta Ak Parti tarafından. Ekonomik sorunlar günlük hayatı olumsuz etkiledikçe anketlerde oy oranlarında beklenen düşme de artabilir. Ancak yine de önceki dönemlerle mukayese edildiğinde çok büyük bir düşmenin olacağını sanmıyorum. 1-2 puan belki ama altı çok zor.

Memnuniyetsiz orta sınıf muhafazakârlar sorunu: Orta sınıf muhafazakârların rahatsız olmalarının arkasında Ak Partili olma iddiasındaki AKP’li bürokratların ve diğerlerinin milletin menfaatlerinden önce kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmeleri, kibir ve gösterişle kamusal karşılık bulan görünüm ve söylemleri yer almaktadır. Mevcut durumdan rahatsız olan muhafazakâr orta sınıfların bir kısmı başka partilere geçti bir kısmı da kararsız pozisyonda bekliyorlar çünkü iktidarın politikaları ya da yapılan açıklamalar onları tatmin etmiyor ancak muhalefeti de ikna edici ve sempatik bulmakta zorlanıyorlar. Araf’ta bekleyen çok sayıda muhafazakâr orta sınıfın olduğu aşikâr.

Mülteci sorunu: Türkiye uzun yıllar mülteciler konusunda açık kapı politikası takip etti. İran Devrimi’nden kaçanlardan, Irak’ın Amerika tarafından işgalinden kaçanlara oradan Suriye’de rejimin insanlık dışı saldırılarından kaçan sivillere kadar yakın çevresinden göç aldı. Sadece yakın çevresinden değil Sudan, Somali, Afganistan ve Pakistan gibi uzak çevresinden de göç aldı. Ancak zaman içinde yoğunlaşan göçle birlikte sayısı artan göçmenler Türkiye için kontrol edilmesi güç bir sorun alanı oluşturmaya başladı. Özellikle Suriyeli göçmenlerin (geçici koruma statüsündeki insanların) bazı il ve bölgelerde oransız varlığı, Afganistan ve Pakistan’dan gelenlerin karıştığı suç olayları ve sosyal medyadaki taciz içerikli video paylaşımları Türkiye’nin izlediği açık kapı politikasının eleştirilmesine Ak Partinin, muhacir-ensar politikası olarak tanımladığı sürecin üzerine gidilmesine neden oldu. Sadece bu sorun üzerinden politika geliştirmeye çalışan bir parti (Zafer Partisi) sorunu çok ciddi bir biçimde dile getirmeye başladı. Ak Parti sanki böyle bir sorun yokmuş gibi davranmakla ve erken davranıp gerekli tedbirleri almamakla suçlandı. Göçmenler tarafından işlenen cinayetler, taciz vakaları partinin kendi seçmenleri tarafından da eleştirilirken parti bu soruna el atmakta ne kadar geciktiğini çok geç anladı. Mazluma yardımcı olmakla sorunun mağduriyet üreten yönü arasındaki ince çizgi görülmediği için Zafer Partisi büyüdü, Ak Parti de sorunu görmemekle suçlandı. Bundan sonra atılacak ya da atılmayacak adımlar partiye yönelik oy tercihini az da olsa etkileyecektir. Ancak şurası kesin ki bu seçim dönemine damgasını vuracak olan partilerden biri de Zafer Partisi olacaktır. Özellikle gençlerden ve göçmen karşıtlarından oy alacak olan parti tıpkı Uzanların Genç Parti’si gibi şaşırtıcı bir sonuç ortaya koyacaktır.

Kürt meselesi: Ak Parti’nin Kürt meselesi konusunda yeni bir çıkış yapacağı beklentisi 2015 sonrası hep dillendirildi ancak Ak Parti’nin (aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın) bu konuda yeni bir çıkış yapacağını sanmıyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015 öncesinde Kürtlere çok fazla fırsat ve seçenek sunduğunu düşünüyor (bence böyle düşünüyorsa hata yapıyor, çünkü fırsat ve seçenek sunduğu ya da kendi adına seçenek sunan kişiler, bunu Kürt halkına yapmadılar. Terör örgütü ve iradesini bu örgüte teslim ettiğini açıkça ilan eden bir siyasi harekete fırsat ve seçenek sundular) lakin tüm bunlara rağmen ne HDP’den ne de Kürt seçmenden bunun bir karşılığını alamadığını düşünüyor. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde her geçen gün partinin oylarının erimesi karşısında artık bu bölgeleri gözden çıkardığını yani artık onlar için ekstra bir performans sergilemek istemediğini düşünüyorum. Öyleyse ne olacak, Ak Parti bölgeden silinecek ve CHP mi HDP’nin karşısına bir alternatif olarak çıkacak? Hayır. Ak Parti yine ikinci parti olarak bölgedeki varlığını devam ettirecektir ancak Ak Parti’nin Kürt seçmen için özel bir çaba içine girdiği de bu seçim döneminde görülmeyecektir. Muhafazakâr Kürt seçmeni tamamen kişisel gayret ve inisiyatifi ile Ak Parti’nin kazanması için çabalayacaktır, Tokat’ın köyündeki hacı amca nasıl hasbi biçimde çalışıyorsa Ak Parti için Siirt’in köyündeki hacı amca da öyle çabalamasına devam edecektir. 

Ak Partili siyasetçilerin açıklamaları: Ak Partili siyasetçilerin, siyasi kimliği ile ön plana çıkan isimlerin bazı açıklamaları büyük bir ekonomik krizin, işsizliğin ve yoksulluğun yaşandığı şu dönemde sosyal medyada bir anda gündeme gelmekte ve Ak Partililerin, ne kadar gündelik hayattan uzak ve kendi sırça köşklerinde yaşayan, halktan uzak insanlar olduğunu göstermenin işareti olarak okunmaktadır. Fransız Devrimi öncesi, “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”  türünden açıklamalar sıradan Ak Parti seçmeni tarafından bile garipsenmekte ve eleştirilmektedir.

Siyaset insanın vücudundaki kan dolaşımı gibi hiç durmadan işleyen bir süreç. Seçim dönemine kadar elbette ki seçmenin oy tercihini etkileyecek başka birçok değişken devreye girecektir. Örneğin Türkiye’nin Suriye’de 1.5 milyon Suriyeli için oluşturacağı gönüllü geri dönüşle hayata geçen yeni yaşam alanları, Yunanistan’ın adaları silahlandırması, 37. Paralelde meydana gelen gelişmeler vb.  Ancak şimdilik yukarıda sırlanan değişkenlerin belirleyici olduğu da açıktır.

 

 [1] https://www.timeturk.com/politika/ak-parti-nin-oylari-neden-dusmuyor-sorusuna-kilicdaroglu-ne-cevap-verdi/haber-1720671