Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri Nasıl Değerlendirilmeli?

Tevfik ERDEM
02 Nisan 2019 20:34

Çok sert siyasi söylemle şekillenip, yerel yöneticilerin seçilmesi ile sınırlı değilmiş gibi görülen bir seçim süreci yaşandı ve sürpriz sonuçlar ortaya çıktı. Her seçim sonrası klasikleşen “kim kazandı?” sorusu eğer bu seçim sonrası da sorulursa, partiler bazında kısaca “tüm partiler kazandı” denilebilir. Çünkü bu seçimin garip bir sonucu her kesimin kazançlı çıktığını gösterecek veriler ortaya koymuş olmasıdır.

Seçimin Kazananı olarak Ak Parti

Bu seçimlerin bir özelliği çok kazananlı bir seçim olması. Ak Parti, Cumhurbaşkanı Erdoğan öncülüğünde girdiği bir başka seçimden, oluşturduğu ittifakla %51.6 oy alarak toplumda büyük bir karşılık bulduğunu teyit etmiş oldu. Ak Parti ve Erdoğan ne iktidar yorgunluğunun ne ekonomik krizin ne de uluslararası konjonktürün Türkiye’yi yalnızlaştırmaya çalıştığı siyasetin olumsuz etkilerini negatif oya tahvil ettirecek bir gelişmeye izin vermedi. Her daim kontrolü elinde tutan bir amiral edasıyla kendinden emin adımlarla seçime girdi.

Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de MHP lideri Bahçeli seçim sonuçları belli olduğunda Cumhur ittifakının amacına ulaştığını ve seçimleri kazandıklarını ilan ettiler. Gerçekten toplamda %51.6’lık oy oranı demokratik sistemlerde çoğunluğu temsil eden ve zafer kazanıldığını gösteren bir orandı ancak bu zafer bazı kayıpların verilmesiyle gerçekleşti. Çünkü Ak Parti İstanbul, Ankara ve Antalya gibi önemli büyükşehirleri kaybetti buna karşılık Şırnak, Ağrı ve Bitlis’i kazandı.  Ayrıca uzun bir siyasi kariyere sahip olan TBMM Başkanı Sayın Binali Yıldırım’ın tüm sempatiklik ve siyasi kariyerine rağmen İstanbul’un kaybedilmesi de il ve ilçe teşkilatlarının yeniden dizayn ve motive edilmesi gerektiğini gösteriyor. Ak Parti’nin tipik özelliği, her seçimden bir ders çıkararak eksiklik ve olası hatalara karşı geriye dönük bir çalışmadan hareketle yapılan analiz sonrası geleceğe ışık tutacak verilerle politika oluşturmasıdır. Bu seçim sonrası da aynı çalışmaların yapılacağı kesindir.

Ah İstanbul! Güzel Ankara!

31 Mart seçimleri 1994 tarihinden beri Ak Parti ve onun selefi olan Refah Partisinin elinde bulunan iki temsil kabiliyeti yüksek ve sembolik şehrin kaybedilmesiyle neticelendi. 1994 yılında yapılan yerel seçimlerle Ankara’da M. Gökçek ve İstanbul’da R. T. Erdoğan ile Refah Partisi siyasi yükselişinin ilk aşaması olan büyükşehir belediyelerini kazanmış oluyordu. Bu büyükşehirler siyasi ilerlemenin koçbaşlarıydı. Refah partili belediyelerin icraatları beş dönem boyunca hem bu belediyelerin ellerinde kalmasını sağlamış hem de Refah Partisinin genel seçimlerde başarı kazanmasının önünü açmıştı. 31 Mart seçimleri bu yüzden de tarihi bir seçim olma özelliğine sahip çünkü beş dönemlik bu sürecin sonunu getirmiş oldu.

CHP Ne Kazandı?

CHP, bu seçim sonrası yıllarca elde edemediği Ankara ve İstanbul’u kazandı[1]. Elbette ki bu CHP’nin kendi organik oylarıyla gerçekleşen bir kazanım değil ancak sonuçta CHP hem oylarını hem de kazandığı il sayısını arttırdı (11 büyükşehir ve 10 il kazandı CHP). Sadece kazandığı büyükşehir sayısından dolayı değil İstanbul ve Ankara’yı 25 yıl sonra tekrar kazanmak büyük bir özgüven sunmuş olacak CHP’ye. Ne oldu da CHP böyle kazançlı çıktı? İzlediği seçim politikası, adayların profili ve ayrıca adayların kullandığı dilin burada etkili olduğu söylenebilir. Adaylar klasik CHP figürü olan laikçi kimlikleriyle temayüz eden, laiklik vurgusunu ön plana çıkaran adaylar değiller. Yerel sorunlar ve projeler dışında başka bir tartışmaya girmekten çekinip tüm toplum kesimini çeken, kucaklayan bir dil geliştirdiler. Mansur Yavaş ve Muhittin Böcek gibi siyasi geçmişleri sağ partilere dayanan ama arkasında halk desteği olduğu görülen adaylar seçildi. Özellikle Mansur Yavaş için parti içinden yükselen sert eleştirilere rağmen aday gösterildi ve istenen netice elde edildi. Yine Ekrem İmamoğlu tüm toplum kesimleriyle uyumlu bir diyalog kuracağı izlenimi vererek İstanbul halkında sempati uyandırdı ki geniş bir kesimin oyunu kazandı.

Devletin başında Devlet Bahçeli

Devlet Bahçeli hem kazandığı illerle hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında asla taviz vermeyen desteğiyle sadece kendi seçmeni için değil Ak Partili seçmen için de sempati kaynağı oldu. Mersin, Adana ve Kars’ı kaybetmesine rağmen altı yeni il kazandı. MHP, Parti kimliği ile bütünleşen kemikleşmiş seçmenleriyle Türk siyasal hayatının asli ve vazgeçilmez bir aktörü olduğunu ispat etmiş oldu. Devlet Bahçeli ise, parti içindeki liderlik imajını daha da perçinleştirip hem 15 Temmuz darbesinde Fetö terör örgütüne karşı verilen mücadeleyle hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında hükümetin aldığı kararların tartışmasız bir savunucusu olarak, Erdoğan’ın güçlü ve güvenilir bir müttefiki olduğunu gösterdi ve bunun karşılığını da Türk halkından oy olarak aldı.

Seçimlerin kazananı: Kürtler!

Şırnak, Ağrı ve Bitlis’in HDP’den alınması sonrasında Erdoğan Kürt vatandaşlara özelikle teşekkür etti. Ancak, Ankara nasıl milliyetçi oyların bir kısmının Mansur Yavaş’a yönelmesi sonrası kaybedildiyse İstanbul’da HDP’li Kürt seçmenin Ekrem İmamoğlu’na yönelmesiyle kaybedilmiş görünüyor. 

Erdoğan “özellikle Kürt vatandaşlarıma şükranlarımı sunarım” diyerek Kürtleri onurlandırdı. Çünkü Şırnak gibi HDP’nin kalesi ve diğer birkaç il HDP’den alınmıştı. Ancak bir de madalyonun diğer tarafı var çünkü CHP’liler ve HDP’liler de özellikle büyükşehirlerin Ak Partiden alınmasının arkasındaki kilit rolü Örneğin, İstanbul’daki gibi, Kürtlere vermekteler. Bu seçim Kürtlerin Kürdistani bir siyaset yerine Türk(iye) siyasetine iyice eklemlendikleri bir seçim oldu. Ayrıca her ne kadar ittifaklardan dolayı genel oy düşüşünü tespit etmek mümkün değilse de Doğu ve Güneydoğu’daki bazı kalelerin düşmesi demokrasi kültürünün uzun erimli de olsa bölgeye sirayet edebildiği ve edebileceğinin işareti. Kürt halkına uzun bir dönem sıkıntı yaşatan hendek-çukur siyasetinin HDP aleyhinde oya nasıl tahvil ettiğinin de bir işareti. Demokratik siyaset yürütme için verilen açık çekin hoyratça kullanımının faturası böyle çıktı bir anlamda. Ayrıca Şırnak örneğinde olduğu gibi kimlik siyasetinin terk edilebileceğinin de göstergesi. Yine Selahattin Demirtaş’ın “oy vermeye gidin” sözünün-işaretinin kitleyi nasıl harekete geçirebildiği görülmekle birlikte, Selahattin Demirtaş'ın, cezaevinden el yazısıyla, özellikle oy istediği, Bitlis’in Tatvan ilçesi ile Şırnak’ın Beytüşşebap ilçelerini Ak Parti’nin aldığı görülmektedir. Beytüşşebap’ta kayyum olarak atanan ilçe Kaymakamı İsmail Pendik’in ilçeye yönelik yatırımları ve bölge insanıyla kurduğu yapıcı iletişim, gönüle dokunan icraatlarının ne kadar etkili olduğu ve bölge halkının kim olursa olsun gerektiğinde ideolojik-kimlik eksenli bir tercih yerine kendisine sunulan hizmetleri ve yatırımları referans alarak oy verdiği görülmektedir[2].

İyi Parti ne kazandı?

İyi parti belki bu seçimlerden hiçbir kazanç elde edemeyen bir parti. Çünkü parti içindeki çalkantılarla sürdürülen seçim yarışı sonrasında hatırı sayılır bir kazanç elde edilememesi seçim sonrasında parti içinde büyük bir değişiklik olacağının işareti olarak okunmalı. Partinin geleceği bu iç değişikliğe bağlı olarak şekillenecek gibi. Milliyetçi tabanın yarılması üzerine kurulu BBP’nin daralması sürecini yaşayacağı mukadder gibi görünüyor.

Medya, Sosyal Medya ve Seçimler

31 Mart seçimleri çok baskın bir medya desteğini elinde bulunduran iktidar partilerinin (Cumhur ittifakının) medya desteği ya da medyadaki görünürlüklerine paralel bir sonuç ortaya koymadı. Oysa Genç Parti 3 Kasım 2002 seçimlerinde %7’lik bir oy oranına ulaşmıştı elindeki medya desteği sayesinde. Aslında bu seçim küreselleşmenin, küresel iletişim teknolojilerinin siyasal bağlamda etki boyutunu göstermek açısından çok anlamlı çünkü sadece televizyonlar insanların siyaseten bilgilendirildikleri bir alan değil. Özellikle sosyal medya unsurları (facebook,whatsapp ve twitter) insanların bilgilenmek için başvurdukları, etkilendikleri, birbirlerini etkiledikleri üstelik oldukça geniş bir siyasal tartışma  alanı sunan medya zemini olma özelliğine sahipler. Anlaşılan o ki, muhalefet unsurları kendilerini ifade etmek için çok fazla fırsat bulamadıkları klasik medya unsurlarından (TV, radyo vb.) çok daha fazla sosyal medyada örgütlenmeye ve bilgilenmeye doğru gitti.

Bu seçimlerin önemli bir özelliği artık muhalefet ve iktidar arasındaki ilişkilerin çok daha dinamik bir hal alacağıdır. Her ne kadar dörtbuçuk yıllık süre zarfında Türkiye’de seçim yapılmayacağına dair bir seçim takvimi ön planda olsa da bundan sonraki sürecin sanki her an seçim yapılacakmış gibi canlı geçeceğinin işareti, herkesin kendini kazançlı gördüğü bir seçim sonucudur.

 


 

[1] Ak Parti hem İstanbul hem de Ankara’daki seçim sonuçlarına itiraz etti ve süreç devam ediyor.

[2] https://www.memurlar.net/haber/819881/demirtas-in-oy-istedigi-iki-ilceyi-de-ak-parti-aldi.html