İran'ın Liderliği Devrildi - Türkiye Bundan Sonra Ne Olacağına Karar Verecek

Forbes'te yayımlanan bir analize göre, Türkiye'nin Suriye, Kafkasya, Irak ve Kürt meselesinde elde ettiği üstünlük, İran'ın zayıflayan pozisyonunda Türkiye'yi belirleyici bir güç haline getirmiştir. Gelecekteki güç boşluklarını kim dolduracak? Türkiye'nin rolü, bu kritik sorunun cevabında önemli bir etken olacak.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Forbes’te Türkiye-İran ilişkilerinin son dört yılının ele alındığı ve 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sonra ilişkilerin ne yönde evrilebileceğine dair Güney Yıldız imzalı dikkat çekici bir analiz yayınlandı.

Analizde, dört yıl boyunca Türkiye’nin Suriye'de, Kafkasya'da, Irak'ta ve Kürt meselesinde İran'a karşı zafer kazandığı, Tahran'ın kaybettiği her alanda Türkiye’nin ilerleme kaydettiğine dikkat çekiliyor. Yazara göre Türkiye’nin bu dört sahada uyguladığı strateji belirli bir tür düşman gerektiriyordu: vekalet savaşlarını kaybedecek kadar zayıf, kendi sınırlarını koruyacak kadar tutarlı bir düşman.  Ancak, Cumartesi günkü saldırılar bu düşmanı etkisiz hale getirmiş olabilir.

Bu hafta sonu Tahran'ı izleyen tüm bölgesel aktörler arasında Türkiye ayrı bir yerde duruyor, çünkü başka hiçbir devlet İran'ın içindeki unsurlarla aynı derinlikte temasa sahip değil.

MİT’i on yılı aşkın süre yöneten dışişleri bakanı Hakan Fidan'ın kurduğu istihbarat servisleri, başka hiçbir NATO dışişleri bakanının sahip olmadığı, İran Devrim Muhafızları'nın birçok kademesinde temaslar geliştirdi. Türkiye, İran’ın kuzeybatı illerinde yaşayan 12-20 milyonluk etnik Türk nüfusuyla olan derin bağları, Ankara'ya uydu görüntülerinin sağlayamayacağı İran toplumuna giriş kanalları sunuyor.

Yazar, iki ülke arasında tarihsel olarak Kürtlerin kontrol altında tutulmasına yönelik ortak bir çıkar üzerinden yönetilen bir rekabet yürüdüğünü ve şartlar, rejimler değişmesine rağmen bu konudaki uzlaşmanın değişmediğini iddia ediyor. Bu iki devlet arasında, her şey onları birbirinden uzaklaştırırken bile bu hassasiyet onları birbirine bağlayan bir altyapı oldu.

Türkiye, Azerbaycan'ın 2020'de Dağlık Karabağ'ı ele geçirmesine yardımcı olarak İran'ın Güney Kafkasya'daki sessiz denge stratejisini çökertti; Esad yönetimini ayakta tutmak için İran’ın milyarlarca dolar yatırım yaptığı Suriye’de artık İran yok ve Türkiye, yeni Suriye’nin güvenlik mimarisinin temelini oluşturuyor, yeniden yapılanma çerçevesine liderlik ediyor. Kalkınma Yolu Projesi ile bölgenin ticaret geometrisi Türk çıkarları etrafında yeniden şekillendirildi. PKK ateşkesi ve Abdullah Öcalan'ın Şubat 2025'teki fesih çağrısı, Türkiye'nin en önemli iç güvenlik zaafını ortadan kaldırdı; bu zaaf, İran ve vekilleri tarafından otuz yıldır Ankara'ya karşı bir koz olarak kullanılıyordu.

Tahran'da hangi senaryo gelişirse gelişsin, Türkiye'nin nelerden ödün vermeyeceğini belirlemekte fayda var. On beş yıl boyunca ve Ankara'nın atlattığı her bölgesel krizde Türk dış politika hesaplaması önce tek bir filtreden geçmiştir: Bu, Türkiye'nin sınırlarında Kürt siyasi-askeri kapasitesini güçlendirecek mi yoksa zayıflatacak mı? Bu, diğer öncelikler arasında bir öncelik değildir. Her şeyin etrafında düzenlendiği temel mantıktır. Enerji güvenliği, mülteci yönetimi, arabuluculuk pozisyonu – hepsi önemlidir ama ikincil öneme sahiptir.

PKK'nın İran kolu olan PJAK, İran'ın içinde önemli operasyonel varlığını sürdüren tek Kürt silahlı örgütüdür. ABD-İsrail’in İran’a saldırısından önce, 22 Şubat'ta İran Kürdistan'ındaki Siyasi Güçler Koalisyonu kurulmuş, PJAK'ı diğer dört İranlı Kürt partisiyle ortak bir komuta yapısı altında birleştirmiştir. Kürt siyasi aktörler, İran hükümeti resmen gitmeden önce bile İran'daki yönetim boşluklarını doldurmak için harekete geçmişti.

Türk-İran rekabeti hiçbir zaman varoluşsal olmadı. Rekabetçiydi; sınır komşusu olan, enerji altyapısını paylaşan ve Kürtlerin siyasi özerklik özlemlerini sınırlama konusunda ortak bir çıkarı olan iki devlet arasında yönetilen bir yarışmaydı. Bu rekabet, Türkiye'nin şartlarına göre sonuçlar üretiyordu.

Yazara göre, zayıflamış bir İran kendi sınırı koruyabilirdi ancak lidersiz bir İran bu korumayı yapamaz. Bu boşluğu neyin dolduracağı kısmen Türkiye'nin güvenlik garantörü olarak mı yoksa başka bir düşman olarak mı ortaya çıkacağına bağlıdır. Kendi PKK çatışmasını çözmüş bir Türkiye’nin, Öcalan’ın çağrısını kabul etmeyen PJAK ve koalisyon ortaklarına yönelik bastırma ya da yönetme seçeneklerinden hangisini tercih edeceği İran’ın da geleceğinin belirleyebilecektir.

Önümüzdeki haftalarda İran'da kim iktidarı ele geçirirse geçirsin, Türkiye'nin 2024'te Bağdat'taki PMF liderliğine verdiği aynı mesajı alacak: Kürt sınırını yönetin, Türkiye de ilişkiyi yönetecek.

Kürt sorunu dışında, enerji tedarik riskine maruz kalma, muhtemel soydaş göçü ile ortaya çıkabilecek mülteci sorunu Türkiye’nin karşılaşılabileceği diğer sorunlar.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA