Makalede, 7 Ekim’de İsrail’in şok edici Hamas saldırısına uğramasını Mike Tyson’ın “Herkesin bir planı vardır, ta ki yüzüne yumruk yiyene kadar” sözüyle açıklıyor.
Zvi Bar’el’e göre; üç yıl önce, kuruluşundan beri yediği en ağır darbenin ardından İsrail, Gazze savaşını yarım yamalak hedeflerle ama doymak bilmez bir intikam susuzluğuyla açtı.
7 Ekim saldırılarının üçüncü yılında (Ekim 2026) rehineler dönmüş olsa da ülke hâlâ “her türlü ölçüyü yitirmiş bir çetenin” rehininde. Bir zamanlar küresel bir rol model olarak gösterilen İsrail, askeri kibir dalgasına kapılan ve ülkenin radikal siyasi grupların esiri olmaya devam eden mevcut stratejisiyle çok ağır insani ve mali bedeller ödetiyor.
İsrail yönetimi; Hizbullah, Hamas ve İran destekli aktörlere karşı yürüttüğü askeri operasyonlar ve bölgesel hamlelerle Orta Doğu'da dengeleri kendi lehine tamamen yeniden kurmayı ve "yeni bir bölgesel düzen" yaratmayı hedefledi. Askeri üstünlük, nokta operasyonlar ve stratejik ortaklıklar aracılığıyla caydırıcılığını maksimum seviyeye çıkarmayı amaçladı.
İsrail, askeri alanda geniş çaplı operasyonlar yürütmesine ve bölgede (özellikle İran ve çevresinde) büyük değişimlerin önünü açmış olsa da, uzun vadeli siyasi ve diplomatik mimarinin belirlenmesinde karar verici ana aktör olmaktan ziyade sürecin dışına itilme riskiyle karşı karşıya kaldı. Ortaya çıkan merkezkaç kuvveti, İsrail'i bölgesel geleceğin şekillendiği diplomatik masanın dışına itti.
Bölgedeki değişimler (örneğin ABD Başkanı Donald Trump'ın politikaları, nükleer müzakereler ve Körfez ülkelerinin diplomatik pozisyonları) İsrail'in doğrudan kontrolü dışında ilerlemektedir. İsrail, askeri başarılarına rağmen bölgesel denklemi tek başına dikte etme yeteneğini kaybederek Washington ve diğer aktörlerin kararlarına daha bağımlı hale geldi.
ABD başta olmak üzere Batılı müttefiklerin ve bölgedeki Arap ülkelerinin (örneğin normalleşme süreci yürüten ülkeler) uzun vadeli stratejik planlamalarında İsrail'in tek taraflı hamlelerinin yarattığı riskler ve insani/siyasi maliyetler sorgulanmaya başlandı.
İsrail iç siyasetindeki çekişmeler (hükümetin varlığını koruma çabaları, toplumsal bölünmeler) stratejik kararların net bir vizyonla alınmasını zorlaştırdı.
Özetle makalede; İsrail'in Orta Doğu'yu kendi şartlarında yeniden şekillendirme yönündeki agresif stratejisinin, sürdürülebilir bir siyasi vizyondan yoksun olması nedeniyle beklenenin aksine ülkeyi diplomatik ve bölgesel satrançta daha pasif, kenara itilmiş bir konuma getirdiği, ülkeyi uzun vadede yalnızlaştırdığı değerlendirmektedir.
Diğer İçerikler
Yemen Silahlı Kuvvetleri Batı Sahili'ndeki Kazanımlarını Pekiştirip Babülmendeb'deki ..
Yapılan Yeni Bir Ankete Göre İsraillilerin Sadece Yüzde 37’si Gazze Şeridi’ndeki Sava..
Aksa Tufanı’nın Yıldönümünde Sokaklara Çıkan İsrailliler Netanyahu'ya O Günün Hesabın..
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ABD ile Müzakere Etmenin Hiçbir Anlamının Olmadığını Aç..
27 Ekim Seçimleri Öncesinde CIA Raporu: İsrail Devletin Çöküşü ve İç Savaş Riskiyle K..