Eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'ten İran Dış Politikasına Eleştiri: ‘Tehdit Odaklı Bakış Açımızı Fırsat Odaklı Bir Bakış Açısına Dönüştürmeliyiz’

Zarifi, İran’daki her sosyal meseleyi askeri bir konuya dönüştüren ve her şey tehdit olarak gören Devrim Muhafızları bakış açısının değiştirilmesi, bölge ülkelerine yönelik tehdit odaklı bakış açısının fırsat odaklı bir bakış açısına dönüştürmesi gerektiğini söyledi.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İran Eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'in sosyal medyada yer alan İran dış politikasına yönelik sert eleştirisi, ülke içindeki derinleşen reformist- muhafazakâr kutuplaşmasını gözle önüne serdi. Zarifi, konuşması sebebiyle Devrim Muhafızlarına yakın çevreler tarafından sert şekilde ABD-İsrail ajanı olmakla, hainlikle suçlandı.

İşte o konuşma:

​"Şimdi ben sabaha kadar burada durup geçmiş hakkında sızlanıp şikayet mi edeyim? Ben sabaha kadar burada durup geçmiş hakkında sızlansam Kasım (Süleymani) dirilecek mi? Seyyid Hasan (Nasrullah) dirilecek mi? Elimize ne geçecek?

Gelin bir gerçeği kabul edelim; Mao'nun Çin için yaptığını biz de yapalım. Sayın doktor dedi ki: Çinliler her zaman dünyanın büyük ekonomilerinden biriydi ancak yüz yıl boyunca aşağılandılar.

Mao geldi ne yaptı? Mao geldi ve bu yüz yıllık aşağılanmaya son verdi. Nasıl son verdi? 'Kendime inanıyorum ki ABD'nin karşısına oturup onunla müzakere edebilirim' dedi.

Çin, 1976 yılından ve Mao'nun ölümünden sonra ilerlemedi; 1970-1971 yıllarından sonra, yani Mao kendisinde 'dünyayla iletişim kurabilirim' inancını bulduktan sonra ilerledi.

Bugün Çin'de Mao'nun heykeline tapıyorlar/saygı gösteriyorlar. Ancak onu Kültür Devrimi ile Çin halkını sefil eden biri olarak değil; kimse Mao'yu bunun sorumlusu olarak anmıyor. Mao'yu ne olarak anıyorlar? Çin'in yüz yıllık aşağılanmasına son veren ve Çin'in bu fırsatı kullanarak öne doğru atılım yapmasına izin veren kişi olarak anıyorlar.

Her şeyi bir tehdit olarak görüyoruz. Başörtüsünü (hicabı) bir siper, bir mevzi gibi görüyoruz.

Peki nasıl oluyor da sosyal bir mesele askeri bir konuya dönüşüyor? Çünkü biz her şeyi tehdit olarak görüyoruz.

​Bu yüzden benim söylemek istediğim şudur: Bu sorundan kurtulabilmemiz için bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Tehdit odaklı bakış açımızı fırsat odaklı bir bakış açısına dönüştürmeliyiz.

Eğer bölgeye bakışımız tehdit odaklı olursa, büyükelçimizin Kudüs Gücü temsilcisi olması gerekir. Ama bakışımız fırsat odaklı olursa, büyükelçimizin bir tüccar veya diplomat olması gerekir.

Neden bizim bölgedeki; Afganistan’daki, Suriye’deki, Irak’taki temsilcilerimiz ve büyükelçilerimiz Kudüs Gücü temsilcisi? Çünkü biz oraları tehdit olarak görüyoruz. Eğer tehdit olarak görmezsek, işte o zaman fırsatlar için bir zemin oluşur.

Başka bir hususu daha belirteyim: Bu bakış açıları birbirini besler ve güçlendirir. Yani biz Suudi Arabistan’ı bir tehdit olarak görürsek, Suudi Arabistan için de tehdit haline geliriz. Suudi Arabistan bizi tehdit olarak gördüğünde, biz de Suudi Arabistan için bir tehdit oluruz.

Düşmanlığa dayalı bu bakış açısına alıştığımız için sürekli geçmişi yeniden inşa edip duruyoruz. İmam Hüseyin döneminden bugüne kadar olan geçmişi...

Bakın, ne zaman birisi gelip şiir okusa —o Sayın Mutii mi nedir, kimse artık— Suudi Arabistan hakkında şiir okurken iki yıl sonrasını hiç düşünmüyor. Ben onlara diyordum ki: Bu JCPOA'yı (Nükleer Anlaşma'yı) —kusura bakmayın, ağır bir benzetme olacak ama— bazı olumsuz durumların üzerini örtmek için tuvalet kağıdı gibi kullanıyorsunuz; ama yarın bir gün gelip aynı şeyle burnunuzu temizlemek zorunda kalacağınızı hesaba katmıyorsunuz.

Cuma namazında Suudi Arabistan aleyhine o şiirleri okuyan kişi bilmeliydi ki; yarın öbür gün Yüce Lider (Hamanei), Suudi Arabistan Savunma Bakanı'nın yanında oturmak durumunda kalacaktır..."

Kaynak: https://x.com/RBursa/status/2108850982553567336

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA