Arab News: Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye Üçlüsü Lübnan’da Bir Başarı Hedeflemeli

Arab News’te yayımlanan bir yazıda, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'nin hem yumuşak hem de sert güç kapasitesine sahip oldukları ve bölgeyi istikrara kavuşturup refaha taşıyabilecek potansiyele sahip oldukları savunularak Lübnan'ın istikrara kavuşturulmasının bu üçlünün ilk pilot projesi olabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Arab News’te yayımlanan ve Dr. Dania Koleilat Khatib tarafından kaleme alınan analize göre, Ortadoğu’da yeni bir bölgesel hizalanma süreci giderek daha görünür hale geliyor. Bir dönem Mısır ve Körfez ülkeleri tarafından temkinle yaklaşılan Türkiye, bugün Kahire ve Riyad ile daha yakın bir çizgide konumlanıyor. Analize göre bu yakınlaşmanın temel nedeni, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’nin ortak bir hedefte buluşması: istikrarlı ve güvenli bir bölge.

Yeni bölgesel bilinç ve kolektif güç vurgusu
Yazıda, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde yaptığı açıklamalara da atıf yapılıyor. Fidan’ın, bölge ülkelerinin artık kolektif güçlerinin farkına vardığını ve Ortadoğu’nun kaderi konusunda sorumluluk almaları gerektiğini vurguladığı aktarılıyor. Dış güçlerin bölgesel sorunları çözmesini beklemek yerine, bölgesel entegrasyon ve yeni bir güvenlik mimarisinin inşa edilmesi gerektiği görüşünün öne çıktığı belirtiliyor.

Avrupa deneyimi ve Ortadoğu için dersler
Analizde, Avrupa’nın yüzyıllar süren çatışmalar ve iki dünya savaşının ardından iş birliğinin rekabetten daha faydalı olduğunu idrak ederek Avrupa Birliği çatısı altında bir araya geldiği hatırlatılıyor. Benzer bir uyanışın bugün Ortadoğu’da yaşandığı, bölge ülkelerinin yaklaşık 100 yıl sonra iş birliğinin zorunluluğunu fark ettiği ifade ediliyor.

Bölgesel entegrasyonun çekirdeği: Riyad-Kahire-Ankara
Dr. Khatib’e göre, bu yeni bölgesel entegrasyonun merkezinde Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye yer alıyor. Bu üç ülkenin bölgesel istikrardan doğrudan fayda sağlayacağı, Sudan ve Somali konularında politikalarını büyük ölçüde uyumlaştırdıkları, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın Suriye’nin istikrarı için birlikte çalıştıkları ve Ankara’nın Yemen meselesinde Riyad’a güçlü destek verdiği belirtiliyor.

Pilot proje arayışı ve Lübnan dosyası
Yazıda, söz konusu üç ülkenin hem yumuşak güç hem de sert güç kapasitesine sahip olduğu ve bölgeyi istikrara kavuşturup refaha taşıyabilecek potansiyele sahip oldukları savunuluyor. Ancak bu iddialı projenin uzun soluklu olduğu ve somut bir ilk başarıyla başlaması gerektiği vurgulanıyor. Bu bağlamda, pilot proje için en uygun dosyanın Lübnan olduğu ifade ediliyor.

Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki rolü
Analize göre Lübnan üzerinde en fazla etkiye sahip ülke Suudi Arabistan. Riyad yönetiminin Lübnan’daki siyasi elit üzerinde ciddi bir nüfuzu bulunduğu ve Suudi Arabistan’ın Lübnan halkı nezdinde yüksek bir itibara sahip olduğu belirtiliyor. Son yıllarda yolsuzluklar ve siyasi tıkanıklıklar nedeniyle sabrını kaybeden Suudi Arabistan’ın, Mısır ve Türkiye’nin desteğiyle Lübnan dosyasında yeniden etkin bir rol üstlenebileceği savunuluyor.

Seçimler ve güçlü hükümet ihtiyacı
Dr. Khatib, Mayıs ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerinin Lübnan için önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Analizde, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde üç ülkenin, hızlı karar alabilen ve uygulama gücüne sahip bir hükümetin kurulması için Lübnan parlamentosu üzerinde diplomatik baskı kurması gerektiği ifade ediliyor.

İstikrarın üç temel şartı
Yazıda, Lübnan’ın istikrar ve refaha kavuşması için üç temel şart sıralanıyor. Bunlar, İsrail’in saldırılarını durdurması ve ülkeden çekilmesi, Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahlarını teslim ederek devlet otoritesinin tesis edilmesi ve devleti kontrol eden yolsuzluk ağlarının dağıtılması olarak aktarılıyor.
Analize ayrıca, eski bakan Nasser Yasin’in Lübnan’ın Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’den oluşan bir üçgenin merkezinde yer aldığı yönündeki değerlendirmesine de yer veriliyor. Yasin’e göre Lübnan’ın dış politikası bu üç sütuna dayandırılmalı.

Caydırıcılık, savunma ve İran boyutu
Dr. Khatib, Lübnan’ın İsrail ile müzakere edebilmesi için caydırıcı bir güce ihtiyaç duyduğunu savunuyor. Bu caydırıcılığın, Türkiye ile yapılacak ve Lübnan ordusunun eğitilmesi ile donatılmasını içeren esnek bir savunma anlaşmasıyla sağlanabileceği öne sürülüyor. Aynı zamanda İran ile yürütülecek diplomatik temaslar yoluyla Hizbullah üzerindeki baskının artırılması ve silahların teslimi karşılığında güvence sağlanması gerektiği ifade ediliyor.

Yolsuzlukla mücadele ve kurumsal reform
Yolsuzlukla mücadele için özel bir mahkeme kurulması, vatandaşların doğrudan şikâyette bulunabilmesi ve tüm bakanlıklar ile bankaları kapsayan kapsamlı denetimlerin yapılması öneriliyor. Ayrıca kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması ve gereksiz personelin işten çıkarılması gerektiği belirtiliyor.

Elektrik sorunu ve devlet kapasitesi
Analizde, Lübnan halkı için devlet yönetiminin başarısının en somut göstergelerinden birinin elektrik sorunu olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle hükümetin öncelikle elektrik altyapısını yenilemesi ve ülke genelinde kesintisiz enerji sağlayacak yeni santraller kurması gerektiği ifade ediliyor.

Bölgesel irade ile mümkün bir başarı
Sonuç bölümünde Dr. Khatib, Lübnan dosyasının karmaşık görünse de güçlü bir bölgesel irade ile çözülebileceğini savunuyor. Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye üçlüsünün Lübnan’da sağlayacağı bir başarının, daha geniş ve iddialı bir bölgesel entegrasyon projesinin ilk adımı olabileceği ve Ortadoğu için yeni bir dönemin kapısını aralayabileceği belirtiliyor.

Dr. Dania Koleilat Khatib kimdir?
Dania Koleilat Khatib, ABD-Arap ilişkileri konusunda uzmanlaşmış, özellikle lobicilik alanına odaklanan bir analisttir. Aynı zamanda, Lübnan merkezli ve Track II diplomasi çalışmalarına yoğunlaşan bir sivil toplum kuruluşu olan İşbirliği ve Barış İnşası Araştırma Merkezi’nin (Research Center for Cooperation and Peace Building) kurucu ortaklarından biridir.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA