Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 - +90 530 926 41 13 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Yeni İşgallerin Önlenebilmesi İçin Yeni Bir Birleşmiş Milletler Sistemine Duyulan İhtiyaç

Memmed İSMAYİLOV - Araştırmacı
04 Mart 2022 10:42
A-
A+

Bugünlerde dünya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daimi üyesi olan Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini izlemektedir. Cümlenin sonunda kullanılan “izlemek” kelimesi gelişigüzel seçilmemiştir. Aylar önce bir diğer BM Güvenlik Konseyi üyesi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Rusya’yı kışkırtması ile bu işgal süreci tetiklenmiştir. Bugün itibariyle Rusya’nın öngörülemez manevraları ve sahip olduğu nükleer güçten dolayı dünya devletleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısında Ukrayna’ya askeri destek vermekten çekinmekte ve işgali uydulardan ve TV’lerden izlemektedirler.

Bu bağlamda Rusya’nın Ukrayna’yı işgali BM ve BM’nin Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi gibi ana organlarının aslında ne kadar işlevsel ve sembolik olduklarını dünyaya göstermiştir. Buradan hareketle Rusya-Ukrayna gerginliği çerçevesinde BM’nin ve Güvenlik Konseyinin işlevsizliğinin nedenlerini ve günümüz dünyası bakımından nasıl bir uluslararası örgüte ihtiyaç duyulduğunu aktarmak yerinde olacaktır.

Birinci Dünya Savaşı sonrası 10 Ocak 1920’de kurulan Milletler Cemiyetinin (MC) temel amaçlarından birisi uluslararası barış ve güvenliği sağlamaktı. Ancak, Milletler Cemiyeti kendisine tevdi edilen amacı gerçekleştiremedi ve İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına engel olamadı. Peki, Milletler Cemiyeti neden başarısız oldu? Bu soruya verilecek doğru cevap aslında onun halefi olan Birleşmiş Milletlerin de bugün neden başarısız olduğu hakkında bize ipucu verebilecektir. MC’nin başarısızlığının sebepleri arasında; Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’ni onaylamaması, Birleşik Devletlerin Cemiyetten kendini izole etmesi, üyelerinin askeri müdahalelerini önleyememesi, özellikle Sovyetler Birliği’nin 1934’te Cemiyete üye olması ve daha sonra Finlandiya’yı işgal etmesi ve akabinde üyelikten çıkarılması, Almanya’nın Avusturya’yı işgal etmesi, İtalya’nın Etiyopya’yı işgali ve 1930’lu yıllardaki küresel ekonomik kriz sayılabilir.

MC’nin tasfiye edilmesi üzerine uluslararası sistem yeni gerçeklikleri göz önünde bulundurarak, fonksiyonel olarak daha güçlü bir uluslararası örgütün kurulması konusunda mutabık kaldılar. Bu ihtiyacı karşılamak adına 24 Ekim 1945’te amacı uluslararası barış ve güvenliği korumak, uluslararasında dostça ilişkileri geliştirmek, uluslararası işbirliğini geliştirmek ve uluslararası uyuşmazlıkların veya sorunların çözüldüğü bir merkez olmak olan Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. Bu evrensel örgütün benimsediği temel ilkeler ise üye devletlerin egemenlik eşitliği ilkesi, uyuşmazlıkların barışçıl çözülmesi ilkesi, iyi niyet ilkesi ve kuvvet kullanma yasağıydı.

BM, uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için ana organı olan Güvenlik Konseyini görevlendirmiştir. Ancak bugün gelinen noktada Birleşmiş Milletler ve özellikle Güvenlik Konseyi, uluslararası toplumun ihtiyaçlarını gidermekte yetersiz kalmış ve kendisine duyulan güven önemli ölçüde azalmıştır.

BM’nin başarısızlığının nedeni hiç şüphesiz kurulduğu tarihin konjonktürü ile yakından alakalıdır. 1950’lilerin dünya koşullarına göre şekillenen BM, bugün yaşanan gelişmelerin karşısında kendi fonksiyonlarını gerçekleştirememektedir. Özellikle 2019 yılının Aralık ayında başlayan COVİD-19 adıyla bilinen virüsün meydana getirdiği pandemi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası ilişkiler sistemini karakterize eden çok taraflılık dünyasını, büyük bir tehdit ile karşı karşıya koymuştur.

Ancak BM’ye getirilen en büyük eleştiri uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından sorumlu ve BM ana organlarından biri olan Güvenlik Konseyinin işlevsizliğidir. BM Antlaşması madde 39’a göre Konsey, dünyanın herhangi bir bölgesinde gerçekleşen herhangi bir olay veya durumun veya herhangi bir devletin eyleminin uluslararası barış ve güvenliğe bir tehdit teşkil edip etmediğine karar verebilmektedir. Eğer Konsey, barış ve güvenliği tehdit eder bir durumun varlığını tespit eder ise BM Antlaşması’nın 41. ve 42. maddeleri çerçevesinde gerekli önlemleri alır. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 41.madde düzenlemesi, askeri nitelikli kuvvet kullanma dışında, örneğin; diplomatik, ekonomik ilişkilerin kesilmesi veya ambargo uygulanması gibi bir takım önlemlerin alınmasını öngörürken, 42.madde hükmü ise kuvvet kullanma dâhil her türlü önlemlerin alınması konusunda Güvenlik Konseyine yetki vermektedir. Peki, bu olağanüstü yetkilerle donatılmış organ neden kendi görevlerini yerine getirememektedir? Bu sorunun cevabı ise Güvenlik Konseyinin niteliğinin tespit edilmesinde saklıdır. Şöyle ki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi her şeyden önce siyasi bir organdır. Yapısı, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın şekillendirilmesiyle ilgilidir ve beş üyesi sürekli üyedir (Amerika, Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin) ve bunlardan herhangi birisinin veto yetkisini kullanması halinde, yukarıda kısaca anlatılan yaptırımlar uygulanamaz. Bu nedenledir ki, özellikle daimi üyelerin kendi çıkarlarının ve çıkar ilişkileri bulunan devletlerin uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmeleri karşısında BM sistemi yetersiz kalmaktadır. Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Bosna-Hersek’te ve yine aynı şekilde Ruanda’da soykırım suçunun işlenmesine, Somali’de,  Azerbaycan toprağı olan Karabağ başta olmak üzere Kafkasya’da, Filistin’de, Lübnan’da ve Suriye’de tanıklık edilen uluslararası hukuk ihlallerine ilişkin etkin Güvenlik Konseyi kararları alınamaması ve uluslararası hukuk kuralları ihlallerinin önüne geçilememesi, Güvenlik Konseyine olan güveni sarsmıştır. Bugünlerde devam eden Rusya-Ukrayna gerginliğinin Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline dönüşmesine sebebiyet veren de Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesinden kaynaklanan işlevsizliğidir. Yukarıda MC’nin başarısızlığının nedenleri arasında Sovyetler Birliği’nin 1934’te Cemiyet'e üye olması ve daha sonra Finlandiya’yı işgal etmesi ve akabinde üyelikten çıkarılması da vardı. Bugün gelinen noktada MC’nin halefi BM de aynı kaderi yaşamaktadır. Ancak bu sefer işgal eden aynı olsa da işgal edilen Ukrayna’dır.

Peki, daha farklı niteliğe sahip bir BM ve Güvenlik Konseyi olsaydı Rusya’nın Ukrayna’yı işgali önlenebilir miydi? Kanaatimizce evet, işgal önlenebilirdi. Bu noktada ''dünyanın nasıl bir BM ve Güvenlik Konseyine ihtiyacı var?'' sorusu zihnimizi kurcalamaktadır.

Bu sorunun cevabı olarak Birleşmiş Milletler ve özellikle de Güvenlik Konseyinin yapısının kaçınılmaz biçimde değiştirilmesi ve uluslararası toplumun gösterdiği gelişmeler doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi gerektiğini ifade edebiliriz. Zira dünya hala 1950’lerin dünyası gibi algılanamaz. Mevcut yapısı ve uygulaması itibariyle Birleşmiş Milletler uluslararası toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak görülmektedir.

Reform olarak ise Güvenlik Konseyi daimi üyeliğinin kaldırılması, bu mümkün değilse, yeni daimi üyelerin eklenmesi, veto hakkının kaldırılması, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu yetkilerinin artırılması ve uluslararası toplumu bağlayıcı kararlar alması ilk akla gelen hususlardır. Bu türden niteliklere sahip bir BM ve Güvenlik Konseyi Rusya’nın işgalini rahatlıkla önleyebilirdi. Şöyle ki, reform olarak önerdiğimiz sistemde Rusya’nın daimi üyeliği rahatlıkla kaldırılabilecekti. Daimi üyeliğinin kaldırılması endişesi bile bugün Rusya’ya uygulanan “ekonomik nitelikli yaptırımlar” dan hiç şüphesiz ki daha etkili olacaktı. Reform olarak daimi üyeliğin kaldırılmasının mümkün olmaması halinde ise ikinci bir seçenek olarak yeni daimi üyelerin eklenmesi ve veto hakkının kaldırılması Rusya’ya karşı askeri kuvvet kullanılmasını içeren önlemler de dâhil olmak üzere daha nitelikli yaptırımların uygulanmasına olanak sağlayacaktı. Örneğin bu sistemde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgali Güvenlik Konseyinin önüne geldiğinde veto hakkından yoksun olacak olan Rusya buradan çıkabilecek hiçbir kararı önleyemeyecektir.

Sonuç olarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali BM sisteminin işlevsizliğini ve sadece sembolik değere sahip olduğunu gözler önüne sermiştir. Dünyanın bu işgal durumuna sessiz kalması başka işgalleri de tetikleyecek ve MC’nin dağılmasında gösterilen benzer gerekçelerle BM de tasfiye edilecektir. BM’nin selefi MC’nin yaşadığı akıbeti yaşamaması için uluslararası sistem yeniden harekete geçmeli ve yukarıda önerilen formüller esasında yeni bir BM ve Güvenlik Konseyi dizayn edilmelidir. Dolayısıyla yeni işgallerin önlenebilmesi için Güvenlik Konseyinin daimi üyeliği kaldırılmalıdır. Bu mümkün değilse yeni daimi üyelerin eklenmesi ve veto hakkının kaldırılması gerekmektedir.