Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

TÜRKPA 11. Genel Kurulu: “Türk Dili Konuşan Değil; Türk’üz”

Mehmet Yahya ÇİÇEKLİ
01 Temmuz 2022 15:12
A-
A+

2009 yılında kurulmuş olan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Keneşi), kısa adıyla Türk Keneşi (Türk Konseyi), 12 Kasım 2021’de İstanbul’daki 8. Zirvesinde adını Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirmişti. İngilizce ortak metinde “Turkic” yani Türki ifadesi kullanılsa da, “Türk dili konuşan ülkeler” yerine Türk/Türki kavramının gelmesi önemli bir bakış açısı değişimi anlamına geliyordu. İşbirliği Keneşi (İşbirliği Konseyi) yerine doğrudan “Teşkilat” ifadesinin gelmesi de önemli bir değişiklik olsa da, ortaklığın dil yerine doğrudan Türk’lük üzerinden tanımlanması önemli bir dönüşümü sergilemişti.

24 Haziran 2022 tarihinde Kırgızistan’ın ev sahipliğinde düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 11. Genel Kurulu da, Türk Keneşi ile benzer bir dönüşüme sahne oldu. 2008 yılında kurulmuş olan TÜRKPA’nın adındaki “Türk dili konuşan ülkeler” tanımı yerine Türk Devletleri ifadesi geldi. Üye ülke meclis başkanlarının imzaladığı Mutabakat (2008 İstanbul Anlaşmasına Ek Protokol) ile artık Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi olarak adlandırılacak. Türk Keneşinin dönüşümü ile aynı ruhu taşıyan bu dönüşüm, artık Türk devletlerinin kendi ortak paydalarını dil yerine “Türk” olarak tanımladıklarını hükümetler arası kararın ardından yasama organları arasındaki karar ile de tescil etmiş oldu. Her ne kadar Türk’lük kavramı ile kastedilen ortak kimliğin ne olduğu konusunda farklı görüşler öne sürülebilirse de, ortak kimliğin güçlendiği su götürmez bir gerçek.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin yanında Macaristan’ın gözlemci üye olduğu TÜRKPA’da Özbekistan da üye olma kararı almıştı fakat bu süreç henüz sonuçlanmadı. TÜRKPA 11. Genel Kurulu’ndaki önemli bir gelişme de Türkmenistan’ın konuk olarak katılımıydı. Böylece altı bağımsız Türk Devleti ve Macaristan, TÜRKPA’da ilk kez bir araya gelmiş oldu. Masada tek eksik olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti idi. KKTC’nin TÜRKPA’da üyelik başvurusu uzun yıllardır gündemde. KKTC Meclis Başkanı 2018 ve 2019 yıllarındaki TÜRKPA genel kurullarına konuk olarak katılmıştı. Öte yandan, Gürcistan ve Ukrayna sınırları içinde olsa da fiilen Rusya işgali altındaki sözde devletçikleri tanıma baskısı altında bulunan başta Kazakistan ve Kırgızistan olmak üzere eski SSCB üyesi Türk devletlerinin KKTC konusunda çekimser davranmaları anlaşılabilir bir çekince. Bununla birlikte, KKTC hâlihazırda İslam İşbirliği Teşkilatından Ekonomik İşbirliği Teşkilatına kadar çeşitli uluslararası kuruluşlarda farklı statülere sahip. Hatta Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) genel kurullarına da KKTC milletvekilleri katılıyor. Benzer bir statünün TÜRKPA’da KKTC için de sağlanması mümkün.

Tanrı Dağlarının Ala Dağlar kolu ile Issık Göl arasındaki Çolpon Ata şehrinde gerçekleştirilen TÜRKPA 11. Genel Kurulu, gerek (KKTC hariç) tüm bağımsız Türk devletlerinin bir araya geldiği ilk TÜRKPA toplantısı, gerekse Türk’lük kavramının ortak payda olarak resmen kabul edilmesi bakımından tarihi bir toplantı olmuştur. Bu vesileyle, toplantı yerine birkaç kilometre mesafedeki tamgalı taşlar ve balbalların taşıdığı manevi ruhu toplantısında da hissettirmiştir. Türk dünyasının yakınlaşma süreci uzun soluklu bir yürüyüş olsa da, zaman zaman alınan mesafeye bakıp somut ilerlemeleri görmek, Türk Dünyasının ortak geleceği için umut vermektedir. Bir zamanlar Nursultan NAZARBAYEV, bağımsız Türk devletlerinin de Avrupa Birliği gibi bir birlik içinde bir araya gelmesi hayalini dile getirmişti. Bugün gelinen nokta, Avrupa Birliği gibi ulus-üstü nitelikte bir uluslararası birlik olmaktan hayli uzak olsa da, böyle bir yapı kurulabilmesi için önemli bir temel ve tecrübe birikimi sağlamakta. Bölgesel bir kuruluş olarak, şeffaf bir gündemle işbirliği ve dayanışmayı teşvik eden TÜRKPA, Türk Devletleri Teşkilatı ve diğer Türk işbirliği kuruluşları bölgede dayanışma, işbirliği ve iyi ilişkileri teşvik ederek istikrarı güçlendiriyor ve bu bakımdan uluslararası camianın yapıcı birer öğesi konumunda.