Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Aramco'nun Vurulması, Petrol, Güvenlik Ve Siyaset
Stratejik Düşünce Enstitüsü'nde düzenlenen panelde Suudi Arabistan'ın milli petrol şirketi Aramco'ya yapılan saldırı değerlendirildi.
20 Eylül 2019 09:19

Stratejik Düşünce Enstitüsünde (SDE) "Aramco'nun Vurulması, Petrol, Güvenlik ve Siyaset" başlıklı panel düzenlendi. SDE Ekonomi ve Finans Koordinatörü Prof. Dr. Abuzer Pınar moderatörlüğünde düzenlenen panelde, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç.Dr. Hüseyin Arslan, SDE Ekonomi ve Finans Uzmanı Dr. Merve Karacaer Ulusoy, Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) öğretim üyesi Doç.Dr. Fetullah Akın ve enerji analisti Tankut Yıldırım konuşma yaptı.

"Saldırıdan En çok Çin Zararlı Çıktı"

SDE Ekonomi ve Finans Uzmanı Dr. Merve Karacaer Ulusoy "Rakamlarla Enerji" konu başlığıyla kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Saldırı sonrası petrol fiyatlarının yükselmesine işaret eden Merve Karacaer Ulusoy, bu yükselişten en çok Çin'in zararlı çıkacağına dikkat çekti.

Ulusoy Aramco'ya yapılan saldırının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisine ilişkin ise "Türkiye ihtiyaç duyduğu tüm enerjiyi dışardan elde ediyor. Suudi Arabistan'dan temin ettiğimiz petrol 2018'de 21 milyon tona ulaştı" ifadelerini kullandı.

Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki yükselişin halihazırda enflasyonda yakalanan düşüş trendini yavaşlattığını belirten Ulusoy, "Fiyatların bu seviye de kalması bizim için olumlu olmaz. Büyümemizi olumsuz yönde etkiler. Dolayısıyla süreci takip etmek önemli." diye konuştu.

"Saldırı bölgedeki yangına benzin dökmüştür"

Doç.Dr. Hüseyin Arslan , "Suudi Arabistan-Yemen Çatışmasının Bölgesel ve Küresel Güvenliğe Etkileri" başlıklı sunumunda, bölgesel ve küresel aktörlerin, vekalet savaşları bağlamında kendi güvenlikleri, siyasi ve ekonomik çıkarları için tayin ettikleri ya da destekledikleri devlet ve örgütlerle Yemen'e müdahale etmesiyle ülkedeki olayların iç savaşa döndüğünü söyledi.

Yemen'de devam eden iç savaşta ülkenin altyapısının tamamının yanı sıra sosyal, ekonomik ve siyasal yapının büyük darbe yediğini belirten Arslan, "Son olarak Suudi Aramco'ya yapılan ve Husilerce üstlenilen saldırı tabiri caizse bölgedeki yangına benzin dökmüştür." ifadesini kullandı.

Arslan, Suudi Arabistan'ın, kritik öneme sahip iki enerji tesisine yapılan saldırıyı önleyememiş olmasının, "büyük güvenlik zaafiyeti" olarak değerlendirileceğine dikkati çekerek, "Aramco'ya yapılan saldırının etkileri salt küresel petrol fiyatları tartışmalarıyla sınırlı kalmayacak ve beraberinde birçok güvenlik sorununu da gündeme getirecektir." diye konuştu.

Öte yandan Arslan, Aramco'ya yapılan saldırının, dünya genelindeki kritik öneme sahip diğer petrol ve enerji tesislerinin benzer saldırılara kolayca açık olup olmadığı tartışmalarını tetikleyeceği yorumunda bulundu.

"Orta Doğu'nun esas problemi mezhep çatışmaları"

Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) öğretim üyesi Doç. Dr. Fetullah Akın da "Saldırı Sonrası Gelişmeler, İran ve Türkiye'yi nasıl etkiler?" başlıklı konuşmasında, bölgede yaşanan sorunların arka planında mezhepsel çatışmaların olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Akın, mezhep çatışmalarının, Emeviler ile başlayan tarihsel bir süreç olduğuna işaret ederek, "Orta Doğu'nun esas problemi mezhep çatışmalarıdır. Bunun arkasında güç kullanarak yine güç dengesi oluşturma vardır." dedi.

İslam dünyasında mezhep taassupçuluğunun halen çok yaygın olduğunu ve bunun devam etmesi durumunda bölgede barış tesis edilemeyeceğini dile getiren Akın, ABD ve Batı'nın da fırsat buldukça mezhep çatışmalarını körükleyerek kendi lehine çevirdiğini ifade etti.

Orta Doğu ülkelerinde ekonomi başta olmak üzere kültürel ve dini entegrasyonun sağlanamadığını söyleyen Akın, bu ülkeler arasında tek tip ürünlerin üretilip satılması nedeniyle ekonomik bütünleşmenin mümkün olmadığına dikkati çekti.

Akın, İran'ın bugünkü ekonomisinin yüzde 40'ının doğrudan, yüzde 45'inin ise dolaylı olarak hükümetin denetiminde olduğunu belirterek, ekonominin 15'inin de mevcut yönetime yakın bir ticaret grubunun denetiminde olduğunu kaydetti.

Ülkedeki diğer kitlelerin ekonomiye katılımının mümkün olmadığı yorumunda bulunan Akın, bu durumun Suudi Arabistan başta olmak üzere Orta Doğu'daki birçok ülkede benzerlik göstermesi sebebiyle bölgesel ekonomik entegrasyonun mümkün olmadığına işaret etti.

"Rusya enerjide istikrarlı fiyat hareketini tercih ediyor"

Enerji analisti Yıldırım da Aramco tesislerine yapılan saldırının Rusya'ya etkisine değinerek, "Rusya, enerji güvenliği stratejisi gereği istikrarlı fiyat hareketini tercih ediyor çünkü Rusya'nın petrol ihraç ettiği ülkelerin yaşadığı tedirginlik onları başka kaynak aramaya yönlendiriyor ve bu Rus ekonomisi için olumlu değil." dedi.

Yıldırım, Rus petrol ve doğal gaz şirketlerinin halihazırda ellerinde bulunan rezervlere yöneldiğini vurgulayarak, Rusya'nın yeni sahaları üretime alması ve sermaye arayışına girmesi gerektiğini belirtti.

Buna karşılık, Rus şirketlere yapılan yaptırımlar sonrası sermayeye ulaşımın zor olduğunu aktaran Yıldırım, "Rusya, OPEC+ anlaşması sonrası günlük üretimini 11,2 varile düşürdü. Rusya'nın yeni sermaye bulamaması halinde üretimi bu düzeyde tutma ihtimali mümkün gözükmüyor. Rosneft'in bir kısmının özelleştirilmesi bir sermaye arayışıydı. Yine de Rus şirketlerine yapılan yaptırımlar uzun vadeli sonuçları da beraberinde getirecek." diye konuştu.

Yıldırım, şunları kaydetti:

"Sermaye ve yeni yatırımlara ulaşım, Rusya için kilit bir konu. Rus şirketleri sermaye için Çinli ve Hindistanlı yatirimcilar ile ilişki kurdu ancak özellikle Çin ayağına başarılı olamadılar. Yaptırımlar sonrası ön ödemeli petrol satış sözleşmelerinin yürütülmesi de zorlaştı."