Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Aktay: “İsrail Arap dünyasında demokrasiyi kendine tehdit görüyor”
SDE YİK Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay, Stratejik Düşünce Enstitüsü'nde düzenlenen konferansta Arap Dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
11 Şubat 2021 17:00

SDE YİK Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay, “Arap Ülkelerinde Güncel Gelişmeler” başlıklı konferansta, İslam Dünyası ve Arap Dünyası üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. 

Prof. Dr. Yasin Aktay, Ortadoğuda faal olan üç önemli projeden ve bu projelerin oluşturduğu siyasal eksenden bahsedilebileceğini belirterek, "Türkiye'nin projesi en insani olanı, en herkese faydalı olanı, kendine kazandırırken herkese kaybettirmeyi gözetmeyeni, herkese onurlu bir varoluş vaat edenidir. Türkiye’nin vizyonu imar eden bir projedir, barış ve istikrar projesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Arap dünyası denilen coğrafyanın bundan 100 yıl önce Hilafet çatısı altında Osmanlıya bağlı olduğunu hatırlatan Aktay, o dönemlerde Arap dünyasının kendisini Hilafet ve İslam dünyası ile bir ve beraber gördüğünü söyledi.

Aktay, Arap coğrafyası diye nitelenen bölgede faal olan üç önemli projeden ve bu projelerin oluşturduğu siyasal eksenden bahsedilebileceğini ama bu üç büyük eksenin arasında Arapların bir iddiasının veya bir projelerinin olduğu bir eksenin bulunmadığını kaydetti. “Arap dünyasının bugün ve gelecekte nasıl şekilleneceğine, nasıl bir Arap dünyası kurulabileceğine dair ayırt edilebilir bir proje yok” diyen Aktay, Arap ülkelerinin bir Arap projesini öne sürüp bunu uygulamaya koymak yerine ya kendi dertleriyle meşgul veya başka projelere hayatiyet vermekle meşgul olduklarını anlattı.

Projesi olan üç ülkeden ikincisinin İran olduğunu anlatan Aktay İran’ın da projesiyle Ortadoğu’da kendine ait bir eksen oluşturmaya çalıştığını vurgulayarak şunları söyledi: "Geçen sene Ocak ayında ABD tarafından Irak'ta öldürülen Kasım Süleymani'ye atfedilen bir söz vardı. Süleymani bu sözü İran adına gurur ve övünç duyarak kendilerine tabi Şii milisleri motive etmek üzere söylemişti. ‘Biz, 4 Sünni Arap başkentine hakim olduk, oraya hükmediyoruz şu an.' Bu 4 Arap-Sünni merkezden biri Şam. Gerçekten hakim oldular ama nasıl bir hakimiyet? Ortada tarihi kültürel hatta sosyal kimliği ve varlığıyla Şam’dan eser kalmadı. Yıkıldı viran oldu. Arkada 1 milyon ölüm, hem de en feci ve insanlık dışı katledilmiş 1 milyon insan ölümü, arkasında 12 milyon insan yer değiştirmiş. Suriye nüfusunu düşündüğümüzde bunun yüzde 60’ından fazlası yer değiştirmiş. Durum ortada. Bir hakimiyetin insanlığa neye mal olduğu ortada. İkinci başkent Bağdat. Terör saldırılarının sürekli olduğu, terörden kaynaklı nüfus hareketliliğinin olduğu Bağdat’ta İran hakimiyetinin neye mal olduğu yine ortada. Aynı şekilde Beyrut ve Sana'ya hakim olunan, bundan övünç duyulan 3. Ve 4. Sünni-Arap başkentleri. Hakim olunan, kontrolü sağlanan yerlerin kendi halkları için yaşanmaz hale gelmiş olması karşısında nasıl övünç duyulabilir? Sorulması gereken soru budur. Oysa aslolan, bir yere dair bir projeniz varsa o projenin oranın halkına ne kazandıracağını baz almasıdır. Yıkım değil imar üretebiliyor musunuz? Acılar değil refah ve mutluluk getirebiliyor musunuz? Ölüm değil hayat getirebiliyor musunuz? Kaos değil, adil bir düzen getirebiliyor musunuz? O zaman gerçekten hakim olmak bir övünç kaynağı olabilir" ifadelerini kullandı.

Aktay, bölgede faal ve etkili olan ikinci projenin Siyonist eksene ait olduğunu belirttiği konuşmasında “Siyonist proje, Ortadoğunun tamamen İsrail’in güvenliği gözetilerek dizayn edilmesini arayan, bütün devletler arası ilişkileri, her bir ülkenin iç durumunu tamamen İsrail’in güvenlik ve gelecek kaygılarını gözeterek yönetmeye çalışan bir proje. Bu proje tek başına İsrail’in yönettiği ve kontrol ettiği bir proje değil, Avrupa ve ABD’nin de, bazı Arap rejimlerinin de şu veya bu yolla angaje olarak hizmet ettiği bir projedir" dedi. İran ve İsrail'in, bir birlerini tehdit olarak göstermek suretiyle bölgede kendi projelerinin ihtiyaç duyduğu önemli bir malzemeyi birbirlerinden temin ettiklerini anlatan Aktay, bununla kesinlikle aralarında anlaşmalı olduklarını kast etmediğini ama bu ilişki biçiminin son kertede kendi projelerini uygulamayı mümkün kıldığını söyledi. "İsrail, Arap yöneticilere, kendi halklarına rağmen baldıran zehrini içirdi ve hepsi İsrail'le ilişkilerini ‘normalleşme’ adı altında yeniden inşa ettiler. İsrail şimdiye kadar Arap ülkeleri tarafından resmen tanınmıyor, korsan bir ülke olarak niteleniyordu ve resmi bir ilişki yoktu aralarında. Arap yöneticileri norrmalin üstünde müstebittir, halkların onlar için hiçbir önemi yok zannedilir, ama şimdiye kadar gayrı resmi olarak ilişkide oldukları İsrail’le ilişkilerini kendi halklarından yine de çekinerek normalleştirmekten çekiniyorlardı. Demek ki ne de olsa halktan çekinceleri vardı. Bugün o çekinceleri dahi kalmamıştır. Yani ilginç bir biçimde sözümona demokrasi iddiasındaki Amerika Arap yöneticilerin kendi halklarına rağmen iş görmesini daha da fazla teşvik etmiş, hatta zorlamıştır. Esasen bu vesileyle bir daha görüyoruz ki, ABD için de Avrupa için de İslam ülkelerinde demokrasi hiç de istedikleri bir şey değildir. Aksine ne kadar az demokrasi o kadar iyi diye düşünüyorlar. Çünkü demokrasi çok risklidir ve Siyonist projenin uygulanmasını imkansız kılıyor. Bölgede ABD ve AB ülkelerinin desteklediği Siyonist proje demokrasinin mutlak yokluğuyla uygulanabilir ancak. Azıcık bir demokrasi bile bu projeyi uygulamayı imkansız hale getiriyor çünkü. O yüzden demokrasiye karşı mücadelede Siyonist proje, bazı Arap yöneticilerin demokrasi korkusuyla birleşiyor. Trump’ın İsrail’e en büyük hediyesi onu bölgedeki başlıca Arap ülkeleri nezdinde meşrulaştırmak oldu. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri’nin de kendi başına bir siyaset takip ettiği söylenebilir. Öyle bir algı var, o kadar aktif ki öyle zannediliyor. Oysa onun bütün yaptığı neticede Siyonist eksene hizmet etmekten başka bir şey değil. İslam dünyasının her yanında, nerede demokrasi karşıtı bir gelişme varsa, darbe, iç savaş, istikrarsızlık varsa orada Birleşik Arap Emirliklerinin bir eli vardır. Bununla bir güç elde ettiği zannediliyor, ama birinci önceliği bir güç elde etmek değil, bir güç birikimini yıkıp dağıtmaktır. İmar değil, yıkımdır ve bu boyutuyla Siyonist projenin önündeki molozları kaldırıyor, başka da bir şey yapmıyor" değerlendirmesinde bulundu.

İsrail'in, Suriye rejimini normalde, İran’la olan açık işbirliği dolayısıyla düşman olarak görmesi gerektiğini belirten Aktay, buna rağmen İsrail'in Beşşar Esed rejiminin yıkılmasını istemediğinin de çok açık olduğunu aktararak, Suriye'de savaşın bu derece uzun sürmesinin bir sebebinin de İsrail olduğunu söyledi. ABD Suriye’ye ilk etapta Esad’ı yıkmak için girdiği halde sonradan türedi bir terör örgütü olarak DAEŞ’e odaklanması ve Beşşar’ı devirmeyi tamamen gündeminin dışına çıkarmasının da bu çerçevede ve çok iyi anlaşılması gerektiğini anlatan Aktay “burada hedef Türkiye’nin bölgedeki barış, istikrar ve herkesi güçlendirecek projesinin önünün kesilmesiydi ve bu çerçevede bazı Arap rejimlerinin de bu projeye nasıl hizmet ettiği de çok net bir biçimde görülmüştür” diye konuştu.

Aktay, bölgede İran ve İsrail'den sonra tek projesi olan, üçüncü eksenin ise Türkiye ekseni olduğunu belirterek, "Türkiye'nin projesi en insani olanı, en herkese faydalı olanı, kendine kazandırırken herkese kaybettirmeyi gözetmeyeni, herkese onurlu bir varoluş vaat edenidir. Türkiye’nin vizyonu imar eden bir projedir, barış ve istikrar projesidir. Bölgede hiçbir ülkenin güçlenmesini kendisine tehdit olarak görmüyor. Girdiği hiçbir ilde, elini attığı hiçbir ülkede yıkım değil imar ve istikrar getiriyor. Hiçbir ülkenin bölünmesini istemiyor, aksine ilişkide bulunnduğu bütün ülkelerin toprak bütünlüğünü gözetiyor. Suriye Suriyelilerindir, Libya Libyalılarındır, Irak Iraklılarındır. Türkiye hiçbir ülkeye zorla müdahil olup varolan sorunları artırmaya asla çalışmadı. Son zamanlarda 5 ülkedeki sorunların çözümüne müdahil oldu ve hepsinde referans oluşturacak şekilde, barış ve istikrar lehine bir başarısı kaydedildi. Somali’yi yeniden kurdu ve halkı için yeniden umut oluşturdu. Katar’a kuşatma ve işgal girişimine karşı anlaşmasına uyarak bir duruş sergiledi ve orada sorunun daha da derinleşmesinin önüne geçti. Suriye içinde Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşayan Suriyeliler Türkiye’de yaşayanlarla birlikte Esad’ın yönettiği bölgelerde yaşayanlardan daha fazla. Bu, Türkiye4nin yaklaşımının Arap halkları nezdinden, Suriye halkı nezdinden çok daha fazla makbul olduğu, tercihe şayan olduğunun açık bir göstergesidir. Azerbaycan’da Türkiye’nin katkısıyla 30 yıllık işgal bitti ve şimdi Ermenistan’ın da dahil olmasıyla bölgesel bir istikrar ve işbirliği dünyası oluşturuluyor. Libya’da ise meşru yönetimin daveti ve yardım talebine icabet eden Türkiye orada darbeyi ve işgali önlemiş Libya son zamanlarda gerçekleşen geçiş hükümeti seçimiyle birlikte geleceğe daha umutla, imar ve istikrara doğru emin adımlarla ilerliyor. Bütün bu alanlar Türkiye’nin krizlere müdahale tarzı için çok ciddi bir referans oluşturuyor ve şimdi bütün kriz bölgelerinden bu referanslara dayanılarak Türkiye’ye ciddi bir talep var. Yemen’de işin içinden çıkmak için Türkiye’nin aynı tarzda müdahil olması yönünde Yemen halkından ciddi bir talep var." değerlendirmesinde bulundu.

Ne yazık ki, Arap dünyasının geleceğini inşa etmek üzere faal bir Arap ekseninin ve projesinin bulunmadığını anlatan Aktay, aksine mevcut Arap ülkelerinin önde gelenlerinin kendi projelerini oluşturmak, halklarına daha müreffeh, daha bağımsız, daha onurlu bir gelecek inşa etmek yerine Siyonist eksene angaje olduklarını belirten Aktay, bu projeye olan angajmanları yüzünden bazı Arap yöneticilerden Türkiye’ye yönelik ciddi bir hasmane tutumla karşılaştıklarını anlattı. Buna rağmen bu husumetin asla Arap halklarını etkilemediğini bilakis Arap halklarının büyük çoğunluğunun Türkiye’ye karşı güçlü bir sempati, dostluk ve kardeşlik duygusuyla dolu olduklarını kaydetti. Bu dostluk ve kardeşliğin bir sonucu olarak son dönemde Arap coğrafyasından Türkiye'ye yönelik çok ciddi yatırımların yapıldığını kaydeden Aktay, bu yatırımların şu anda Türkiye ekonomisinde hatırı sayılır bir canlanmaya ve katkıya yol açtığını anlattı.