Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
İsrail Cumhurbaşkanı İshak Herzog'un Türkiye Ziyareti : Gerçekler ve Beklentiler?
Kurmay Albay (E) İlyas Süpürgeci
14 Şubat 2022 11:35
A-
A+

Uzun bir aradan sonra ilk defa bir İsrail cumhurbaşkanı Türkiye'yi ziyaret edecek. Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davet ettiği sayın cumhurbaşkanı İshak Herzog'un ziyaretinin, medyaya göre, mart ayı ortalarında gerçekleşmesi planlandı. İsrail'de cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değere ve ağırlığa sahip olduğu düşüncesi ile meseleye bakmak doğru bir yaklaşım olmaz. Burada Davos'taki “One Minute” hadisesi ve sonrası iyi anlaşılmalıdır. Davos'ta yaşanan olayda Türk tarafını o dönemde Başbakan olan Sn. Erdoğan, İsrail tarafını ise dönemin Cumhurbaşkanı Shimon Perez temsil ediyordu. Bu yazının gayesi, belirtilen ziyaret öncesinde; İsrail halkının Türkiye algısını şekillendiren açık kaynak medyada yayınlanmış iddialardan, analizlerden ve değerlendirmelerden faydalanarak; İsrail tarafının pozisyonunu, motivasyonunu, niyet ve maksadını anlamaya çalışmak ve oradan durumun nasıl görüldüğünü mümkün olduğunca genel hatlarıyla yansıtabilmek, stratejik gelişmeleri ve İsrail'in beklentilerini ortaya koyarak değerlendirmek ve dikkate sunmaktır.

Yazı iki bölümden ve beş ana başlıktan oluşmuştur.

Birinci bölümde; Genel bakış, Türkiye'nin Siyasi liderliğine ve politikalarına karşı tarafın bakışı ve kamuoyuna yansıtma şekli; İkinci bölümde, İsrail'i yakınlaşmaya teşvik eden durum nedir? Sonrasında İsrail tarafının beklentileri, niyet ve maksadı ne olabilir? sorusu ile değerlendirme ve sonuç. 

Genel Bakış:

İsrail’deki Yahudi halkın Türkiye'den göç etmiş olanları doğal olarak Türkçeye hakimdir ve Türkiye'yi çok iyi bilmektedir. Bu kesim Türkiye’deki gelişmeleri doğrudan ve yakından takip etmektedir ve bilgi sahibi olmaktadır. Fakat Türkiye'ye uzak coğrafyalardan İsrail'e göç ederek gelenler ve onların çocukları Türkleri ve Türkiye'yi yakından tanımamaktadır. Halkın büyük çoğunluğunu oluşturan bu kesim Türkiye hakkındaki bilgileri ve gelişmeleri medya yoluyla İbranice, İngilizce ve Rusça lisanındaki yayınlardan takip etmektedir. Dolayısıyla oradaki yerel medya unsurları halkın Türkiye algısının oluşmasında oldukça etkilidir. İsrail'deki düşünce kuruluşlarında ve medyada Türkiye'de doğmuş, büyümüş ve yüksek öğrenimini yapmış olan ve müteakiben Israil'e göç etmiş bazı kişiler Türkiye uzmanı olarak çalışmaktadırlar. Bu kişiler Türkiye'deki gündemi yakından takip ederek oradaki kamuoyuna düzenli olarak yorumlamaktadırlar.  İsrail halkının önemli bir bölümü Türkiye’ye bir veya birkaç kez turist olarak gelmiştir ve Türkiye'de bulunmuştur.

İsrailliler için Türkiye; çok önemli coğrafi konuma, devasa büyüklüğe ve doğal güzelliklere sahip ve bölgenin en güçlü ülkesidir. Türkiye'deki gelişmeler ve izlediği siyaset İsrail'in hayati çıkarlarını birçok yönüyle yakından ilgilendirir ve önemli ölçüde etkiler. İsrail kurulduğundan itibaren dünyanın diğer bölgelerine Türkiye üzerinden ulaşmıştır ve bu durum önemli ölçüde bugün de devam etmektedir.  Türk kimliği ve tarihi Yahudiler için genel olarak dost ve güven veren bir niteliğe sahip olsa da Türkiye, İsrail’in çıkarları bakımından yakından takip edilmesi, hep kontrol altında tutulması ve dengelenmesi gereken bir ülke olarak algılanır. Her geçen gün gelişmekte olan milli savunma sanayisi ile desteklenen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin artan gücü ve sahadaki etkisi dikkatle izlenmekte ve 21nci yüzyılda kendileri açısından en büyük zorluk olarak algılanmaktadır. Türkiye'deki iç siyasette ve iktidarda milliyetçi, muhafazakâr ve dini inancının gereklerini yaşayan kesimin etkin hale gelmesi, her dönemde, genel olarak İsrail’deki Yahudi halkta bir endişe ve tedirginlik kaynağı olmuştur. Çünkü, Yahudi halkın önemli bir bölümünün İslâm’a karşı önyargısız olduğunu söylemek neredeyse mümkün değildir. Kısacası dost bir Türkiye, İsrail için bölgede kocaman bir güven ve istikrar adası ve zenginlik demektir. Bunun tersi ise uzun süre sürdürülmesi mümkün olamayacak bir durum demektir. Bölgenin büyük resminde, sembol merkezler olan İstanbul ve Kudüs’ün birlikteliği ve yakınlığı jeopolitik bir zorunluluktur. İsrail halkı ve devleti bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir.       

Türkiye'nin Siyasi Liderliğine ve Politikalarına Karşı Tarafın Bakışı ve Kamuoyuna Yansıtma Şekli:

İsrail’deki düşünce kuruluşları sitelerinde ve medyasında on yılı aşkın bir süredir (Davos’taki “One Minute” hadisesi sonrası), Türkiye hakkında olumlu bir habere ve hattâ tarafsız bir habere rastlamak mümkün olmamıştır. Fakat aleyhte yazılar ve yorumlar hep gündemde tutulmuştur. Türkiye'nin meşru hükümetine ve siyasi liderliğine yönelik yürütülen iftira ve itibarsızlaştırma kampanyaları üzerinden esasen ülkenin istikrarı, güvenliği, ekonomisi ve dış politikası hedef alınmıştır. Türkiye'nin ABD ve Avrupalı müttefikleri ile olan ilişkileri (ikili ve NATO bağlamındaki ilişkiler) ve Arap ülkeleri ile olan ilişkileri hedef alınarak ilişkiler zehirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye bölgede Batı'dan ve güneyden kuşatılmaya, tecrit edilmeye ve etkisizleştirilmeye çalışılmıştır. Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkileri etki altına alınmaya çalışılmış ve Türkiye'nin etkisizleştirilmesi yolunda Rusya'dan faydalanmak istenmiştir.

İsrail’deki düşünce kuruluşları sitelerinde ve medyada yer alan Türkiye hakkındaki haber, analiz, değerlendirme ve yorumlarda kullanılan; İFTİRA NİTELİĞİNDEKİ kavramlardan, temalardan ve iddialardan öne çıkanlar ile aleyhte yürütülen örtülü faaliyetlerden bazıları aşağıda kısa başlıklar halinde sıralanmıştır:

   * Yeni Osmanlıcılık hedefi, Siyasal İslâmcılık, saldırgan ve genişlemeci siyaset iddiası,

   * Cihatçı ve radikal örgütlerin desteklendiği ve İŞİD terör örgütünün desteklendiği iftiraları,

   * Topraklarının işgaline karşı direnen Filistin Halkına ait örgütler (İsrail’de terör örgütü olarak nitelendirilmektedir)in terör faaliyetlerinin desteklendiği iftirası,

   * Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Atatürk Türkiye’sini yıkarak onun yerine; İslamcı ve otoriter bir yönetim sistemini benimsediği” iftirası,

   * Hain ve devşirilmiş FETÖ'nün aklanması ve terör örgütüne meşruiyet sağlanması çabaları: FETÖ terör örgütünün “muhalifler” olarak nitelendirilmesi, hain darbe girişiminin ise “ordudaki muhalif subayların başarısız darbe girişimi” olarak görülmesi ve FETÖ bağlamında yürütülen yasal yargılama ve cezalandırma süreçlerinin “kendisine muhalif olanları temizleme" süreçleri olarak yorumlanması. Yurtdışında faaliyet yürüten FETÖ üyelerinin Türkiye aleyhindeki propaganda faaliyetlerine destek verilmesi ve yazılarının yayınlanması, lobi faaliyetlerinde örtülü işbirliği yapılması.

   * Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun olarak yürütmekte olduğu kendini savunma ve terörle mücadele faaliyetlerinin kirletilmeye ve önlenmeye çalışılması, fakat diğer taraftan terör örgütlerine meşruiyet sağlanarak örtülü ve dolaylı destek verilmesi: Hain ve bölücü terör örgütü PKK’nın bir yeraltı örgütü olarak nitelendirilmesi ve terör faaliyetlerine hiç yer verilmemesi. PKK'nın Suriye kolu PYD/YPG terör örgütü (kendileri Kürt demokratik güçleri demektedir)nün ise kutsanması ve “Türkiye'nin saldırganlığına” karşı mutlaka korunması gerektiği; bu bağlamda ABD'nin Suriye'deki askeri varlığını ve “Kürtlere” sağladığı desteğini sürdürmesi gerektiğinin belirtilmesi. PKK terör örgütü ve Suriye'deki kolu olan YPG/PYD terör örgütlerine İsrail tarafının nasıl baktığını çok net olarak ortaya koyan bir yayından yapılan alıntı mealen şöyledir: (İsrail'in gizli dış operasyonlar kurumu olan) [... MOSAD'ın eski istihbarat dairesi başkanı Haim Tomer, "Kabine" programında röportaj yaptı; Trump, İsrail'in Kürtlerle ilişkileri ve bölgedeki değişiklikler hakkında konuştu: "İsrail Kürtler konusunda net olmalı”.( araya diğer konuşmacı giriyor) “Günün sonunda kendilerini savunmak için Kürtlerin silaha ihtiyacı olacak."  ... (Tomer konuşmaya devam ederek) İsrail Devleti karmaşık işleri biliyor (üstesinden gelebiliyor). Kürtlerin kaderi Yahudi halkının kaderiyle bağlantılıdır ve görmezden gelmek doğru değildir".] Kaynak: 17.10.2019, https://m.maariv.co.il/news/world/Article-724378.

  * Türkiye'nin, uluslararası hukuktan doğan meşru hak ve menfaatlerine yönelik  saldırıları püskürtmek ve çıkarlarını korumak gayesiyle izlediği aktif savunma politikasını başarısız kılma çabaları: “Erdoğan Türkiye’sinin Doğu Akdeniz bölgesi başta olmak üzere genel olarak bölgede izlediği saldırgan siyasetin bölgenin istikrarını ve güvenliğini tehdit ettiği ve bölge halklarının çıkarlarına zarar verdiği” iddiası ile birlikte bu tehdide karşı bölge ülkelerinin (Yunanistan, Rum yönetimi, BAE, Mısır, Libya’da Hafter) birlikte hareket etmesi gerektiğinin savunulması ve çok yönlü işbirliği yapılması.

   *  Bölgede ve özellikle Arap ülkelerinde halkın iradesinin egemen olması, demokrasinin filizlenmesi, büyümesi ve kökleşmesi yolunda var olan ülkelerin kendi iç dinamiklerinin doğal seyrinin engellenmesi ve bastırılması maksadıyla; dolaylı ve örtülü faaliyetler ile darbecilerin ve diktatörlüklerin desteklenmesi ve İsrail lehindeki statükonun korunması ve geliştirilmesi. Diğer yandan demokrasiyi savunan ve teşvik edenlere karşı iftira ve itibarsızlaştırma kampanyası düzenlenmesi.   

   * Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında tecrit edilmesi ve zayıflatılması faaliyetleri: Aleyhte yürütülen kampanyalar ve lobi faaliyetleri ile “Türkiye’nin artık güvenilmez bir ülke olduğu, müttefiklerinin aleyhine olarak BATI'nın düşmanlarıyla işbirliği yaptığı ve BATI değerlerinden uzaklaştığı” iddiaları ve iftirasının sürekli gündemde tutulmaya çalışılması, ambargo ve yaptırımların uygulanması çabalarının örtülü olarak desteklenmesi. Fakat diğer taraftan, ABD ile olan çok özel ilişkisine ve almakta olduğu büyük desteğe rağmen; İsrail’in kendi çıkarları doğrultusunda Rusya ve Çin ile stratejik ilişkiler geliştirmesinin ve stratejik işbirliği yapılmasının savunulması.   

İKİNCİ BÖLÜM

İsrail'i yakınlaşmaya teşvik eden durum nedir?

Genel durum, İsrail'in çıkarları açısından bölgesel durum ve Türkiye’nin durumuna dair İsrail tarafının okuması olmak üzere üç alt başlıkta yapılan tespitler ifade edilecektir.

Genel durum: ABD ve Çin arasındaki stratejik rekabetin ve gerilimin artması; küresel ekonominin odak noktasının doğuya doğru kaymaya devam etmesi; Joe Biden yönetiminin dünyayı, ABD'nin başını çektiği demokratik kamp ve Çin ve Rusya'nın önde olduğu otokrat yönetimler kampı diye ikiye ayırması; Çin -Tayvan gerilimi, Rusya-Ukrayna gerilimi ve İran'ın nükleer programı gibi küresel gündemin en üst sıralarında yer alan güvenlik krizleri; küresel ekonomiyi tehdit eden yüksek enflasyon krizi ve tedarik zincirlerindeki kırılmanın yol açtığı olumsuz etkiler; küresel iklim değişikliği ile mücadele politikaları; insan haklarını öne çıkaran ABD merkezli politikalar; ABD yönetiminin geleneksel müttefiklerini yeniden toparlama ve yeni müttefikler edinme ihtiyacında olması, Çin ve Rusya ile mücadeleye hazırlanması çabalarını artırıyor olması ve bu bağlamda ABD için Ortadoğu Bölgesinin küresel stratejik değerinin ve öneminin gittikçe azalıyor olması; genel duruma damgasını vuran gelişmeler olarak, İsrail'deki düşünce kuruluşları tarafından vurgulanmaktadır. Ayrıca, dünyada genel olarak ülkeler için; siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda iç istikrarın daha fazla önem kazandığı belirtilmektedir.

İsrail'in çıkarları açısından bölgesel durum: Ulusal Güvenlik Kurulu önceki başkanı Meir Ben Şabat’ın, Hayom gazetesinde 16 Aralık 2021 tarihinde yayınlanan mülakattaki ifadeleri durumu çok iyi özetlemektedir. Mealen: “Tehlikenin yoğunluğu küçümsenmemeli: İran- Ayetullah rejimi bir sona gelindiğini hissederse, İsrail nükleerine saldırabilir. İsrail Devletini zor bir yıl bekliyor. (İsrail'in) Stratejik konumu iyi ama kırılgan. (İsrail’deki) İç kutuplaşma, zayıflayan yönetişim ve artan suç, endişe verici uyarı işaretlerinden sadece birkaçıdır. Güvenlik cephesindeki misyonlar arasında: İran’ın nükleerden engellenmesi ve Suriye'den çıkarılması vardır.”

İsrail'de cumhurbaşkanına ve üst düzey yöneticilerine stratejik seviyede değerlendirmeler ve öneriler de sunan, İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) sitesinde yer alan bir değerlendirme, İsrail'in Arap ülkeleri ve Filistin Halkı ile olan mesele bağlamındaki son durumu şöyle tanımlamaktadır:

“Bilinen biçimiyle "İsrail-Arap" çatışması dağılıyor. 1979'da Mısır ile yapılan barış anlaşması "başlangıcın başlangıcı" idi ve son zamanlarda bu formatın "sonunun başlangıcı" geldi. Bu, Oslo'da vaat edilen barış rüyası değildir. Yeni dönemde dünkü Arap düşmanı İranlı düşmandan çok daha az etkileyici ve tehlikeli olduğu için İsrail'e yönelik tehditlerin şiddetinin artması olasıdır. Bu, İsrail'de savaşan radikal Arapların daha az kararlı ve dizginsiz olduğu anlamına da gelmez. Bu kesinlikle Filistinlilerle olan çatışmanın sonunun habercisi de değildir. Yenilik; İsrail'in, Arapların anlaşılabilir zayıflıklarının yardımıyla, kendisine karşı duran Pan-Arap cephesini kırmadaki başarısındadır. Ve çoğu Arap ülkesini; İsrail'in, kendisine karşı politika ve örgütlenme geliştirmeyi hak eden bir tehdit değil, hayatta kalmaları için gerekli bir koşul olan güçlü bir İsrail olduğunu kabul etmeye ikna etmesidir. Bölgedeki şiddet ve istikrarsızlık aynı kalıyor, ancak mücadele ekseni İsrail ile "Araplar" arasında değil, İsrail-Arap koalisyonu ile İran ve Erdoğan'ın Türk devrimi arasındadır. "Ortadoğu çatışması" İsrail ile "Arap dünyası" tarafından desteklenen Filistinliler arasındaki mücadele etrafında yürütülüyormuş gibi bir yanılsama kesinlikle değildir.” (Kasım 2021, INSS Stratejik Değerlendirme Özetinden bir bölümün mealidir).

Doğu Akdeniz'de bulunan gaz rezervlerinden çıkarılacak gazın AB ülkelerine aktarılması maksadıyla oluşturulan, gerçekçi olmayan ve Türkiye'yi dışlayan işbirliği projesinden (EASTMED) ABD'nin desteğini çekmesi, onun yerine gaz kullanılarak elektrik üretme projesi önermesi ve gaz ulaşımı konusunun havada kalması da İsrail’i Türkiye ile işbirliği yapmaya yöneltmiş olabilir. Birleşik Krallık'ın Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarına ilgi duyduğu ve bölgede bu konuda inisiyatif alabileceği sır değildir. Sonuçta o bölgedeki gazın önemli bir bölümü AB ülkelerine Türkiye üzerinden gidecektir.

Türk tarafının durumuna dair İsrail tarafının okuması: Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son aylarda değişik vesilelerle dile getirdiği İsrail ile ilişkileri geliştirme arzusu İsrail medyasında ve genel Yahudi yayın organlarında önemli ölçüde yankı bulmuş, fakat geçmişte olanlar hatırlatılarak samimiyeti sorgulanmıştır. Diğer taraftan Türkiye’nin bugünkü iç siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları ile birlikte dış ilişkiler bağlamında ABD ve AB ülkeleri ile “kötüleşen” durumuna dikkat çekilerek; bugün Erdoğan'ın daha zayıf İsrail ve Arap ülkelerinin daha güçlü konumda olduğu vurgusu yapılmıştır. Mevcut koşulların sürmesi halinde 2023 yılında yapılacak seçimlerde iktidar değişikliğinin yüksek bir olasılık olduğu değerlendirmeleri yapılarak İsrail'in Türkiye'deki bu muhtemel değişikliğe hazır olması ve ilişkilerin geliştirilmesi yönünde şimdiden bazı adımların atılması tavsiye edilmiştir. Fakat Türkiye ile ilişkilerde atılacak adımların İsrail'in Doğu Akdeniz bölgesinde oluşturduğu Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve BAE arasında stratejik işbirliği ve Türkiye'yi dengeleme platformuna zarar vermemesi ve benzer şekilde İbrahim Anlaşmaları olarak adlandırılan, Arap ülkeleri ile normalleşme ve ilişkilerin geliştirilmesi politikalarını olumsuz etkilememesi gerektiği vurgulanmıştır. BAE ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde son aylarda atılan adımların ve BAE'nin Türkiye’de yapmayı planladığı 10 milyar dolarlık yatırımın İsrail'in çıkarları açısından faydalı olacağı ve Türkiye'yi kendilerine yaklaştırmaya hizmet edeceği yorumları yapılmıştır. En çok dikkat çeken bir diğer konu ise; Türkiye'nin Libya ile imzalamış olduğu Deniz Yetki Alanı Sınırını Belirleme Anlaşmasını geri çekmesinin Türkiye'ye şart koşulması önerisidir.    

İsrail Tarafının Beklentileri, Niyet ve Maksadı Ne Olabilir?

İsrail'in, daha çok orta ve uzun vadeli çıkarları için bölgeyi siyasi ve ekonomik açıdan şekillendirmek gayesiyle; iki ülke arasındaki ilişkilerin kademeli ve zamana yayılmış olarak geliştirilmesine yönelik siyasi ve diplomatik alanda gerekli adımların atılmasının zeminini oluşturmak için mevcut koşulların elverişli olduğunu değerlendirmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğu görülmekle birlikte; Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinin önemli tahditlerinin olduğunun farkında olan İsrail tarafı, bu tahditlerden güç alarak elini yükseltmek ve mümkün olduğunca zamana yaymak isteyebilir. Fakat diğer taraftan mevcut elverişli koşullardan faydalanmak ve muhtemel gördüğü iktidar değişikliği olmadan maksimum taviz koparabileceği düşüncesiyle 2023 seçimleri öncesinde arzu edilen hedeflere ulaşmak isteyebilecekleri varsayılmalıdır.

Kısacası, İsrail'in asıl niyet ve maksadı; “İbrahim Anlaşmaları- Güvenlik İçin Ekonomi” sloganıyla uygulamaya koyduğu bölgesel stratejiyi, Türkiye'nin doğrudan ve/veya dolaylı katılımını veya desteğini alarak, meşruiyet sağlamak ve sağlamlaştırmaktır.   

Değerlendirme:

ABD'nin birinci öncelikle Çin'e ve ikinci öncelikle Rusya’ya karşı hazırlanmakta olduğu mücadele için yeniden konumlanmakta olduğu günümüzde; Ortadoğu bölgesinde ABD'nin neden olduğu boşluğun nasıl doldurulacağı ve bölgede Çin ve Rusya'nın gittikçe artan önemi karşısında İsrail'in kendi çıkarlarını koruyabilmek için bu güçlerle ABD'ye rağmen nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği gibi çok kritik sorulara cevap arandığı bir dönemdeyiz. İsrail çok yönlü ve üç katmanlı (büyük güçler ile, bölgesel güçler ile ve küçük ülkeler dizisi ile) dış siyaseti başarılı bir şekilde idare edebilmektedir. Bunun için gerekli stratejik akla ve bilgiye sahiptir. İsrail geleceğe dönük olarak en üst katmandaki stratejisinde yumurtalarını her üç sepet (ABD, Çin ve Rusya)e dağıtmıştır.

Bölgesel güçler katmanında ise; Türkiye genel olarak bölgenin en güçlü ülkesidir ve işbirliğinin geliştirilmesi açısından İsrail yararına önemli bir potansiyele sahiptir. İsrail mevcut koşullarda İran ve Türkiye ile aynı anda ilişkilerinin gergin olmasını arzu etmez ve İran ile ilişkilerinin gittikçe gerildiği bir dönemde Türkiye ile ilişkilerinin olabildiği kadar yumuşamasını tercih edeceği açıktır. Fakat, özellikle Doğu Akdeniz bölgesindeki, Kıbrıs’taki ve Libya ile yapılan kritik anlaşma bağlamındaki Türkiye'nin hak ve menfaatlerinden taviz istenebileceği görülmektedir. İsrail'in bölgedeki deniz ve hava sahasında çok önem verdiği hareket serbestisini sürdürmek için kendince oluşturmaya çabaladığı ve henüz kırılgan olan stratejik dengeleme mekanizmalarından vazgeçme niyetinde olmadığı; fakat Türkiye ile mevcut ilişkileri geliştirme ihtiyacında ve arzusunda olduğu söylenebilir.

Sonuç:

Küresel yeni düzen arayışı olarak da tanımlanan günümüz koşullarında, ülkeler ve güçler arasındaki hatların ve dizilişlerin gittikçe daha belirgin bir hale geliyor olmasının meydana getirdiği risklerin, her iki tarafı mevcut tahditlere rağmen daha fazla yakınlaşmaya zorladığı görülmektedir. Her iki ülkenin ABD ve Birleşik Krallık ile olan ilişkileri ve bölgedeki çıkarları muhtemelen bu yakınlaşmanın seyrini etkileyecek hâkim faktörler olacaktır. İki ülke halkları arasındaki ilişkinin tarihsel derinlikteki arka planı dönemsel iniş ve çıkışları emecek sağlamlıktadır. Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın daveti neticesinde İsrail cumhurbaşkanı sayın İshak Herzog'un yapacağı ziyaret aslında bunun bir işaretidir.