Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Hayaller ve Gerçekler: İsrail’in Çıkarları Açısından Mısır

İlyas SÜPÜRGECİ
21 Eylül 2021 11:07
A-
A+

Tarihsel Arka Plan

Kurulduğu günden beri İsrail ile çatışma halinde olan Mısır en son Yahudilerin Yom Kippur (Oruç Günü) savaşları (6-15 Ekim 1973) sırasında İsrail ile savaşmıştır. İsrail her ne kadar bu savaşı kazansa da belirgin bir şekilde Araplar karşısında zorlanmaya başladığı da görülmüştür.

Bundan sonra ise Araplar arasındaki ittifakın bozulması için girişimler başlamış ve bu maksatla bölgenin en kuvvetli ülkelerinden birisi olan Mısır hedef seçilmiştir. Ancak yöneticiler düzeyinde yapılan işbirliği ve projeler tabanda asla destek bulmamış ve İsrail Devleti'nin bekasını sağlamlaştırmada kilit rol oynayan ve 1979 yılında ABD'nin arabuluculuğunda imzalanan barış anlaşması sonrasında; barış yapan iki ülke lideri (Izak Rabin ve Enver Sedat) kendi insanları tarafından öldürülmüştür. Bu nedenle de iki ülke arasındaki bu anlaşmalar ve sağlanan barış İsrail’de “Soğuk Barış” olarak isimlendirilmiştir.

Bu nitelemeden de anlaşılacağı gibi barış daha çok devletin yönetim kademesinde (daha çok askeri ve istihbarat kanalı) ikili örtük ilişki düzeyinde seyretmiş ve iki ülke insanlarına yansımamıştır. Bu süreç, İsrail stratejik araştırma merkezleri tarafından yapılan değerlendirmelerde "Mükemmel Fırtına" olarak da adlandırılan "Arap Baharı" ile farklı bir duruma evirilmiş ve tarihinde ilk defa Mısır'da cumhurbaşkanı halk tarafından seçilerek yönetimi ele geçirmiştir. Bu durum İsrail yönetimini oldukça kaygılandırmıştır.

Mısır'da o dönemdeki bu değişim ve dönüşümün sahip olduğu potansiyel güç tüm Arap coğrafyasını dönüştürebilecek bir güçtü. Bu İsrail'in ve Siyonizm’in çıkarları için çok büyük bir tehdit olarak algılanmıştı. Çok geçmeden halk tarafından seçilerek Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi kendisinin göreve getirdiği Genelkurmay Başkanı Sisi tarafından yapılan bir darbe ile devrilmiş ve yeşeren demokrasi ümidi çok kısa bir sürede yok edilerek dış güçlerin desteklediği bir yönetim ülkenin kaderine hâkim olmuştur. Bu durum İsrail açısından arzu edilen bir durumdu ve böylece bölgedeki kendi etkinliğini artırmak için ittifaklar kurmaya başladı.

Halen yönetimde olan darbeci Sisi, İsrail başbakanı Bennet'i Mısır'a davet etti.

İsrail medyasına göre Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin daveti, önceki haftalarda İsrail'de görüşmeler yapan Mısır İstihbarat Başkanı vasıtasıyla Bennet'e iletilmiştir. Ziyaretin zamanı son ana kadar gizli tutulmuş ve Bennet-Sisi görüşmesi Kızıldeniz’deki turizm merkezi Şarm el Şeyh'te, 13 Eylül 2021’de gerçekleşmiştir. Ziyarete ilişkin görüntüler ile liderlerin konuşmaları ve yorumları İsrail medyasında geniş yer almıştır.  İki ülke arasında bu seviyede gerçekleşen son ziyaret; 2011’de, dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden bir süre önce, Netenyahu tarafından Mısır'da gerçekleştirilmişti.

“Soğuk Barış” Günümüzde Ne Kadar Isıtılabilir?

Bu sorunun cevabı Doğu Akdeniz merkezli Büyük Ortadoğu Bölgesi için mutlaka cevaplandırılması gereken bir husustur. Tarihte olduğu gibi bugün de küresel güç mücadelesinin yoğun olarak yaşanmakta olduğu bölgede; bu iki ülkenin ilişkilerinin seyri bölgesel güçler açısından olduğu kadar elbette büyük güçler açısından da önemlidir.

İsrail ve Mısır; Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının Doğu Akdeniz'de buluştuğu kilit bir noktada konuşlanmış iki önemli ülkedir. Bu iki ülke ilişkileri, bölgede çıkarları olan büyük güçlerin ve özellikle Amerika'nın önemli ölçüde etkisi altında olmuştur. Gerçekleşen bu son ziyaret de dahil olmak üzere; Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi ve geliştirmeyi esas alan ve son yirmi yılda bölgeyi şekillendiren siyasi gelişmelerde Washington'un açık veya örtük destekleyici rolü büyüktür. Bu nedenle İsrail ve Mısır arasındaki ilişkileri değerlendirirken; bölgesel dinamikler kadar küresel dinamiklerin ve küresel güç mücadelesinin bu bölgeye yansımalarını görmek ve ABD-Birleşik Krallık (UK) küresel ortaklığının kendi çıkarları doğrultusunda bölgeyi nasıl dizayn etmekte olduklarını da mutlaka dikkate almak gerekir.

Israil ve Mısır Yönetimlerinin iki Ülke İlişkilerdeki Yeni Dönemden Beklentileri

İsrail Yönetiminin Beklentileri:

İsrail başbakanı Naftali Bennet ziyaret sonrasında niyet ve maksadının ne olduğunu bir cümle ile ortaya koydu: “Daha derin ilişkiler için temelleri koyduk. ....”

Kudüs Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (JISS) Başkanı Prof. Efraim İnbar'ın, 14 Eylül 2021 tarihli İngilizce makalesinde kullandığı başlık ve özetin çevirisi ise şöyledir: “Mısır-İsrail Ortak Stratejik Ajandası... Mısır ve İsrail ilgi(çıkarları) alanları; Gazze'de, Sina yarımadasında, Suriye'de, Libya'da ve Türkiye ve diğer bölgesel konular ile ilgili olarak birleşir(örtüşür).”

Aynı makalenin İbranice lisanındaki versiyonunda kullanılan başlık ve makalenin son paragrafının çevirisi ise şöyledir:

Mısır İsrail'in önemli stratejik bir partneridir ve bugünkü dış politikasında yüksek bir önceliğe layıktır.” 

[......] “Mısırlılar kendi ülkelerini "dünyanın anası" olarak adlandırırlar ve böylece kendi kendilerine algıladıkları önemi böyle anlamlandırırlar. Bununla birlikte, Nasır döneminden itibaren Mısır'ın bölgesel ağırlığı düşüştedir ve Mısır'ın dikkati, tıpkı Arap ülkelerinin genelinde olduğu gibi esas olarak bölgesel odaklıdır. Aynı zamanda, Mısır Arap dünyasındaki en önemli ve en taşınmaz(ağır) olanıdır ve İsrail'in komşuları arasında en güçlü orduya sahip olanıdır. Bu nedenle, Mısır İsrail'in önemli bir stratejik ortağıdır ve bugünkü dış politikasında yüksek bir önceliği hak eder. Ümit edilir, ki Bennet hükümeti bunu anlayabilsin.”

Ziyarete ilişkin olarak İsrail medyasında yer alan haberlere göre; siyasi ve güvenlik alanındaki ilişkilerin derinleştirilmesinin ve geliştirilmesinin yanında, ticari ve ekonomik alandaki ilişkilerin de geliştirilmesi hedeflenmektedir. Enerji, su, tarım turizm ve ulaştırma konuları bu manada işbirliğinin geliştirilebileceği alanlar olarak görülmektedir.   

Mısır ile olan ilişkilerin geliştirilmesi İsrail’in bölgesel etkinliği açısından önemlidir ve İsrail Mısır’ı kullanarak bölgesel hedeflerini gerçekleştirmeyi planlamaktadır. Ancak daha önce belirtildiği şekilde bu tabanda taraf bulamamış sadece yöneticiler ve dış etki ile geliştirilmeye çalışılan bir proje görünümündedir.

Mısır Yönetiminin Beklentileri:

Devlet başkanı Sisi'nin Bennet'in ziyareti dolayısıyla verdiği ve İsrail medyasında yer alan mesajında: “Mısır olarak iki devletli çözümü destekliyoruz…” vurgusu öne çıkarılmıştır. Mısır beklentilerini açık olarak belirtmemekle birlikte bu konudaki yorumlar daha çok İsrail medyasından gelmiştir.

İsrail tarafına göre, Mısır'ın İsrail'den beklentileri şu başlıklar altında sıralanmaktadır:

- Yahudi lobisi vasıtasıyla; Mısır yönetiminin insan hakları ihlalleri nedeniyle, üzerindeki ABD baskısının kaldırılması, ABD'nin siyasi ve ekonomik desteğinin (barışın sürmesi karşılığında ABD'nin Mısır'a her yıl verdiği 1 milyar 300 milyon dolarlık yardımı) sürmesi ve ABD'den silah tedarikinin kolaylaştırılması,

- Mısır için Nil nehri üzerinde inşa edilen hayati önemdeki Rönesans barajı sorununda Mısır'ın desteklenmesi,

- Mısır'ın Libya’daki çıkarlarının ve politikasının desteklenmesi,

- Barış karşılığında İsrail'in Mısır'a şartlı olarak terk ettiği Sina bölgesindeki DEAŞ terörüne karşı İsrail'in sağladığı desteğin sürmesi,

- Mısır'ın Avrupa ile ilişkilerinde Yahudi lobisinin desteğinin sağlanması,

- Mısır'ın ekonomisinin güçlendirilmesi doğrultusunda enerji, tarım, turizm ve ulaştırma alanlarında işbirliği ihtiyacı.

Değerlendirme ve Sonuç:

Yaklaşık son yirmi yıldır damgasını vuran küresel ve bölgesel gelişmelerin Doğu Akdeniz merkezli Ortadoğu coğrafyasında yarattığı bugünkü siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlarındaki durum; Mısır ve İsrail arasında tarihsel arka plana dayalı derin bir güvensizlik ve soğukluğa rağmen; iki ülke yönetimlerinin tabandan kopuk olarak geliştirmeye çalıştığı zorlama girişimlerle geliştirilmeye çalışılmaktadır.

İki ülke yönetiminin ilişkileri derinleştirme ve geliştirme iradesi Washington tarafından desteklenmektedir. Görünürlüğü son gelişmelerle gittikçe artan, Washington ve Londra'nın küresel ortaklığı dikkate alındığında; bu ortaklığın bölgedeki çıkarlarını korumak maksadıyla, geleceğe dönük yapmayı sürdürdükleri bölgesel dizaynın bir gereği olarak veya bu anlamda Mısır ve İsrail yönetimlerinin teşvik edildiklerini söylemek abartılı olmayacaktır.

İki ülkenin farklı alanlardaki önemli potansiyelinin ve gelecekte birlikte yaratabileceği etkinin bölgedeki dengeler üzerindeki muhtemel tesirleri dikkatlice analiz edilmeyi gerektirir. Çünkü meseleye iki ülkenin belirleyici nitelikleri ve asimetrik ilişki boyutu bağlamında bakıldığında; İsrail'in ve Siyonistlerin baskın ve etken güç olduğu, fakat Mısır'ın milli güç unsurları açısından oldukça edilgen ve istismar edilebilir olduğu görülmektedir.

İsrail'deki bazı emekli askeri çevrelerde eleştirilmesine rağmen; Netenyahu döneminde, Mısır Deniz Kuvvetleri'nin Almanya'da üretilen denizaltıları tedarik edebilmesi için Almanya lideri Merkel nezdinde girişimde bulunulmuş olması, İsrail ile Mısır yönetimleri arasındaki örtük ilişkinin seviyesini ve motivasyonunu (Türkiye karşısında güçlendirilmesini sağlamak için olduğu çok açık) açıklamaktadır. Normal koşullarda Mısır ordusunun güçlenmesini kendisine yönelik bir tehdit olarak gören Siyonistler, değişen bölgesel ve küresel koşullarda Mısır deniz gücünün bölgede daha etkin hale gelmesine destek sağlayan konuma gelmişlerdir.

“Soğuk Barış”ın ne kadar ısıtılabileceği sorusunun cevabını bize zaman gösterecektir. Ancak yaratılan suni durumların bir anlamda, Türkiye’yi hedef almasıyla da bölgedeki barış ve huzur ortamını bozduğu da ortadadır. İsrail’in Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de oluşturmaya çalıştığı, Türkiye karşıtı cephe çalışmaları esas itibarıyla kendi çıkarlarına hizmet etmediği açıktır ve yakından takip edilmektedir. Diğer taraftan oluşturulmaya çalışılan bu suni durumun, tabanda bir karşılığının olmadığı ve orta ve uzun vadede hiçbir etkisinin olmayacağı da görülecektir. Tarihi-dini ve kültürel gerçeklere aykırı oluşumların hiçbir sonuç vermediğini tarih bize söylerken, gerçekleri esas almayan politikalar hayalden öte gidemez.