Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Denklemler Arasında Sıkışan İsrail

İlyas SÜPÜRGECİ
11 Ekim 2021 13:08
A-
A+

Yaklaşık 20 yıl süren ve milyonlarca insanın hayatına ve büyük ekonomik kayıplara mal olan büyük bir çöküş döneminden sonra ABD, kendisi için daha düşük maliyetli yeni bir stratejiyi hayata geçirmenin işaretlerini vermektedir. ABD'nin "bitmeyen savaşlardan” kurtulma adı altında izlediği strateji ile bölgede oluşmaya başlayan güç boşluğunun nasıl doldurulacağı ve bölgenin orta ve uzun vadede siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlarda nasıl şekilleneceği konusu, bölgesel güç merkezlerini en çok meşgul eden dış politika ve güvenlik konusudur.

ABD’nin giderek güç kaybettiği, Çin ve Rusya’nın ise dünya güç mücadelesinde daha da güçlenerek yerini aldığı bir dönemde Ortadoğu bölgesinin bu güç mücadelesinden en fazla etkilenen bölgelerden birisi olduğu açık bir şekilde ortadadır.

ABD kendisinin güç kaybetmesine neden olan ve saplanıp kaldığı Ortadoğu bölgesinden çekilirken, bölgede yeni bir yapıyı oluşturmayı hedeflemekte ve buna da kendince “jeopolitik dönüşüm” ismini vermektedir. Sistemin esasını;

- Bölgede Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirme,

- ABD himayesinde bir ucu Hindistan, diğer ucu ise Yunanistan ile irtibatlandırılmak istenilen İsrail ve Mısır merkezli yeni bir ittifak tesis etme oluşturmaktadır. İttifak ise esas itibarıyla Türkiye’ye karşı gibi gözükmektedir.

Rusya'nın Avrasya stratejisi doğrultusunda; bölge ülkeleri ile rekabete rağmen, ortak çıkarlara dayalı işbirliği zemini yaratması ve bölge dışı aktörlerin dengelenmesine önem ve öncelik vermesi, ABD'nin bu bölgedeki hedeflerine ulaşmasını oldukça zora sokmuştur. Rusya, bir yandan ABD'nin asıl rakibi olan Çin ile ortak çıkarlar doğrultusunda jeopolitik ve jeostratejik ilişkilerini sürdürmekte ve bir nevi ortak düşmana karşı bölgesel dayanışma sergilemekte, diğer yandan da birçok konuda ABD ile pazarlıklarına devam etmektedir. Rusya bölgedeki bütün ülkelerle masaya oturabilme ve konuşabilme elastikiyetine sahip durumdadır.

Diğer taraftan ABD’nin önemli ölçüde bölgeden çekilmesiyle sıkışan İsrail bir arayış içerisindedir ve hem Rusya hem de Çin ile ilişkilerini geliştirmek istemektedir. Küresel bir güç olarak Çin aslında İran ile İsrail arasında bir tercih yapmak durumunda değildir. Çin bölgedeki çok farklı önemli çıkarları gereği her iki ülke ile stratejik işbirliğini geliştirmek arzusundadır. Nitekim her iki ülke ile yapılmış anlaşmaları mevcuttur ve yürürlüktedir.

İsrail'deki Çin varlığını ve İsrail'in Çin ile ticari, ekonomik, bilimsel ve teknolojik alanda artan bir işbirliği trendine girmesini kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak algılayan Trump yönetimi, İsrail'e çok sert tepki göstererek buna son vermesi için hükümete ağır baskı uygulamıştır. Dönemin Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Tel Aviv ziyareti sırasında bu konuyu çok güçlü bir şekilde görüşme masasında dile getirdiği bilinmektedir. İsrail hükümeti bu baskılar karşısında Çin ile ilişkilerini biraz soğumaya bırakmakla birlikte, ABD'nin uyarıları doğrultusunda somut adım atmamakta direnmiş ve ayak sürümüştür. Biden Yönetimi de İsrail'in Çin ile olan ilişkileri konusunda Trump dönemindeki politikayı aşağı yukarı aynı şekilde devam ettirmektedir ve kaygılarını İsrail hükümetine iletmektedir. Buna rağmen İsrail ekonomik çıkarlarını da güvenlik kaygıları kadar önde tuttuğunu göstermektedir. Diğer taraftan Çin’e yakın durarak bölgedeki sorunlarında Çin’i karşısına almaktansa yanında tutmak istemektedir.

Çin açısından ise ABD ile rekabetinde güç mücadelesinin ağırlık merkezinin Asya-Pasifik bölgesi olacağını bildiğinden, ABD’nin dikkatinin bu bölgede yoğunlaşmasını istememektedir. Çin’in İran ile artan işbirliği ve imzaladığı anlaşmalar bir yönüyle ABD'nin dikkatini dağıtma maksatlıdır. Çin-İran ilişkisi ise Rusya ve Çin arasında İran merkezli bir rekabet alanı yaratmaktadır.

İsrail bir taraftan Ortadoğu’daki bazı bölgelerde İran’ın faaliyetlerini memnuniyetle izlerken, diğer taraftan İran’ın mezhepçilik maskesi altında batıya doğru yayılmasından ve Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e ulaşma çabasından rahatsızdır. İsrail İran'ın nükleer programını yakından izlemektedir.

İsrail açısından; başkenti Kudüs olan Yahudi İsrail Devleti'nin, Siyonizm ideali doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve bölgede İsrail halkına karşı savaşma cesareti gösterebilecek ülke ve halk kalmayıncaya kadar üstün bir askeri güçle mücadelenin sürdürülmesi temel çıkardır. Bu temel çıkar doğrultusunda; bölge ülkelerinin nükleer güce erişiminin önlenmesi ve İsrail Ordusu'nun diğer ordulara karşı niteliksel üstünlüğünün ve bölgedeki hareket serbestisinin sürdürülmesi vazgeçilmez koşullardır.

İkinci Lübnan Savaşı’nda karşılaştığı kötü durumdan ders çıkaran İsrail ordusu, İran’ın gönderdiği iddia edilen İsrail'in güvenliğini tehdit edecek füze ve roket sistemlerini, gelişmiş hava savunma sistemlerini, İHA ve SİHA gibi sistemleri aktarmasını ve konuşlandırmasını engellemek için; kuzey cephede “Savaşlar Arası Çatışmalar” doktrinini geliştirmiştir. Doktrin'in özünde, sahada belirlenen hedeflerin daha tehdit haline gelmeden tahrip edilmesi ve bu yapılırken bir savaşa neden olacak tırmanmaya meydan verilmemesi vardır. Bu kapsamda bugüne kadar Suriye topraklarında yüzün üzerinde hedefin vurulduğuna dair İsrail kaynaklı bilgiler medyaya sızdırılmıştır.

Diğer taraftan İsrail’in, güvenlik çemberleri dâhilinde deniz ve hava gücü bakımından hareket serbestisini sürdürmek, İsrail'in güvenliğini tehdit etme potansiyeli taşıyan unsurları erkenden ortaya çıkarmak ve daha tehdit haline gelmeden oluşum esnasında bunları ortadan kaldırmak esasına dayanan temel güvenlik anlayışı doğrultusunda; en kötü senaryoya göre Savunma ve Saldırı kapasitesi inşa etmeyi sürdürdüğü bilinmektedir. Bu bağlamda öne çıkan savunma ve saldırı unsurları ise, stratejik İstihbarat (uydu dahil) elde etme ve istihbarat operasyonları yapma gücü; siber savunma ve saldırı kapasitesi ve elektronik harp kapasitesi; çok katmanlı füze ve hava savunma yeteneği; modern ve uzun menzile sahip etkili bir hava saldırı gücü ( F-15, F-16 ve F-35 uçaklarından oluşan), tanker uçakları,  Hava sahası kontrol ve komuta uçakları (AWACS), taktik ve stratejik İHA ve SİHA gücü; taarruz, genel maksat ve ağır nakliye helikopter kapasitesi; denizaltı ve hücumbotlardan oluşan sayıca fazla olmayan fakat gelişmiş niteliklere sahip bir deniz gücüdür. Bunların yanında son yıllarda teşkiline ve geliştirilmesine önem verdiği ve hazırlıkları devam etmekte olan; düşman derinliklerindeki kritik hedeflerin ve düşmana ait değerli varlıkların mümkün olan en kısa sürede tahrip edilmesini sağlayacak şekilde süratli kara manevralarını karadan ve havadan) yapabilecek nitelikte; çevik, çok yönlü yeteneklerle donatılmış ve entegre bir manevra gücü de bulunmaktadır.  İsrail Deniz Kuvvetlerinin Kızıldeniz bölgesinde ABD 5’inci Filosu ile müşterek tatbikatlar yapması, F35 uçağına sahip ülkelerin (ABD, Birleşik Krallık ve İsrail) ortak hava tatbikatı icra etmeleri anlamlı gelişmelerdir.

İsrail Ordusuna ait Hava Kuvvetleri ve Özel Birlik unsurlarının Yunanistan’da hava tatbikatları, havadan yer hedeflerine taarruz tatbikatları ve S-300 hava savunma sisteminden kaçınma tatbikatları yaptığı ve bu tatbikatlardaki uçuş menzilinin İsrail'den İran'a olan uçuş menziline eşdeğer olduğu medyaya yansıyan konulardır.

Yine İbrahimî Anlaşmalar ile Körfez’de (BAE, Bahreyn ve Umman) yeni üsler edinme çabaları dikkat çekicidir. Rusya ile stratejik seviyede siyasi ve güvenlik alanlarında işbirliği ve Suriye'de istenmeyen askeri çatışmayı önleme maksatlı iki ülke askeri makamları arasında koordinasyon ve görüşme mekanizmasını düzenli olarak çalıştırıyor olmaları da önemlidir.     

Değerlendirme ve Sonuç

ABD’nin Ortadoğu bölgesinde büyük kayıplara uğrayarak çekilmek zorunda kaldığı bir ortamda İsrail açısından büyük güvenlik açıklarının da ortaya çıkmaya başladığı bir gerçektir . Bu boşluğun kapatılması gayesiyle; tarihi, kültürel ve askeri bakımdan gerçeklere uymayan ve kısa sürede dağılacağı belli olan bazı yapay ittifaklar oluşturulmaya çalışılsa da; gerçekte asıl sorunun üstü örtülmeye çalışıldığından dolayı; bunun bölgedeki sorunların çözülmesine katkı sağlamayacağı, bölgedeki halklara barış ve huzur getirmeyeceği ortadadır.