Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Doha’da İran Masada Neden Yok?

İhsan BAŞBOZKURT
18 Mart 2021 12:01
A-
A+

Suriye savaşı 10 yılını geride bıraktı. Siyasi bir çözüm bulunamadığı gibi ülke adeta parçalara bölündü. Bir yandan Astana inisiyatifi siyasi görüşmeler için zemin yaratmış olsa da Cenevre’de devam eden Anayasa görüşmelerinden şuana kadar herhangi bir somut karşılık alınabilmiş değil. Ülkelerin menfaat savaşlarının Suriye’deki bölünmüşlüğü daha da derinleştirdiğini görebiliyoruz. Böyle bir ortamda Katar’ın başkenti Doha önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Astana ortakları Türkiye ve Rusya’nın yanı sıra Katar Dışişleri Bakanlarının katıldığı üçlü buluşma, çözüm için yeni platform arayışlarını gündeme getirdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye’de kalıcı siyasi çözüme katkı sağlamak üzere “üçlü istişare süreci” olarak tanımladığı platform için Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Yeni mekanizma” ifadesini kullandı.

Türkiye, Rusya ve Katar’ın müttefiki olan İran’ın Doha’daki toplantıda yer almamış olması, bu yeni mekanizmaya ihtiyaç yaratan sebeplere dönüp bakmamız gerektiğini gösteriyor. Lavrov, her ne kadar bu yeni mekanizmanın Türkiye-Rusya-İran Astana sürecine alternatif oluşturmadığını savunsa da bu tabloda büyük bir soru işareti ortaya çıkmış durumda. Bugün bakıldığında İran’ın sahadaki tavır ve davranışlarının çözüme hizmet etmediğini bugün artık herkesin gördüğünü söyleyebiliyoruz. İran’ın Ortadoğu, Körfez ve Kafkaslar’daki güven vermeyen ve tutarsız politikası bu tablonun nedenidir.

Bugün baktığımızda Ortadoğu coğrafyasında başta ABD ve Rusya olmak üzere büyük güçlerin ve bir bölge aktörü olarak İran’ın nüfuz kazanmak üzere yürüttüğü rekabet, bölgeyi vekalet savaşlarının yaşandığı bir alana dönüştürmüştür. İran, bu savaşta devlet dışı aktörleri etkin bir şekilde kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. Irak, Lübnan, Bahreyn, Yemen ve Suriye’de artan etkinliğiyle İran Hizbullah, Şii milisleri yanında terör örgütü PKK/PYD ile işbirliği yapmaktadır. Sadece Lübnan’da Hizbullah’a bağlı 10 binden fazla milis gücü oluşturmuştur. Suriye’de de Hizbullah, İran adına Esed rejimini ayakta tutabilmek için mücadele vermektedir. Irak’ta otorite boşluğu, Tahran’a yakın Haşdi Şabi'li guruplar tarafından doldurulmak istenmektedir. Yemen’de devrim sürecinden istifade İran, kendi çizgisindeki Husilerin bölgedeki etkinliğini arttırmalarını desteklemiş, bölgede istikrarsızlığı körükleyen politikalara yatırım yapmıştır.

İran’ın bölgemizde ise çok geniş kapsamlı bir vekalet siyaseti izlediği göze çarpmaktadır. Devrim Muhafızları Ordusu Dış Operasyonlar Birimi Kudüs Gücü tarafından Suriye ve Irak’ta savaşmak üzere 15 farklı milis gücü oluşturulmuştur. Suriye Hizbullahı, Bedr Ordusu, Irak Hizbullahı, 10 Tugaylık Şii gruplar ve sadece Suriye rejimi ile savaşan 150 Şii Milis mevcuttur. Vekalet savaşçıları ise bu coğrafyada güvensizlik ve istikrarsızlığı beslemektedir. İran’ın siyasi nüfuz alanını genişletmek üzere Suriye’de izlediği politika, Suriye halkı ve toprak bütünlüğünü sağlayacak bir plandan mahrumdur. Tamamen Şiileşmiş bir Suriye planı ötesine geçememiş bir İran politikası Suriye’nin bölünüp parçalanmasını isteyen ABD ve İsrail planlarına hizmet etmekten öteye gidemeyecektir.

İran’ın bu süreçte Astana ortağı Türkiye’ye yönelik yaklaşımları da bölgesel barış ve istikrarın hedefi olmadığını pekiştirmektedir. Suriye’nin terör örgütlerinden temizlenmesi ve toprak bütünlüğünün sağlanması amacıyla gerçekleştirilen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekatlarında İranlı yetkililer, açıklamalarıyla adeta PKK/PYD’ye destek vermiş Türkiye’nin karşısında konumlanmıştır. Bekasına yönelen terörist oluşumlara karşı mücadele yürüten Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Irak ve Suriye kuzeyinden çıkarma çabalarını üst düzeyde yapılan siyasi açıklamalarla açıktan desteklemiştir. Bugüne kadar yapılan işbirliği anlaşmalarına karşın topraklarında PKK terör örgütünü barındırmaya devam eden İran’ın vekalet savaşçılarından vazgeçmek istemediği açıkça görülmektedir ve bu politikanın sürmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir.

İran’ın Suriye ve Irak’taki yayılmacı siyaseti, Yemen’i ikiye bölmesi ve Körfez coğrafyasında rahatsızlık yaratan politikaları, Karabağ savaşında tutarsız bir politikayla Ermenistan’ı desteklemesi, Kafkaslar’da ve Suriye’de Rusya siyasetinin aksine bir tutum içinde olması yeni arayışlara kapı aralamıştır. Körfez coğrafyasında normalleşme rüzgarları estiği bir dönemde Katar’ın İran’ın masada olmasını istememesi belki normal karşılanabilir. Yemen’deki Husileri destekleyen Suudi Arabistan’a attığı füzelerle düşmanlığı besleyen İran’ın o masadaki varlığının anlaşmalara gölge düşürmesi kaçınılmazdı. Ancak burada asıl Rusya ile yaşanan kırılmaya odaklanmak resmi daha doğru görmemizi sağlayacaktır.

İran’ın Kafkaslar’da Rusya’nın karşısında yer alması ve açıkça Ermenistan’a destek vermesi, Rusya açısından önemli bir kırılma noktası olmuştur. İran, varlığıyla Suriye’de de benzer politikalar izlemektedir. Şuanda Suriye’deki İran varlığı, bölgeyi çıkmaza sokmaktadır. Yayılmacı politikasıyla vekalet savaşçıları ve Şii milis gruplar üzerinden Suriye’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayarak attığı adımlar Rusya’nın bölgedeki varlığı ve sistemini de etkilemeye başlamıştır. İran bugün izlediği politikalarla Rusya’nın ayağına basmakta ve atılacak ileri adımlara engel oluşturmaktadır.

Bölgemizde İran’ın güven vermeyen yaklaşımlarının bugün Türkiye ve Rusya’yı benzer düşüncede buluşturduğu görülmektedir. İran’ın bu tutarsız politikalarının bölgedeki güçler dengesinde ciddi yansımaları olacağı, başta Doha zirvesi olmak üzere birçok diplomatik gelişmede görülebilmektedir. Ortadoğu coğrafyasının daha fazla istikrarsızlığa ve kaos ortamına sürüklenmemesi için yeni mekanizmalar ihtiyaç ve gereklilik haline gelmiştir. Esad’ın müttefiki olan İran’ın Doha’daki üçlü toplantı ve bundan doğan yeni siyasi mekanizmanın dışında tutulmuş olması ve alınan kararlarda Esed Hükümetinden bahsedilmeksizin insani yardımların dile getirilmiş olması bir yeni politik arayışa işaret etmektedir. Günün sonunda İran bu süreçte ya barış ve istikrara katkı sunacak ya da bu bölgeye yaptığı yatırımlar boşa gidecektir.