Yahudi Düşünce Kuruluşu CFR, ABD ve İsrail’in İran Savaşı’nı Analiz Etti

ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) bünyesinde yayımlanan kapsamlı analizde, Eski ABD İran Özel Temsilcisi Elliott Abrams, Washington’ın Orta Doğu politikalarını ve Tahran yönetimiyle yürütülen müzakere sürecindeki riskleri değerlendirdi.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

George W. Bush ve Donald Trump yönetimlerinde üst düzey görevler üstlenen Elliott Abrams tarafından kaleme alınan analizde, 7 Ekim 2023’ün ardından İran’ın bölgedeki vekil güçler ağı üzerinden kurduğu "ateş çemberinin" İsrail tarafından önemli ölçüde dağıtıldığı belirtildi. Gazze’de Hamas’ın güç kaybetmesi, Lübnan’da Hizbullah’ın zayıflaması, Suriye’de Esad rejiminin çökmesi ve Irak hükümetinin Şii milisleri kontrol altına alma çabalarının Tahran’ın bölgesel nüfuzunu ciddi şekilde sarstığı ifade edildi.

İran’ın sadece dışarıda değil, iç politikada da büyük bir halk ayaklanması ve halkın rejime yönelik tepkisiyle kırılgan bir süreçten geçtiğine dikkat çekilen haberde; Washington’ın önündeki temel sorunun bu zayıflığı derinleştirmek mi yoksa hızlı bir anlaşmayla İran rejimine can suyu vermek mi olduğu sorgulandı.

Hürmüz Boğazı, Beşinci Filo ve "Mekke Savunma Paktı" Vurgusu

Trump yönetiminin petrol akışını güvenceye almak ve fiyatları düşürmek adına hızlı bir anlaşma arayışında olmasının ABD’nin diplomatik elini zayıflattığı ifade edildi. Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki denetimini meşrulaştırması ve seyrüsefer serbestisini paraya dökmesi durumunda, Körfez Arap ülkelerinin ABD’ye olan güvenlik bağımlılığını sorgulayacağı vurgulandı.

Analizde, Körfez ülkelerinin ABD yerine alternatif koruyucular ve yeni ittifaklar arayışına girmesinin somut bir örneği olarak Suudi Arabistan’ın Pakistan ve Türkiye ile imzaladığı yeni savunma paktına (Mekke Anlaşması) dikkat çekildi. Bahreyn’de konuşlu ABD 5. Filosu’nun (NAVCENT) İran füze ve drone saldırıları nedeniyle ağır hasar aldığı, ABD’nin Körfez’deki varlığını geriye çekmesinin bölgeyi adeta bir "İran gölüne" dönüştürerek Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi müttefikleri kaderine terk etmek anlamına geleceği kaydedildi.

Müzakere Süreci ve Stratolojik Riskler

Haziran ayında müzakere edilen mutabakat zaptının (MOU) Hürmüz Boğazı’nın uluslararası statüsünü netleştirmemesi ve İran’ın Lübnan’ın içişlerine müdahalesini meşrulaştırması sebebiyle son derece zayıf bir metin olduğu belirtildi. ABD’nin sert söylemlerine rağmen askeri adımlarda çekimser kalmasının Tahran’ı daha da cesaretlendirdiği ve ABD’den tazminat talebi gibi kabul edilemez şartlar öne sürmesine yol açtığı ifade edildi.

Hürmüz Boğazı’nın denetiminin İran’a bırakılmasının ABD’nin Basra Körfezi’nden fiilen çıkarılması anlamına geleceği ve bu durumun Washington’ın Avrupa ile Asya’daki müttefiklik taahhütlerine olan güveni de kökünden sarsacağı uyarısı yapıldı.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA