İran İslam Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana tüm kurumların, cumhurbaşkanlarının ve ordunun üzerinde nihai söz sahibinin "Dini Lider" olduğu sarsılmaz ilkesine dayanıyordu. İran Uluslararası (Iran International) kanalında Negar Mojtahedi tarafından kaleme alınan analize göre, bu tabu hükümetin ABD ile yürüttüğü yeni uzlaşı memorandumuna (mutabakat zaptı) ilişkin rejim içinden yükselen çatlak seslerle derinden sarsıldı.
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Yürütme İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Mohammad-Jafar Ghaempanah, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in görüşlerinin otomatik olarak uygulanamayacağını, kurumsal incelemeye tabi tutulması gerektiğini savunarak şu ezber bozan ifadeleri kullandı:
"Eğer Lider tarafından ifade edilen her görüş hiçbir soru sorulmadan doğrudan uygulansaydı, Parlamento ya da Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi gibi kurumlara hiçbir ihtiyaç kalmazdı. Lider görüşlerini belirtir, uzmanlar da bu görüşleri inceler."
Ghaempanah'ın bu çıkışı, rejim içindeki katı muhafazakarları (ultra-hardliners) ayağa kaldırdı. Muhafazakar kanat, Başbakan Yardımcısı'nı doğrudan "Velayet-i Fakih" doktrinine saldırmakla ve dini liderin ilahi otoritesini sıradan bürokratların seviyesine indirmekle suçladı. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü Araştırma Direktörü Patrick Clawson ise konuya ilişkin, "Dini Lider'in nihai karar verici olmadığı düşüncesi rejim için son derece yeni ve sarsıcı bir yaklaşımdır" değerlendirmesinde bulundu.
Tarihçi Arash Azizi, bu krizin İslam Cumhuriyeti'nin anayasal tasarımındaki tarihsel bir çelişkiden kaynaklandığını belirtiyor. Orijinal modelde liderin siyaset üstü bir "filozof-kral" olarak kurumlar arası uzlaşıyı sağlaması öngörülmüştü. Ancak Ali Hamaney, uzun yıllar süren yönetimi boyunca sistemi tamamen kişiselleştirilmiş bir otokrasiye dönüştürdü.
Azizi'ye göre, Ali Hamaney'in ölümünün ardından hiçbir halefin bu mutlak otoriteyi miras alması mümkün görünmüyordu. Zaten yaşanan son savaşın ardından yürütme yetkileri fiilen; Cumhurbaşkanlığı, Yargı, Devrim Muhafızları (IRGC) ve istihbarat servislerinin temsil edildiği Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ne kaymıştı. Azizi, rejim içindeki güç dengelerinin değişimiyle ilgili şu çarpıcı öngörüde bulunuyor:
"Önümüzdeki birkaç yıl içinde anayasayı değiştireceklerine, Dini Liderlik makamını tamamen ortadan kaldırarak bu rolü cumhurbaşkanlığı ile birleştireceklerine ya da yapıyı kökten dönüştüreceklerine inanıyorum."
Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) analisti Janatan Sayeh ise sürecin arkasındaki asıl gücün askeri kanat olduğunu savunuyor. Askeri elitlerin artık eskisi gibi ulemayı (din adamlarını) memnun etme ihtiyacı hissetmediğini belirten Sayeh, Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) stratejisini şu şekilde özetliyor:
Muhafızlar, makamı tamamen ortadan kaldırmak yerine, dini ve anayasal meşruiyetin kaynağı olarak sembolik bir Velayet-i Fakih yapısını korumak istiyor. Ancak hedefleri, tamamen din adamlarının kontrolünden çıkmış ve IRGC tarafından domine edilen, kontrol edilebilir bir dini liderlik modeli inşa etmek.
Hükümet kanadı, Ghaempanah’ın sözlerinin çarpıtıldığını ve liderin otoritesini asla hedef almadığını iddia etse de yeni Lider Mücteba Hamaney'in halihazırda kamuoyu önüne çıkmaması ve sadece yazılı mesajlarla süreci yürütmesi otorite boşluğu tartışmalarını alevlendiriyor. Ali Hamaney döneminde tek bir irade altında rekabet eden kurumlar, bugün bizzat o iradenin kendisini ele geçirmek ya da yeniden şekillendirmek için açık bir savaşa girişmiş durumda.