HABER ANALİZ: Taktiksel Bir Geri Çekilme mi, Yapısal Bir Zorunluluk mu? Trump’ın Kore Politikası ve "America First" Doktrini

ABD Başkanı Trump, 16 Ağustos'taki açıklamasında, hem çok maliyetli olmasını hem de Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile iyi ilişkilerini gerekçe göstererek, Güney Kore ile yapılan ortak askeri tatbikatların "önemli ölçüde" azaltılması talimatını verdiğini duyurdu. Bu talimat, ABD ile müttefikleri arasındaki savunma işbirliğine ne kadar güvenilebileceği sorusunu gündeme getirdi.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Modern dönem siyaset gündemi; gelişen teknoloji, hızlanan diplomasi trafiği ve haberlerin anlık aktarımıyla son derece hareketli bir kulvarda ilerliyor. Ancak bu hız, dış politikanın derinlikli yapısının gözden kaçmasına neden olabiliyor. Siyasi mesajların verilmesi ve stratejik hedeflerin uygulanmasında teknolojinin getirilerine ayak uydurulsa da, devletlerin bugün attığı adımların dün sabah planlandığını düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Günümüzde Donald Trump'ın Güney Kore ve Asya-Pasifik hattındaki söylemleri incelendiğinde bu durum çok daha net anlaşılmaktadır. Kamuoyunda ABD'nin küresel bir süper güç olarak belirli bölgelerden çekilmesi veya müttefiklerini yalnız bırakması hâlâ "anlık bir taktik" olarak değerlendirilmekte, ya da ABD'nin bölgeden kalıcı geriçekilmesi sinyali olarak kabul edilmemektedir. Oysa madalyonun diğer yüzüne bakıldığında; henüz Batı kamuoyu Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelere odaklanmışken, Washington’da küresel yükleri hafifletecek yeni dönemin siyasi sinyalleri çoktan veriliyordu.

2016 yılında ABD Başkanı seçilen Donald Trump, hem iş insanı kimliği hem de radikal söylemleriyle alışılagelmişin dışında marjinal bir lider olarak görüldü. Afganistan ve Irak’ta askeri varlığını sürdüren Obama yönetiminden görevi devralırken, ABD'nin yaklaşık 20 trilyon dolarlık devasa bir dış borcu bulunuyordu. Trump ilk dönemini tamamladığında bu borç 27,75 trilyon dolara yükselmişti. İşte bu mali baskı, Trump'ın "America First" (Önce Amerika) doktrininin temel taşıyıcısı oldu.

Bu doktrinin ilk somut adımları Orta Doğu’da atıldı:

Trump 2018’de, IŞİD’in yenilgiye uğratıldığını açıklayarak Suriye’deki 2.000 ABD askerini çekme kararı aldı. Pentagon’un ikna çabalarıyla yalnızca petrol sahalarını koruyacak sembolik bir güç bırakıldı.

Şubat 2020’de ABD Doha’da Taliban ile tarihi bir anlaşma imzalayarak Afganistan’dan tamamen çekilmenin takvimini belirledi ve asker sayısı 2.500 seviyesine kadar düşürüldü.

Trump yönetimi bu kararları elbette insani gerekçelerle almıyordu. Amerikan askerlerinin denizaşırı varlığı, her geçen saat ABD hazinesine devasa bir yük bindiriyor, Amerikan kamuoyundaki "sonsuz savaşlar" karşıtlığı da bu geri çekilmeyi zorunlu kılıyordu. Nitekim 2024 sonrasında Ukrayna savaşı konusunda takınılan dengeli tutum ve savunma harcamalarının kısılması talebi de bu klasikleşen zorunlu politikanın bir devamıydı.

Kore Yarımadası: Adaylıktan Başkanlığa Uzanan Benzer Söylemler

Trump’ın bugün gündemden düşmeyen Kore politikası da yeni türemiş bir fikir değildir. Daha 2016’daki ilk adaylık döneminde Trump, kartları açık oynamış, "Güney Kore çok zengin, büyük ve endüstriyel bir ülke. Yine de yaptığımız işin karşılığında adil biçimde tazmin edilmiyoruz... Sürekli gemilerimizi, uçaklarımızı gönderip askeri tatbikatlar yapıyoruz ama bütün bunların maliyetinin çok küçük bir kısmını geri alıyoruz." demişti.

Bu çizgi, sonraki yıllarda da sistematik şekilde sürdürüldü:

2018’de Kuzey Kore ile yürütülen nükleer müzakereler sırasında Kore Yarımadası’nda "pahalı savaş oyunları (tatbikatlar) düzenlemenin uygunsuz" olduğunu belirtti.

Mayıs 2019’da Panama City’deki mitinginde, "Çok tehlikeli bir bölgede savunduğumuz zengin bir ülke var. Bize maliyeti 5 milyar dolar ama ödedikleri miktar 500 milyon dolar. Neredeyse hiçbir şey ödemiyorlar" diyerek maliyet paylaşımındaki rahatsızlığını vurguladı.

2024 Kampanya döneminde Güney Kore’yi "para makinesi" olarak nitelendirerek, Seul’ün ABD askeri varlığı için yıllık 10 milyar dolar ödemesi gerektiğini savundu.

Ikinci defa göreve geldikten sonra 2025-2026 yıllarında Avrupa ve Asya müttefiklerinin savunma harcamalarını karşılamadığını eleştirmeyi sürdürdü. ABD basınında, Güney Kore’deki binlerce ABD askerinin Guam ve Hint-Pasifik’teki diğer noktalara kaydırılacağı iddiaları geniş yer buldu.

Diplomatik tarafta ise Trump, 2017'deki "ateş ve gazap" tehditlerinin ardından 2018'de Kim Jong Un ile yüz yüze görüşen ilk ABD Başkanı olarak tarihe geçti. Söylemindeki "mektuplar aldık ve aşık olduk" gibi dramatik değişimler, aslında gerilimi düşürerek bölgedeki askeri harcamaları azaltma stratejisine hizmet ediyordu.

Nitekim yakın zamanda Savunma Bakanı Pete Hegseth’e Güney Kore’deki askeri tatbikatları azaltma talimatı vermesi, 2019’da bütçe tasarrufu gerekçesiyle tatbikat ölçeklerini küçültme kararıyla birebir örtüşmektedir. Müttefiklerin ortak operasyonel taleplerine verilen olumsuz yanıtlar ve "Sizi korumak için oradayız ama yardım etmiyorsunuz" serzenişleri, sürecin kaçınılmaz birer yansımasıdır.

Sonuç

Özetle; Trump yönetiminin Güney Kore ve genel olarak küresel müttefiklerine yönelik tutumu anlık bir eksen kayması değildir. "America First" ve "MAGA" ilkeleri doğrultusunda atılan bu adımlar, Amerikan ekonomisinin taşımakta zorlandığı küresel güvenlik maliyetlerini azaltmaya yönelik zorunlu bir jeopolitik küçülmedir. ABD; Avrupa, Orta Doğu veya Uzak Doğu’dan keyfi bir hevesle veya ani krizler sonucunda çekilmiyor; aksine, yıllar öncesinden sinyali verilen sürdürülebilir bir maliyet ve güvenlik stratejisini aşamalı olarak yürürlüğe koyu yor.

Tugay ASADLI

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA