Çin Medyası: Mekke Anlaşması Osmanlı’dan Sonra Bastırılmış Olan Birliğin Tezahürü

Çin merkezli Pengpai haber sitesinde yer alan kapsamlı bir analize göre; Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden bu yana Batı tarafından bastırılan ve engellenen İslam dünyasının yüzyıllık "özerk birlik" arayışının somut bir tezahürü olarak değerlendirildi.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Çin merkezli Pengpai haber sitesinde yayımlanan analizde, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi coğrafyasının dağıldığı ve 1924 yılında halifeliğin kaldırılmasıyla İslam dünyasında ulus devletlerin temel sınır haline geldiği hatırlatıldı. Son bir asırda Pan-İslamizm ve Pan-Arabizm gibi girişimlerin ortaya çıkmasına rağmen, Batılı büyük güçlerin stratejik müdahaleleri nedeniyle bölgesel kaynakları sürdürülebilir bir entegrasyona dönüştürecek özerk bir güç merkezinin kurulmasının sistemli olarak engellendiği ifade edildi.

İngiltere'nin sömürge döneminden itibaren İslam dünyasındaki ortak dini kimliğin sınır ötesi bir siyasi ve askeri örgüte dönüşmesinden kaygı duyduğu, II. Dünya Savaşı sonrasında ise ABD'nin İsrail'in "nitelikli askeri üstünlüğünü" (QME) koruma yasalarıyla bölgede potansiyel koalisyonların oluşmasını yasalarla sınırladığı vurgulandı.

Abraham Anlaşmaları'nın Beklenmeyen Kurumsal Etkisi

Analizde, ABD'nin 2020 yılında başlattığı Abraham Anlaşmaları'nın (İbrahim Anlaşmaları) amacının İsrail’i bölgeye entegrate etmek ve ABD eksenli bir yapı kurmak olduğu, ancak bu sürecin Orta Doğu’da ezber bozan bir "kurumsal dışsallık" ürettiği belirtildi.

ABD’nin Arap ülkelerini İsrail ile yakınlaştırmak adına diplomatik ve güvenlik sınırlarını esnetmesinin, İslam dünyasındaki aktörlere de benzer kurumsal esneklikleri kullanma imkanı tanıdığı kaydedildi. Böylece Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın; Arap, Arap dışı, NATO üyesi ve NATO dışı ayrışmalarını aşarak kendi güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda ittifak kurmasının önünün açıldığı ifade edildi.

Stratejik Kaynakların Birlikteliği ve "İslam NATO'su" Tartışması

Mekke Anlaşması'nın geçmişteki sembolik bildirilerden farklı olarak bağlayıcı askeri yükümlülükler ve daimi bir sekretarya içerdiğine dikkat çekilerek, üç ülkenin sunduğu stratejik tamamlayıcılığın bölgesel dengeleri kökten etkilediği vurgulandı. Suudi Arabistan'ın finansal sermaye, enerji liderliği ve kutsal beldelerin manevi nüfuzunu; Türkiye'nin geniş ölçekli konvansiyonel askeri güç, gelişmiş savunma sanayii ve sistemik operasyonel kabiliyetlerini; Pakistan'ın ise nitelikli insan gücü, güçlü hava kuvvetleri ve Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkeler arasındaki tek nükleer güç olma niteliğini bu stratejik ortaklığa taşıdığı ifade edildi.

Çinli uzmanın değerlendirmesinde, bu yapıyı "İslam NATO'su" olarak adlandırmak için henüz erken olduğu, ordular arası komuta, hava savunma, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayii entegrasyonunun zamana ihtiyacı bulunduğu ifade edildi. Bununla birlikte, Mısır gibi ülkelerin de katılım ihtimaliyle birlikte Anlaşma'nın temel mesajının açık olduğu vurgulandı: Orta Doğu'da geleceğin güvenlik mimarisini artık Batılı güçlerin değil, bölge aktörlerinin bizzat kendilerinin belirlemeye başladığı kaydedildi.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA