İngiltere merkezli yayın kuruluşu Middle East Eye (MEE), Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin dikkat çeken bir analiz yayımladı. Analizde, anlaşmanın Orta Doğu’da yeni bir dönemin kapısını aralayabileceği ve ABD’nin bölgedeki zayıflığının yaşanan yeniden şekillenmeyi tetiklediği ifade edildi.
Middle East Eye'da yayımlanan “Mekke Anlaşması neden gerekli bir güç gösterisidir?” başlıklı makaleyi, İngiliz gazeteci ve Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst kaleme aldı.
MEE, üç ülkenin İsrail’in tahakküm döngüsünü kırmayı seçtiğini vurgularken, İsrail’in Gazze, Batı Şeria, Güney Lübnan ve İran’daki eylemlerinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçtiğine dikkat çekti. Bu süreçte Türkiye ve Arap dünyasının büyük ölçüde hareketsiz kaldığı belirtilen analizde, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Türkiye ve Pakistan ile karşılıklı savunma paktı imzalamasının bölgesel dengeleri değiştirdiği kaydedildi.
“ABD’ye değil, kendilerine bağlı olması gerektiğini anladılar”
MEE, Çin resmi haber ajansı Xinhua’nın konuya ilişkin değerlendirmesine de yer verdi. Tsinghua Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Yan Xuetong, savaşın ABD’nin bölgedeki güvenlik rolüne ilişkin Arap ülkelerinde soru işaretlerine neden olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Savaş, ABD askeri şemsiyesi altındaki Arap ülkelerinin sadece Washington’ın gerçek askeri gücünü değil, aynı zamanda onları koruma yeteneğini de sorgulamasına neden oldu. Bölge devletleri, ulusal güvenliklerinin ABD’ye değil, kendilerine bağlı olması gerektiğini anladılar.”
Analizde, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki askeri paktın önemli bir askeri kapasite oluşturduğu belirtildi. Üç ülkenin toplamda 5 bin 600’den fazla ana muharebe tankına, bin 100’den fazla savaş uçağına, balistik füzelere, nükleer caydırıcılığa ve bir milyondan fazla askeri güce sahip olduğu ifade edildi.
Üç ülkenin farklı motivasyonları
MEE’nin analizinde, anlaşmaya taraf olan üç ülkenin farklı motivasyonlarla hareket ettiği belirtildi.
Pakistan’ın ekonomik desteğe ve Hindistan’a karşı stratejik bir dengeye ihtiyaç duyduğu ifade edilirken, Suudi Arabistan’ın İran ve Husiler üzerinde bir kaldıraç elde etmek istediği aktarıldı.
Türkiye’nin motivasyonları arasında ise nükleer caydırıcılık, Suriye’deki yeni hükümete destek ve hızla büyüyen askeri sanayi kompleksi için yeni pazarlar bulma hedefleri sıralandı.
“İsrail’in en çok korktuğu şey uluslararası izolasyondur”
Analizde, anlaşmanın mimarlarından biri olarak gösterilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Riyad ziyareti öncesinde yaptığı değerlendirmeler de hatırlatıldı.
Fidan’ın İsrail’e ilişkin şu sözleri doğrudan aktarıldı:
“İsrail’in en çok korktuğu şey uluslararası izolasyondur. Bugüne kadar, bir illüzyon yaratmak için diğer ülkelerde bulunan kaynaklar da dahil olmak üzere elindeki kapsamlı kaynakları kullandı. Soykırım yapıyorlar ve o zaman bile hiçbir şey olmayabiliyor.”
“Ahlaki olarak onları yüzüstü bıraktık”
MEE, Mekke Anlaşması’nın arka planındaki gelişmelerin ortak noktasının ABD’nin güvenilir bir güvenlik ortağı olmaktan uzaklaşması olduğunu savundu.
Analizde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarını ve ateşkes çabalarını sabote ettiği, Trump’ın ise Netanyahu’yu kontrol edecek konumda olmadığı ifade edildi.
İsrail’in Gazze’deki asıl amacının Hamas’ı silahsızlandırmak değil, büyük çaplı bir gönüllü göç mühendisliği yapmak olduğu da ileri sürüldü.
Analizin sonunda Mekke Anlaşması’nın Orta Doğu’da yeni bir düzenin başlangıcı olabileceği değerlendirmesine yer verildi. Mısır’ın da pakta katılmasının kendi çıkarına olacağı ifade edilirken, temel meselenin yalnızca ABD’nin çöküşü değil, Arap ve Türklerin kendi toprakları üzerindeki egemenliği olduğu vurgulandı.
MEE, bölgenin en büyük üç gücünün İsrail merkezli savaş döngüsünü kırma iradesi göstermemesi halinde, her Arap hükümetinin bir sonraki kurban olacağının altını çizdi.
Diğer İçerikler