Reuters’ın 15 Eylül tarihli haberine göre AWS, uğradığı hasarın sıradan bir kesintinin çok ötesine geçtiğini ve birden fazla erişilebilirlik bölgesini aynı anda devre dışı bıraktığını bildirdi.
Şirket, “Altyapımızdaki hasar birden fazla erişilebilirlik bölgesini kapsadı ve bölgesel ve çoklu bölge hizmetlerimizin dayanacak şekilde tasarlandığı seviyeyi aştı” açıklamasını yaptı.
BAE’de tutulan bazı veri ve kaynakların tamamen kaybedildiği belirtilirken, Amazon mühendislerinin diğer iki ağır hasarlı bölgede kurtarılabilecek sistemleri ayakta tutmaya çalıştığı aktarıldı.
Yaşanan yıkımın kökeni, ABD ve İsrail’in mart ayında İran’a karşı başlattığı saldırılara dayanıyor. Tahran’ın buna verdiği füze ve insansız hava aracı karşılığı, İsrail’in yanı sıra Körfez’de ABD askeri varlığına ev sahipliği yapan ülkeleri ve bu ülkelerdeki Amerikan bağlantılı altyapıyı da hedef aldı.
AWS daha önce BAE’deki iki tesisinin doğrudan vurulduğunu doğrulamış, Bahreyn’deki tesisinin yakınındaki insansız hava aracı saldırısının da altyapıyı kullanılamaz hale getirdiğini açıklamıştı.
Bahreyn’deki müşterilerin büyük bölümü savaşın büyümesi üzerine verilerini başka bölgelere taşırken, geride kalan bazı veri ve kaynaklar için artık kurtarma imkânının bulunmadığı bildirildi.
Savaşın yarattığı tablo, Körfez’de hızla büyütülen Amerikan bağlantılı bulut ve yapay zeka altyapısının füze ve insansız hava aracı saldırıları karşısındaki kırılganlığını da gözler önüne serdi.
BAE, İran’ın misillemelerinin ardından dev yapay zeka veri merkezi projelerini adeta savaş şartlarına göre yeniden tasarlamaya başladı. Veri merkezlerinin farklı bölgelere dağıtılması, yer altına alınması, patlamalara dayanıklı yapılara dönüştürülmesi ve hava savunma sistemleriyle korunması seçenekleri değerlendiriliyor.
Kaynağa göre bu tesislerin hedef haline gelmesinin arkasında yalnızca ticari işlevleri bulunmuyor. ABD ve İsrail’in bulut bilişim, veri merkezi ve yapay zeka altyapısını yıllardır Batı Asya’daki askeri operasyonların merkezine yerleştirdiği belirtiliyor.
Bu sistemler istihbarat depolamak, milyonlarca iletişim kaydını işlemek, gözetleme verilerini analiz etmek, hedef belirlemek ve saldırı süreçlerini hızlandırmak amacıyla kullanılıyor.
İran da bu nedenle ABD teknoloji şirketlerinin işlettiği veri merkezlerinin yalnızca masum sivil tesisler olarak görülemeyeceğini savunuyor. Tahran, Amerikan ve İsrail askeri faaliyetlerine hizmet eden bu altyapıları stratejik hedef olarak değerlendirdiğini belirtiyor.
İsrail’in The Gospel, Lavender ve Where’s Daddy? gibi yapay zeka tabanlı sistemleri kullanarak büyük veri havuzlarından hedef listeleri oluşturduğu, Filistinlilerin hareketlerinin ve iletişimlerinin teknolojik sistemler üzerinden takip edildiği aktarılıyor.
The Cradle, Microsoft Azure gibi Amerikan şirketlerine ait altyapıların da İsrail ordusu tarafından toplanan büyük miktardaki Filistinli iletişim verisinin saklanmasında kullanıldığını belirtiyor.
ABD’nin de Palantir tarafından geliştirilen Maven sistemi üzerinden uydu, radar ve insansız hava aracı verilerini işleyerek İran’a yönelik saldırılarda hedef belirleme sürecini hızlandırdığı ifade ediliyor.
Kaynağa göre savaşın yalnızca ilk 24 saatinde binden fazla hedef belirlendi. Bu saldırılardan birinde Minab’daki Shajareh Tayyebeh İlkokulu’nun vurulduğu, en az 120’si çocuk olmak üzere 150 kişinin hayatını kaybettiği ileri sürüldü.
Böylece ABD ve İsrail’in savaş operasyonlarında kullandığı dijital altyapıların çatışmanın dışında kalamayacağı yönündeki İran tezinin, Amazon’un Körfez’de kaybettiği tesislerle birlikte bölgedeki teknoloji şirketleri açısından çok daha somut bir güvenlik sorununa dönüştüğü görüldü.
Kaynak: Reuters, The Cradle
Diğer İçerikler