Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Yalnızlaşan AB’nin 2030 Stratejik Pusulası

Güray ALPAR
04 Nisan 2022 10:16
A-
A+

Pusula yön tespit etmek maksadıyla kullanılır. Pusulaların en net çalıştığı yer, Ekvator bölgesidir. Ancak pusulaların özellikle güney kutbuna yakın yerlerde sağlıklı olarak işlemediği de biliniyor. Tıpkı AB’nin kendi yolunu çizmeyi amaçlayan 2030 Stratejik Pusulasında olduğu gibi.

Haziran 2020’de dönem başkanı olan, Almanya’nın girişimi ile hazırlanmasına karar verilen (O dönemde Merkel stratejik çıkar ve hedefleri içeren bir “Beyaz Kitap” hazırlanmasını istediyse de Alman Savunma Bakanlığının girişimi ile AB stratejik Pusulası’nın hazırlanmasına karar verilmiştir) ve iki yıl sonra Fransa’nın dönem başkanlığında onaylanan “Stratejik Belge” AB’nin karşılaştığı krizlerle baş etme yöntemlerini ortaya koymayı amaçlıyor.

Stratejik planlama sayesinde ülkeler, geleceklerini daha tutarlı bir şekilde inşa edebilirler ve rekabet ortamında avantaj elde etme şansına sahip olurlar. Ancak bunun için öncelikle planlama iyi yapılmalı, planın işleyişini engelleyecek riskler iyi belirlenmeli ve bütün bunlar “strateji” olgusuyla uyumlu bir şekilde bir araya getirilmelidir. Bu açılardan incelendiğinde, AB’nin 2030 Stratejik Pusulası; son derece yüzeysel, sıradan ve içine duygusallıkların karıştırıldığı bir plan olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine plan incelendiğinde, strateji konusunda yetersiz uzmanlar tarafından hazırlandığı da görülmektedir. İbn Haldun ünlü eseri Mukaddime’de, bir olayı incelerken onun “hayatın gerçekleri ile uyumlu olup olmadığı”nın araştırılmasının öneminden bahseder. Bu açıdan da AB tarafından hazırlanan planın, dünyada yaşanan gelişmeleri değerlendirmenin çok uzağında ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu da söylenebilir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, nüfus, hem ekonomik hem de sosyal ve kültürel yönden iyi kullanıldığında bir güçtür. Adolphe Coste (1796-1874); nüfusun hacim ve yoğunluk bakımından durumunun, “o ülkenin gelişmişlik derecesini gösterdiği” tezini iler sürer. Avrupa kıtasının 1350’li yıllarda nüfusu 80 milyon iken hastalık ve salgınlar nedeniyle 1500 yılında, 55 milyona düşmüştü. Sanayileşmenin başladığı 1750 yılında dünya nüfusu, yaklaşık 800 milyon civarındaydı ve bunun %80’i Avrasya Kıtasında yaşıyordu. Sanayileşme ile birlikte Avrupa nüfusunun dünya nüfusu içerisindeki payı da giderek artmıştır. 1950 yılına gelindiğinde 2,5 milyar dünya nüfusunun 400 milyonu (%16) Avrupa kıtasında yaşıyordu. 2020 yılında ise İngiltere’nin ayrılmasında sonra AB ülkelerinin toplam nüfusu 445 milyon olup, 8 milyara yaklaşan dünya nüfusunun %5,6’sını oluşturmaktadır. Yaşlanan nüfus yanında, bu yönüyle Avrupa’nın, açıkça bir güç merkezi olma durumundan hızla uzaklaştığı görülmektedir.

Avrupa II. Dünya Savaşı sonrasında, savunma ve güvenliğini ABD’ye bırakmıştı. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ise Almanya’da olduğu gibi mevcut silahlarının büyük bölümünü elinden çıkardı ve Avrupa Birliği ülkeleri ordularını olabildiğince küçülterek savunma harcamalarını çok düşük düzeye indirdi. Örneğin AB içindeki en büyük nüfusa sahip Almanya’nın bugün için silahlı kuvvetlerindeki etkin personel sayısı 180 bin civarında. AB içinde en güçlü silahlı kuvvetlere sahip Fransa’nın ise büyük harcamalar yapmasına rağmen, Afrika’da Mali’de kendi başına bir operasyonu bile sürdüremediği ve çok fazla kayıp vererek faaliyetlerini durdurduğu görüldü. AB, bugüne kadar büyük mali gücüne rağmen kendi başına bir güç oluşturmayı başaramadı. Şimdi ise Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrası, Alman Şansölyesi Olaf Scholz, Rusya’nın batıdaki üssü Kaliningrad’dan Almanya’yı birkaç dakika içinde vurabilecek İskender füzelerine karşı çare bulmaya uğraşıyor.

Stratejik pusula sözde, AB’nin kriz anında savunma kabiliyetinin geliştirilmesi, krizlere mukavemet gösterilmesi ve bunun için üçüncü ülkelerle ortaklıklar kurulmasını kapsıyor ve bugüne kadar savunma ve güvenlik alanında NATO ve ABD’den bağımsız hareket edemeyen AB için, 2030 vizyonunu ve güçlenme hedefini ortaya koymaya çalışıyor. Okullarda dahi tehdidin iyi belirlenmesi ve tedbirlerin bunu karşılaması gerektiği ilk derslerde öğretilir. Ancak ne tehditler gerçekçi şekilde belirlenmiş ne de alınan önlemlerin bu tehditleri gerçekten karşılayıp karşılayamayacağının hesabı yapılmış görünüyor. Daha doğrusu bu stratejik planı doğru dürüst okuyan bir yetkilinin olduğu da şüpheli.

Planların hazırlanmasında en önemli konulardan birisi de faraziyelerdir. Faraziye ispat edilmemiş kabullerdir. Elde yeterli bilgi bulunmadığı durumlarda Faraziyeler, doğru olduğu kabul edilen hususlar olup, faraziye’nin gerçekleşmemesi durumunda plan tamamen geçersiz duruma düşer. Bu noktada Stratejik Pusula’nın faraziyelerinin de çok uçuk olduğu görülmektedir. Soğuk Savaş Döneminde, Avrupa Ülkeleri savunmasını diğer ülkelere bırakmış ve savunma harcamalarını ekonomilerini geliştirmek için harcamıştı. Bu dönemde de Türkiye’nin kendi bütçesinden çok fazla askeri besleyerek, “Avrupa’nın güvenliğini sağladığı” biliniyor. Şimdi sorulması gereken asıl soru şu olmalı: AB ne zamana kadar savunmasını diğer ülkelere dayayacak ve kim kendi askerini AB ülkelerini korumak için ölüme gönderecek?

AB Stratejik Planında; NATO, Afrika Birliği, ASEAN gibi ortaklardan ve ABD, Kanada, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerle işbirliğinde söz ediliyor. Üstelik bir bakıma Türkiye karşı tarafa itilerek, tamamen dışarıda bırakılıyor. Bu yapılırken de krizlere hızla reaksiyon göstermek için, 2025 yılında oluşturulacak 5 bin kişilik acil müdahale gücünden bahsediliyor. Oysa Avrupa Ordularında görev yapan en küçük rütbedeki askeri personel dahi bilir ki, eğer Türkiye karşı tarafa konulacaksa bu 5 bin kişilik kuvvetin en az 100 katına çıkarılması gerekecektir!

Bu noktada AB konseyinin, Akdeniz’e en uzun kıyısı bulunan Türkiye’nin, uluslararası hukuka uygun olarak yaptığı doğal gaz arama çabalarından dolayı, “Türkiye’ye yaptırımlar uygulama” ve bunu 12 Kasım 2022 tarihine kadar uzatma kararını da hatırlamak gerekir. Eğer siz stratejik bir plan yapıyorsanız, bu planlamanın dostlarınızın sayısını artırması gerekir. Planı hazırlayan şu soruyu kendine sormadıysa yanlış giden bir şeyler vardır. “Planda adı geçen muhtemel tehditlerin ve sorunların hangisi Türkiye olmadan çözüme kavuşturulabilir?

Türkiye’yi karşı tarafa iterek, AB’de yaşayan insanların güvenliğine ne katkı sağlandığını da anlamak mümkün değil. Eğer siz koskoca Avrupa Birliğinin kaderini, kriterleri karşılamadan ve bölgesel sorunlarını çözmeden kabul ettiğiniz küçücük ülkelere bağlayıp, sonra peşine takılırsanız, böyle faraziler altında ezilir ve planların daha başlamadan çökmesine neden olursunuz. Daha da önemlisi, Avrupa Güvenliği açısından vazgeçilmez olan Türkiye’yi kaybettikten sonra arar, ama gün gelir bir türlü yanınızda bulamazsınız.

Daha geçen yıl kasım ayında, Almanya Şansölyesi Merkel, “4 milyona yakın sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin desteklenmesi gerektiği” açıklaması yaparken ve Türkiye göçmenler konusunda büyük fedakarlıklarda bulunurken, Stratejik Pusula adı altında Türkiye’ye getirilen eleştirilerin son derece tutarsız ve taraflı olduğu açık. Hele hele Türkiye’nin düzensiz göçü bir araç olarak kullandığı iddiasını kabul etmek mümkün değil. Ya bu sözler yalan ya da plan rastgele hazırlanmış.

Bazı kurumlar da tıpkı insanlar gibi, dar düşünce yapısı içinde büyüme ve gelişme özellikleri kaybederler. AB kendi düşünce yapısı içerisinde, kendince hayali bir dünya yaratmış ve bunu yaşamaktadır. Bu düşünce kalıbında dünyada sadece “biz” ve “ötekiler” vardır. Oysa gelecek insanı ve adaleti merkeze alan planlamalarda gizlidir. İçinde insanı ve adaleti barındırmayan Stratejik Pusula da sadece bu düşüncenin dışa yansıması ve hazırlayanların görmek istediği dünyadır. AB, etrafındaki herkesi düşmanlaştıran bu çalışmasıyla kendisini yalnızlığa mahkûm edip dışlamaktadır. Oysa, kendisine düşmanlar yaratarak ve ötekileştirerek güçlenmek pek mümkün değildir. Kendisinden başkasına değer vermeyen bir üslupta hazırlanan Stratejik Pusula’nın, 5 bin kişi ile AB’nin güvenliğini nasıl sağlayacağı da gerçekten merak konusudur.