Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Türkiye’nin Kalkınmasında Girişimci Düşünce Yapısı ve Dışa Bağımlılığının Azaltılması

Güray ALPAR
24 Ocak 2022 09:41
A-
A+

Ürüne ne kadar değer kazandırılıyor yani ürünün ortaya çıkmasında o birim ne kadar etkili ise ürün de o oranda katma değerlidir. Yaratılan katma değer ile o ülkenin milli hasılası arasında doğrusal bir bağlantı bulunmakta, bir anlamda yüksek katma değer yüksek hasıla anlamına gelmektedir. Cari açığın kapatılması da bununla orantılıdır. Diğer taraftan kalkınma için üretim yanında, yapılacak yeniliklerle ürünlere katma değer kazandırılması gerekiyor ki bu da araştırma-geliştirme faaliyetleri ile birlikte üretime yönelik girişimci bir düşünce yapısını gerektirmektedir.

Türkiye’nin bu kapsamda çalışmalarını artırdığı görülmektedir. Bunun daha da ileriye taşınması zorunluluğu vardır.

Türkiye’nin 2021 yılı dış ticareti incelendiğinde, ihracatın 225,4 milyar dolara yükseldiği görülür. Aynı yıl ithalat ise 271 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu durumda dış ticaret açığı 45,9 milyar dolardır. Yani 2021 yılında ihracat %83,1 oranında ithalatı karşılamıştır. Bu dönemde 32 bin firma daha ihracat yapmaya başlamış, 43 binden fazla firma ise yeni pazarlara ihracat gerçekleştirmiştir. Yine bu çabalara Anadolu’daki yeni şehirler de katılmaya başladığı ve 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan il sayısının 21’e yükseldiği görülmektedir. Özellikle Türkiye’nin ticaretinde önemli bir yeri olan, Avrupa Birliği ülkelerine yönelik ihracatının, 2021 yılında %33 oranında artarak 93,1 milyar dolara çıkması, net 7,7 milyar dolarlık bir dış ticaret fazlası manasına geliyor ki bunun sağlanmış olmasını da küçümsememek gerekir.

Diğer bir dikkati çeken husus miktar yanında katma değer olarak sağlanan artıştır ki, ihracat mallarının kilogram birim değeri %18 artışla 1,29 dolara yükselmiştir. Bu artış da önemlidir. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, kilogram başına bu rakamlar 2018 yılı için Japonya’da 4 dolara yakınken, Almanya’da 3,7 dolar, Güney Kore’de 2,54 dolardı. Bu konuda Türkiye’nin 2023 yılı hedefinin 2 dolar olması hedefleniyor ki, bu rakamın üzerine çıkma gereği daha şimdiden hissedilmektedir. Türkiye gibi bir ülkenin ithalatına nazaran ihracatının daha da artması, kilogram başına ürün değerinin yükseltilmesi ve her şeyden önce katma değeri yüksek üretiminin gerçekleştirilmesi hiç de kolay olmayan ve çaba gerektiren bir zorunluluktur.

Şüphesiz buna ilişkin gerekli altyapının düzenlenmesi ve sağlıklı bir yapının oluşturulmasına yönelik çalışmaların koordine edilmesi ihtiyacı da var

İnanmak ve bilinçli planlama bu konuda yapılacak işlerin başında geliyor. Katma değer yaratacak ve uzmanlaşacak alanların belirlenmesi de önemli. Analizlerin iyi yapılması gerekiyor. Bu nedenle ilaç, sağlık, havacılık, elektronik ve eğitim gibi gelecekte önemli olabilecek alanların tespiti ve bu alanların desteklenmesi yanında, Türkiye’nin hangi alanlarda en fazla ithalat yaptığının analizi de önemli.  Örneğin 2015-2020 yılları arasında Türkiye’nin sadece cep telefonları için 13 milyar dolara kadar harcama yaptığı düşünülürse, konunun önemi daha iyi ortaya çıkacaktır. Halbuki daha önce yerli sanayinin bu konuda iyi bir seviyeye geldiği biliniyor.

Bu noktada bir malı üretmek ve bunu yurtdışı pazarlara satmak kadar, bunu üretirken mümkün olduğu kadar az ithal malzeme kullanmak da önemli gözüküyor. Gelişmekte olan ülkelerin esas sorununun kısıtlı sermaye birikimi olduğunun ve sermayenin sınırlı olmasının risk sermayesinin oluşmasını engellendiğinin bilindiği bir ortamda, tasarım ve Ar-Ge kavramları da işin içine dahil oluyor. Her ne kadar tasarım kavramı Ar-Ge tanımı içinde yer alıyor olsa da ihtiyaç duyduğu daha düşük risk sermayesi ve düşük işlem maliyeti sebebiyle, Ar-Ge yerine kullanılabilecek bir araç olarak gözüküyor. Diğer taraftan tasarım, özellikle gelişen ülkeler için yaratacağı rekabetçi durum sebebiyle gelişim sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin bu alanda yeterince yetişmiş insan gücü vardır ve sadece bu konuda uygun şekilde desteklenmeyi ve fırsat verilmesini beklemektedir.

Üretmek kadar üretileni satmak için pazarlar bulabilmek de önemli

Günümüz dünyasında rekabet her alanda olduğu gibi, ticari alanda da yoğun şekilde kendini hissettirmekte ve uluslararası alanda başarılı olmak için üretilen her malın kalitesi kadar fiyatının da diğerlerine göre uygun olması önem kazanmaktadır.

Bu kapsamda en azından belirli bir aşamaya kadar (azalan verim kanunu) üretilen mal miktarı ne kadar çok olursa maliyetler de o oranda düşük ve rekabet açısından avantajlı olacaktır.

Peki böylesi bir durum Türkiye açısından nasıl yaratılabilir? Maliyetler nasıl düşürülebilir? Rekabetçi bir ortam nasıl yaratılabilir?

Aslında Türkiye’nin son dönemde birçok bölgede, birçok dost ülke ile gerçekleştirdiği işbirliği girişimleri bu konudaki yapılabilecek çalışmalar için gerekli altyapıyı sağlayabilecek durumda. Bu kapsamda 12 Kasım 2021 tarihinde isim değiştirerek oluşturulan, Türk Devletleri Teşkilatı bir örnek model olarak ortaya konulabilir. Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Macaristan’ın asil ve gözlemci üye olduğu bu teşkilat neredeyse 200 milyonluk bir bloku temsil ediyor. Bunun dışında işbirliği yapılacak; Pakistan, Bangladeş, Malezya ve Endonezya gibi ülkelerin de neredeyse 700 milyona yakın bir nüfusu olduğunu da düşünmek gerekir.

Bu ülkelerin yapacağı işbirliği bazı seçili alanlardaki üretimi bambaşka boyutlara taşıyacaktır

İstediğiniz kadar güzel ve kaliteli bir ürünü üretin, eğer bunun satışını yeterli miktarda yapamıyorsanız maliyetinin yüksekliği daima bir sorun oluşturacaktır. Örneğin 30 adet tank ihtiyacı olan bir ülkenin eğer satamayacaksa bunu ne pahasına olursa olsun üretmesi oldukça maliyetli olacaktır. Oysa 3 bin tanka ihtiyacı olan bir ülke bunu gerektiğinde kendisi üretebilir. Bu durum birçok alanda geçerlidir. Üretimde kalite, tasarım, Ar-Ge faaliyetleri ile maliyet etkin üretim açısından, bu ülkelerin işbirliği içinde müşterek çalışmaları, bir çok açıdan bu ülkeler için farklı alanları gündeme taşıyacağı gibi şüphesiz ortaya konulan avantajlar bu ülkeleri kalkınma çabalarında üs sıralara taşıyacaktır. Bu kapsamda bir araya gelmek, analizleri ortaya koymak, ortak Ar-Ge ve tasarım çalışmaları yapmak ve bu ülkelerde üretim üsleri oluşturarak istihdam yaratmak, sonra da üretilenleri öncelikle bu ülkeler, sonra da ilişkili pazarlara sunmak maliyet etkinlik açısından olumlu sonuçlar verecektir. Savunma sanayi, havacılık, elektronik, sağlık alanı ve cihazları ve yapay zekâ gibi alanlar bu anlamda seçilebilecek alanlar olabilir.

Sonuç olarak; mevcut imkanları değerlendirmek, işbirliği yapmak, maliyetleri paylaşmak ve düşürmek bir çok alanda avantaj sağlayacaktır. Bu anlamda Türkiye’nin mevcut çalışmalarını maliyet etkin, yenilikçi tasarımlar ve Ar-Ge kadar, mevcut işbirliği ortamlarını da işin içine katacak şekilde geliştirmesinin bir çok alanda olumlu sonuçlar vereceği değerlendirilmektedir. Bu alanda Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleri arasında başlatılacak çalışmalar güzel bir örnek oluşturacaktır.