Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Tehdit Algısı, Güvenlik ve Strateji: Rusya Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinin Karşılaştırmalı Analizi

Güray ALPAR
26 Temmuz 2021 12:10
A-
A+

Stratejinin bir anlamının da eldeki imkanları en etkili şekilde kullanmak olduğu söylenebilir. Temel manada araç, yöntem ve hedefleri içerir. Ancak bunun için yol gösterecek bir rehbere de ihtiyaç vardır. Geleceği planlayan devletler, kendi güçlerini değerlendirirken, bulundukları bölgeyi ve hatta küresel anlamda yerlerini de değerlendirir ve imkanlarına göre güçlerini en etkin şekilde kullanmak için değerlendirmeler yaparak bir yol haritası hazırlar.

Ulusal Güvenlik Stratejileri, bir devletin tehdit algısını ve bu tehditleri nasıl giderebileceğine ilişkin temel düşüncesini yansıtır. Bundan sonra ise bu plan ülkedeki ilgili kurumlar tarafından daha ayrıntılı hale getirilerek uygulanmaya başlanır. Bu nedenle bir ülkenin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne bakarak o ülkenin neyi ya da neleri tehdit olarak algıladığını ve bunları etkisiz hale getirmek için nasıl bir yol izleyeceğini genel olarak anlamak mümkündür. Yine tersinden gidilirse o ülkenin alanda yaptıkları ile bu plan karşılaştırılırsa, neyi niçin yaptığı daha kolay anlamlandırılır çünkü yapılan her faaliyet bu planın bir parçasıdır. Tabi ki bu tutarlı ve planlı politikalar izleyen devletler için geçerlidir. Doğal olarak ciddi bir devlet yapısına sahip olmayan ülkeler için yapılan birçok faaliyet rastgele gelişecektir.

Bu anlamda Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya Güvenlik Konseyi’nin yaptığı çalışma ile son şeklini verdiği, güncellenen Rusya Ulusal Güvenlik Strateji Belgesini bu ay imzaladı. Bu belge, Rusya’nın karşı karşıya kaldığı meydan okumalar ve tehditler karşısında yapacağı faaliyetlerin neler olacağını açıkça ortaya koyuyor.

Rusya, soğuk savaşın sona ermesinin ardından, 1997 yılından itibaren yaklaşık her altı yılda bir Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ni güncelliyor. 1997 yılındaki ilk belgede; uluslararası sistemin çok kutuplu hale geldiği ve buna göre yeni kuralların oluştuğuna dikkat çekilerek, Batılı ülkelerin eskiden olduğu gibi kendi istedikleri düzeni sürdürmek için krizler çıkardıkları vurgulanıyordu. Belgede belirtilen hususlardan birisi de uluslararası kurumların zayıflaması ve küresel güvenlik sistemlerinin giderek etkisizleşmesiydi. Bu dönem Rusya için” Stratejik Savunma Dönemi” olarak isimlendirilebilir.

Rusya, Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra bir süre bocalamış ve yeni sisteme uyum sağlamaya çalışmıştır. Ancak bir süre sonra bazı Batılı ülkelerin üzerindeki yıkıcı faaliyetlerini görünce, kendini güvende hissetmemiş ve yeni şartlara göre tedbirler geliştirmeye başlamıştır. Bu durum Putin döneminde hazırlanan 2000, 2009 ve 2015 Ulusal Güvenlik Stratejilerinde açıkça görülebilir.

2000 yılında yayınlanan Rusya Ulusal Güvenlik Konseptinin, özellikle Rusya için ulusal ve bölgesel manada oluşabilecek tehditler üzerine yoğunlaştığı görülür. Yine bu noktada Rusya’nın iç dengesini bozan tehditlerin öncelikli olarak ele alındığı da göze çarpar.

Bu dönemde daha öncekinin aksine ülke içi değil ülke dışı da bir güvenlik alanı olarak belirlenmiştir. Bu anlamda; devlet otoritesinin zayıflaması, sosyal karışıklıklar, dışa bağımlılığın artması, üretimde düşme, bilimsel ve teknolojik gerileme, savunma yeteneklerindeki düşüş, sınıra yakın bölgelerde yabancı güçlerin faaliyetleri, NATO’nun genişlemesi, Kafkaslarda Rus etkisinin azalması konuları vurgulanmış, bundan sonraki dönemde de Rusya kendince değerlendirdiği bu tür risk ve tehditleri bertaraf edecek şekilde çalışmalara başlamıştır. 2006 yılında enerji fiyatlarının yükselmesi ise birçok konu yanında askeri modernizasyon için Rusya’nın işini oldukça kolaylaştırmıştır. Bu dönemde Rusya; Fransa, Almanya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmeye önem vermiştir. Rusya’nın 2008 yılında vatandaşlarını koruma bahanesi ile Gürcistan’a yapmış olduğu askeri müdahalenin, bu konsepte belirtilen ana hususlardan birisine yönelik olduğu açıkça görülebilir. Kısacası bu müdahale 2000 yılında ortaya konulan bir hususun hayata geçirilmiş halidir. Bu süreç Rusya açısından “Toparlanma ve Stratejik Denge” dönemiydi.

2009 yılında revize edilen Rus Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ise hem bulunduğu dönemin şartlarını ortaya koymuş hem de 2020 yılına kadar dünyada olabilecek hususlara ilişkin iddialı değerlendirmeleri içermiştir. Bu belge dikkatle incelendiğinde asıl amacın “Çok kutuplu bir dünya modelinde güçlü ve rekabetçi bir Rusya” oluşturmak olduğu görülür.

Bu belgede; dış istihbarat örgütlerinin faaliyetleri, organize suçlar, İstikrarı bozucu ve ayrılıkçı hareketler, ABD gücünün tek taraflı hakimiyeti, NATO’nun uygulamaları ve genişlemesi, Rusya’nın sınırlarındaki ve etki alanlarındaki karışıklıklar, Silahsızlanma Anlaşmalarına uyulmaması ve enerji rekabetindeki haksızlıklar gibi konular öne çıkarılıyordu. Bu Strateji Belgesi dönemi ve ertesi ise Rusya için adeta bir “Stratejik Genişleme“süreci olarak adlandırılabilir. Bu dönemde Rusya’nın, birçok konuda ABD’nin uluslararası sistemin işleyişine yönelik aldığı kararlarına katılmadığı da görülür.

2010’lu yılların başı, Afganistan ve Irak’taki karışık ortam devam ederken, Suriye ve Libya gibi bölgelerde de karışıklıkların ortaya çıktığı bir dönemdi ve bu dönemi Rusya çok iyi değerlendirdi. Beklediğinin üstünde bir gelişme kaydetti ve bu dönem sonunda hedeflerini en fazla gerçekleştiren ülkelerden birisi oldu. Bu süreçte Rusya Çin ve Hindistan ile olan ilişkilerini geliştirdi. 2012’de Avrasya Ekonomik Birliği’nin kurulması da önemliydi. Ardından Ukrayna’da, Rus yanlısı olarak tanınan Cumhurbaşkanı Viktor Yunakoviç’in aylarca süren gösteriler ardından Rusya’ya kaçması ve Batı yanlısı bir hükümet kurulması üzerine Rusya Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı 2014 yılında ilhak etti.

Yine bu dönemde Rus paralı askerleri Libya ve Suriye gibi bölgelerde etkin bir rol oynamaya başlamış, 2015 yılında imzalandığı anlaşmalar ile Suriye’de Tartus Deniz Üssü ile Hmeymim Hava Üssünü elde etmiş ve Suriye’nin bazı bölgelerini kontrol altına almıştır. Böylece Rusya hem Ortadoğu hem de Akdeniz’de varlığını hissettirmeyi başarmıştır. Tartus Üssü aslında 1971 yılında alınmıştı. Yıllar sonra Rusların bu bölgeye dönmesi, akıllıca bekleyiş ve stratejik fırsatları değerlendirme düşüncesinin bir sonucuydu.

2015 yılının son günü olan 31 Aralık tarihinde onaylanan ve Rusya Federasyonu’nun ulusal çıkarları, dış politika öncelikleri, ulusal güvenliği güvenliğini güçlendirmeyi, istikrarlı kalkınmaya yönelik hedefleri belirleyen kilit bir stratejik belge olduğunu daha ilk sayfalarda açıkça ortaya koyan ve 2020 yılına kadar Rusya’nın önceliklerinin belirlendiği 2015 Rusya Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde ise şu hususlar öne çıkmaktadır:

- ABD ve Batı Ukrayna’daki faaliyetleri ile bu ülkeyi Rusya’ya düşman ediyor. Renkli Devrimler tehlike yaratıyor.

- ABD sadece nükleer alanda tehdit olmakla kalmıyor, Rusya’ya komşu bölgelerde biyolojik askeri ağını genişletiyor.

- Halen bir enformasyon savaşı yaşanıyor ve bu konuda uğraşan gizli servisler oldukça aktif.

- Rusya, askeri güce, ulusal çıkarlarını korumak için başvurduğu yollar etkisiz kaldığında başvuracak.

- Rusya Çin, Hindistan, Latin Amerika ve Afrika ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeli.

-Rus ekonomisi rekabetçi değil ve kaynak bağımlılığı istikrarsızlık yaratıyor. Ekonomik tehlikeleri bertaraf etmek için toplumsal ve ekonomik politikalar hayata geçirilmeli ve mali sistem güçlendirilmeli.

Rusya 2000’li yılların başlarında borçlarını kapatarak yeniden eski Sovyet topraklarını kontrol etmeye yönelik faaliyetlerine başlamıştı. Özellikle 2001 yılından itibaren iyileşen ABD-Rusya ilişkileri, Putin’in 2012 yılında üçüncü kez başkan seçilmesi ile yeniden sıkıntılı bir sürece girmeye başladı. Rusya’nın ABD’de yapılan 2016 Başkanlık seçimlerine müdahale ettiğine ilişkin suçlamalar, ilişkileri Soğuk Savaş döneminin şartlarına taşıdı.

Donald Trump döneminde ABD, Rusya’ya karşı özellikle enerji alanında tedbirler geliştirerek, ekonomik baskılar yapma yoluna gitti. Buna rağmen yine de Rusya, Trump’ın ABD’yi yalnızlaştırıcı söylem ve politikaları ile ABD’nin gereksiz yıpratıcı yayılmacı ve tutarsız durumundan istifade ederek kazançlarını mümkün olduğu kadar korumayı başardı. Üstelik özellikle pandemi sürecinde yapmış olduğu tatbikatlar ve teknolojik anlamda geliştirdiği silah ve cephaneler ile askeri anlamda yeteneklerini geçmişe oranla daha da geliştirdi. Bu dönem belgede belirtildiği şekilde Rusya’nın bir çok ülke ile ilişkilerini geliştirdiği bir dönem oldu.

Ancak günümüzde Biden’ın, Trump sonrası ABD’yi toparlama çabalarının bir sonucu olarak, Rusya’ya karşı ekonomik ve diplomatik yaptırımları ile yeni bir mücadele içine girdiği görülüyordu. 11 Eylül terör saldırılarından sonra Rusya ve Çin teröre karşı ABD için bir müttefikti. Başkan Bush: Ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız.” demişti. Günümüzde ise bu devletler ABD ile birlikte değilse mutlaka karşısında olmalıydı. ABD’de genelde her başkan değiştiğinde yeni bir ulusal güvenlik stratejisi yayınlanmaktadır. Başkan Biden’da göreve geldikten 45 gün sonra bu yılın başlarında 23 sayfadan oluşan geçici bir belge imzalamış ve giriş kısmında Çin, Rusya ve diğer otoriter devletlerle büyüyen rekabet ortamına dikkat çekilmişti. Yine ABD başkanı Biden’ın katıldığı 2021 NATO Zirvesi Rusya ve Çin’i tehdit olarak karşıya koyuyordu. Rusya ve Çin askeri bakımdan güçlü iki ülke ancak yine de Rusya askeri bakımdan daha önde.

Mevcut şartlarda Rusya’nın stratejik öncelikleri genel anlamda:

- Sovyetler Birliğinin yıkılmasından kaybettiği etki alanlarını yeniden elde etmek,

- İç bütünlüğünü sağlamak,

- Suriye ve Ortadoğu’da etkili olmak,

- Ekonomik olarak bir güç olmak,

- Silah pazarındaki payını korumak ve genişletmek,

- Suriye ve Akdeniz başta olmak üzere enerji geçiş yollarını kontrol etmek,

- ABD, NATO ve AB’den gelebilecek engelleri bertaraf etmek,

- Siber güvenlik ve dezenformasyon alanında saldırıları engellemek ve diğerlerine etki edebilecek bir yapıya kavuşmak olarak sınıflandırılabilir.

2021 Temmuz ayında Rusya Devlet Başkanının onayladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi Rusya’nın yeni durumunu ve önceliklerini karşılayacak şekilde tasarlanmış görülüyor. Özellikle belgenin sonuç bölümünde stratejinin uygulanmasının; Rusya halkının korunmasına, yaşam kalitesinin artırılmasına, potansiyelinin geliştirilmesine hizmet edeceğinin belirtilmesi ve böylece Rus toplumunun birlik ve bütünlük içinde rekabet gücünün ve uluslararası prestijinin artarak kalkınma hedeflerine varacağının belirtilmesi ifadeleri belgenin amacını daha açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Strateji Belgesinde vurgulanan diğer ifadeler ise yine mevcut durumu ve buna göre yapılması gerekenleri analiz ediyor.

Bu belgenin ortaya koyduğu ana hususlar şu şekilde sıralanabilir:

- Rusya dış yaptırımlara karşı koyma yeteneğini ve dayanıklılığını ortaya koymuştur. Ekonomik güvenlik sağlanacak. Enerji ve gıda güvenliği alanında seviye yükseldi, ekonominin temel sektörlerindeki ithalata bağımlılığın azaltılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.

- Rusya’nın karşı karşıya olduğu askeri tehditler artmaktadır. Rusya’ya ve müttefiklerine baskı yapma girişimleri, Rusya’ya yakın bölgelerde NATO askeri altyapılarının oluşturulması, artan casusluk faaliyetleri ve Rusya’ya karşı büyük askeri birlikler ve nükleer silahlar kullanılmasıyla ilgili çalışmalar ve tatbikatlar bu tehditleri daha da artırıyor.

- Rusya’yı dizginlemeyi hedefleyen politikalar karşısında uzun vadede mevcut kazanım ve rekabet avantajlarının etkili şekilde kullanılarak; egemenlik, bağımsızlık ve devlet ve toprak bütünlüğünün güçlendirilmesi, toplumun geleneksel manevi ve ahlaki temellerinin korunması, savunma ve güvenliğin sağlanması ile iç işlerine müdahalelerin önlenmesi hayati öneme sahiptir.

- Dünyada artan istikrarsızlık, radikal ve aşırılıkçı eğilimler; devletler arası sorunları iç ve dış düşman arayarak çözme girişimlerine, değerlerin çökmesine ve temel hak ve özgürlüklerin görmezden gelinmesine yol açabilir.

- Psikolojik enformasyon sabotajları ve Batılılaşma Rusya’nın kültürel egemenliğini tehdit ediyor. Tarihsel hafızayı yok etme girişimleri arttı. Rusya ve Dünya tarihi tahrif ediliyor, tarihi gerçekler çarpıtılıyor, kötü niyetli kişiler Rusya’da etnik ve mezhepler arası çatışmaları kışkırtıyor.

Şüphesiz bu belgenin alanda uygulanmaya başlamasının birtakım sonuçları olacak. Dolar kullanımının azaltılması ve ticaretin yerel para birimleri ile yapılması bu sonuçlardan sadece birisi.

Belgede askeri ve ekonomik tehdit açık olarak ABD gözüküyor. Buna istinaden Washington yönetiminin Asya-Pasifik bölgesindeki düşmanca faaliyetler karşısında, Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan ile dostluğun geliştirilmesi gerektiği de belirtiliyor. Bu yüzden Rusya’nın Asya Pasifik bölgesinde güvenilir bölgesel istikrar ve güvenlik mekanizmaları gerçekleştirmek için Çin ile tam teşekküllü ortaklık ve stratejik işbirliği yapılması ile Hindistan ile imtiyazlı stratejik ortaklık kurulması da söz konusu (Hindistan ile ilişkileri geliştirmek ABD’nin Geçici Ulusal Strateji Belgesinde de yer alıyor). Diğer taraftan Belgedeki Moskova ve Pekin arasında özel bağa yapılan vurgu Çin’de memnuniyetle karşılandı. Nitekim Çin Küresel Yönetişim Enstitüsünden Ma Yongbao, Çin ile Rusya’nın arasının açılabileceğini düşündüler ancak onlar son 30 yılda ABD ve Rusya ilişkilerinin nasıl değiştiğini anlamıyorlar.” açıklamasında bulundu.

Sonuç olarak uluslararası sistemde bir devletin güvenlik stratejisi oluşturmasının anlamı, o devletin gücüyle orantılı olarak hedefleri ve bu hedeflere ulaşma kararlılığının güçlü bir şekilde ortaya konulmasıdır. Rusya’nın Soğuk Savaş Dönemi ertesinde uygulamaya koyduğu Ulusal Stratejik Güvenlik Belgelerinin dikkatle takip edildiği, uygulama alanına konulduğu ve Rusya açısından ilerlemeler sağladığı açıkça görülmektedir. Bu anlamda başlangıçta savunma durumuna yönelik açıklamaların giderek daha çok ilgi ve etki alanlarını genişletmeye yönelik olarak geliştirildiği bilinmektedir. 2021 yılında uygulamaya konulan belge de Rusya’nın karşı karşıya olduğu tehditleri ortaya koyarken, buna karşı alınacak tedbirleri de içermektedir. Belgede belirtilen konuların hangilerinin ne oranda uygulama alanı bulacağı tartışılabilir, ancak gerçek şu ki ABD artık tek güç olma durumunu kaybetmiş gözükmektedir.